Ana Sayfa >> Yazarlar Ünal FINDIK | 20 Şubat 2012, Pazartesi
Anlaşmama hakkı = Çözümsüzlük çözümdür...

Eroğlu dün yine veciz bir açıklama yaptı. Görüşmelerin en kritik aşamasına girdiğimiz son birkaç aydır “BM bir an önce bu görüşmelerin çıkmaza girdiğini ve anlaşma olmayacağını ilan etsin” diyen Eroğlu dün de “anlaşmama da bir haktır” deyiverdi.

Eroğlu aslına rücu etti.

Dün savunduğu ve cumhurbaşkanı seçildikten sonra bir süreliğine askıya aldığı gerçek düşüncelerini seslendirmeye başladı.

Anlaşmama hakkı ne demektir?

Bence bu Eroğlu’nun uzun yıllar savunduğu “çözümsüzlük çözümdür” anlayışının başka sözlerle izahından başka birşey değildir.

Eroğlu 1990’lı yıllar boyunca ve 2000’li yılların başında açıkça savunduğu ve özellikle Annan planı sürecinde gelen tepkiler karşısında seslendirmekten vazgeçtiği “çözümsüzlük çözümdür” ifadesinin yerine dünden itibaren “anlaşmama da bir haktır” ifadesini icat etti.

Eroğlu hiçbir zaman çözüm istemedi. Bugün de istemiyor. Bunu da son günlerde yüksek sesle söylemekten çekinmiyor.

Eğer bir yerde sorun varsa, orada anlaşmama hakkı diye bir hak yoktur ve olamaz. Aksine sorun olan yerde o sorunu çözmek için taraflar mutlaka anlaşmak zorundadır.

Sorunlar başka türlü çözülmez, çözülemez.

İkincisi sayın Eroğlu yaklaşık 2 yıldır masada karşı tarafla anlaşma yapmak için oturmakta ve görüşmektedir.

Ancak yukarıda da belirttiğim gibi bu görüşmelerin en kritik döneminde, BM’nin tıkanmanın aşılması için taraflardan esneklik beklediği bir dönemde, anlaşmama hakkından bahsetmesi manidardır.

Eroğlu görüşmelerden rahatsızdır. Görüşmelere başladığı günden beri bu görüşmelerin bir an önce olumsuz sonuçlanması hayaliyle yanıp tutuşmaktadır.

Birinci Greentree görüşmesinden sonra BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un yaptığı açıklamada “End Game”den söz etmesi Eroğlu’nu heyecanlandırmıştı.

Ama ikinci Greentree zirvesinde bunun hiç de kendi anladığı “son oyun” olmadığını anladı.

Eroğlu’nun dün yaptığı açıklamayı aslında bu yanıyla okumak gerekir. BM görüşmeleri sonlandırmayacak, sadece uzun bir ara verecek. Bu ara Şubat 2013 ertesine kadar, yani Rum tarafındaki başkanlık seçimleri sonuçlanana ve yeni cumhurbaşkanı hükümeti kurup göreve başlayana kadar sürecek. Sürecin bu aşamaya taşınmasında da Genel Sekreter muhtemelen iki tarafa da sorumluluk yükleyecek. Sorumluluk eşit değil de taraflardan birine daha fazla olacaksa muhtemelen bu Türk tarafı olacak.

Eroğlu bunu biliyor. BM diplomatlarının seslendirmeye başladığı bu görüş muhtemelen kendisine de açık açık ifade edildi.

Eroğlu’nun rahatsızlığı bundandır.

Eroğlu kendince bir ikilem yaşamaktadır.

Bence Eroğlu “İki yıldır ben elimden geleni yaptım. Hiç istemediğim halde Talat’ın bıraktığı yerden devam ettim. Buna rağmen suçlanacak olan bensem, ben de artık gerçek niyetimi söylemekten çekinmeyeceğim” diye düşünmektedir.

Aslında Eroğlu bunu düşüneceğine “acaba ben nerede hata yaptım” diye kendi kendine sorsa ve yanıt arasa bana göre daha yararlı olur.

Eroğlu Talat’ın bıraktığı yerden devam edeceğim diye BM’ye taahhüt ettiğinde doğruyu yapmıştı. Türk tarafının olumlu imajını sürdürecekti. Ama süreç içinde bundan çark etmeye ve Talat’ın önerilerini güya esneteceğim diye sulandırmaya başladığı zaman durum değişti.

Eroğlu bunun dikkate alınmayacağını, kimsenin bu sulandırma işini anlayacak kadar zeki olmadığını sanarak aslında en büyük hatasını yaptı. Bu da Türk tarafını suçlu sandalyesine oturmaya yöneltti.

