Değişimler ve değişemeyenler.
Olayları kendimiz kontrol edemiyor olsak da, değişim kendi elimizdedir.
Her nedense hala, çoğumuz kendi bildiğimiz eski dünyamızdayız ve değişim olanaklarını onun kodları içinde arıyoruz. Oysa günümüz şartları bize değişmeyi kaçınılmaz kılıyor.
Değişim bir anlamda yaşamda zaman yönetimine ayak uydurmaktır.
Değişim esasında gelişimin de anahtarıdır. Bu nedenle hayatın sosyal seyri içerisinde bireysel ya da toplumsal değişim şarttır....
Hayret etmemek elde değil aslında;Teknolojiyi en son hızla değiştiren bizler, yani insanoğlu kendi kendini değiştirmekte nedense zorlanıyor.
Bazen de hayatımızı, bakış açımızı değiştiren nice insanlar vardır.
Nice zor kararlar verirsiniz ve bu sizin "sarsılmaz iradenizin" da ta kendisidir.
Önemli olan kendinizi yabancılaştırmadan değişmenizdir.
Zaman güzellikleri de çirkinlikleri de süzer. Çirkin insanları çirkin yürekleri süzecek hiç bir süzgeç yoktur. Ama insana baki kalan kendi eylemlerinin sonuclarıdır.
Bir haksızlık karşısında, hakkaniyetli davranmayıp haksızlık yapan insanlar sayesinde değişen insanlar da vardır. Evrensel şartları göz ardı eden ve bireysel üstünlüğe önem veren kendi egosunu tatmin etmekle zaman kaybedenlerin, arkalarında bırakacakları bir iz olmayacağı gibi tarihin de boş sayfalarında yer alacaklardır.
İnsanın yaşam ve giyim biçimini dahi değiştiren şey, her şeyden önce insanın zihinsel değişimlerinin bir parçasıdır.
Adliye koridorları ya da mahkeme salonu gibi, insan hurriyetine zincir vurma korkularının yaşandığı ama zihinlerin değişmediği bir ortamda yargılananla yargılayanın arasında hiç kimse yoktur.Yeri geldi mi kendinizle yalnızlaşır ya da kendi kendinizle bile kalabalıklaşabilirsiniz... Değiştirebileceklerinizle değiştiremeyeceklerinize bağlı herşey.
İnsanı nerede olursa olsun terk etmeyen duyguları vardır..
Tıpkı öğle vakti geldi mi insanın içine delice yemek yeme isteğinin çöktüğü gibi, ama bazen yemek ya da içmek dahi istemediğiniz, o motivasyonu bile bulamadığınız boş duvarlara gözlerinizle karaladıklarınızla başbaşa kaldığınız o ruh halinizin bıkmış ve bezmiş hali de sizi terketmeyen duygularınız arasındadır...
Değişmeyen yazgı misali, bazen öyle kaderler var ki, içine girersiniz ve bir türlü çıkamazsınız.. Orada birkaç yaralı ruhun yaraladığı binlerce insanı huzursuz eden ortamdasınız. O yaralı birkaç ruhun etkilediği nice insanlar var. O insanlar birbirini de olumsuz etkileyerek binlerce rakamlarına ulaşıyorlar.
Sonra da yaşamı yaşanmaz hale döndürüyorlar. İşte zincirin halkaları misali, dalga dalga birbirini domino taşı gibi etkileyen insanlar var..
Güzellik, salt sezgidir diyor Croce; çirkin ise ifade yoksunluğudur.
Estetik de klasik anlamda güzelliğin görsel ifadesi gibidir.
Ruhumuz estetik olarak da bozulmuş.Toplumsal güzelliğimizi de kaybedip sadece bireysel güzellikler anlayışına odaklanmışız.
Bir farkındalık çarpıklığı yaşıyoruz. Herşeyi görür, herşeyi konuşur, herşeyi sorgular, herşeyi bilir ve hep eleştiririz ama farklılaşmayı; farklılaşıp kıyaslamayı; olumsuzlaşmayı ve kıyaslarken, araya yalan sokuşturmayı, huzursuzluğu; huzursuzluk yaşarken hayreti; hayret yaşarken de kıskançlığı uyandırmayı ne kadar da marifet sayıyormuşuz.
Yaşayarak öğreniyoruz, ülkemizde birçok gelişmeler kahredici olsa da, hantallaşmış yapımıza hantallaşmış zihniyetlerle hizmet etmeye devam ediyoruz.Ama değişmemeye sanki de sonsuza dek kararlıyız.
Bir gün ağlatan, ertesi gün neşeden çılgına çeviren tesadüfler sunan tadı çıkarılası keyifleri içeren hayat ! ve o hayatla hayal arasındaki yolculukta yol alan bizler...
Birçok olumsuzluklar arasında gittikçe anlamsızlaşan bir süreç yaşıyoruz.
Olmazları ekip, olurları biçmek varken hayatta, değişmemeye yemin etmiş, aydınlığa kapılarını kapatmış, içindeki karanlıklarda kaybolmuş, sevgilerini ve umutlarını kaybetmiş, sadece körü körüne yanlışa hizmet eden insanları:
Kısacası esas değişmesi gereken ama değişmeyip "değiştiren" insanları izliyoruz hayatta..