Bu aşamada Eroğlu’nun elinde hala fırsat vardır. İsterse bunu kullanabilir. Bu da Türk tarafının Ocak 2010 öneri paketinin aynen geçerli olduğunu ve üzerinde uzlaşmak için görüşmeye hazır olduğunu BM’ye ve Rum tarafına bildirmesidir.

Bu manevra onu suçlu sandalyesine oturmaktan kurtarabilir. Ama “çapraz oy” konusuna takılan Eroğlu’nun bu adımı atacağını düşünmüyorum.

Aslında Eroğlu’nun derdi yalnızca çapraz oy konusu da değil. Eroğlu mal-mülk konusunu da aşamaz. Toprak konusunu da, hatta vatandaşlık konusunu da aşamaz.

Geçen hafta da yazdım Eroğlu bugüne kadar KKTC’de mal alan eşdeğercilerin sorgulanmasını istemiyor.

Eroğlu mal-mülk konusunda “ben insanlara puan verdim, sonra da bu puanları mala çevirdim. Alan aldı, satan sattı. Şimdi bunun hesabı mı olur?” demektedir.

Ya da toprak, vatandaşlık, garantiler konusunda Eroğlu ne diyecektir?

Aslında bunları düşündükçe Eroğlu’nun uykuları kaçıyor.

Bu nedenle bir an önce aslına rücu etmeyi uygun görerek artık tepki ile karşılanan meşhur “çözümsüzlük çözümdür” yerine “anlaşmamak da bir haktır” söylemini geliştirdi.

Sanırım Eroğlu’nun dünkü açıklamasının başka izahı da yoktur. Yoksa “anlaşmama hakkı” diye bir hak yoktur ve olamaz.

Yorum Yaz     Paylaş Share/Bookmark    
YORUMLAR
1
ONAY BEKLEYENLER
0
20 Şubat 2012, Pazartesi
Eralp Arslan         - Güzelyurt
Ünal Fındık: "bir yerde sorun varsa, orada anlaşmama hakkı diye bir hak yoktur ve olamaz. Aksine sorun olan yerde o sorunu çözmek için taraflar mutlaka anlaşmak zorundadır. Sorunlar başka türlü çözülmez, çözülemez."

TARAFLARIN 180 DERECE FARKLI DÜŞÜNDÜĞÜ ORTAMLARDA HERKES İSTEDİĞİ YOLU SEÇMEKTE ÖZGÜRDÜR.

1990dan bu yana, FEDERASYONLARIN, KONFEDERASYONLARIN, DEVLETLERİN AYRIŞMASIYLA 34 YENİ ÜLKE HİÇBİR TAVİZ VERMEDEN BAĞIMSIZ OLUP TANINDI. BİRLEŞEN 1 TANE BİLE YOK.

Kosova'lılar "Sırplar istemez, Sırplarla anlaşamayız" deyip bağımsızlık ve tanınmayı ertelediler mi? HAYIR.
BM Güvenlik Konseyi'nin veto haklı daimi üyesi Rusya bile Kosova'nın tanınmışlığını engelleyemedi. Kosova şimdi 90 ülke tarafından tanınıyor. 193*(2/3)=129a az kaldı. 129a ulaştıktan sonra, Rusyanın tanımaması da hiçbir şeyi değiştirmeyecek. RUSYA, ULUSLARARASI HUKUKA GÖRE DEVLET STATÜSÜ KAZANAN VE BM GÖZLEMCİ DEVLETİ OLACAK KOSOVANIN HAKLARINA SAYGI DUYMAK ZORUNDA KALACAK.

TÜRK KIBRIS olarak "Rumlar istemez, Rumlarla anlaşamayız" deyip, HİÇBİR TAVİZ VERMEDEN BAĞIMSIZ OLUP TANINMA HAKKIMIZDAN VAZGEÇMEYECEĞİZ. Kosova'yı şimdi 90 ülke tanıyor. Kosovalıların, Sırpların kendileri hakkındaki düşüncesi, Kosovalıları ZERRE KADAR İLGİLENDİRMİYOR!

TIPKI "Aynı ırklı, aynı dinli, aynı dilli" olan Karadağ (Montenegro)lıların, "Sırbistan-Karadağ" ortak cumhuriyetini yıkıp, HİÇBİR TAVİZ VERMEDEN AYRI ÜLKE KURARKEN, SIRBİSTAN SIRPLARININ KENDİLERİ HAKKINDA NE DÜŞÜNDÜKLERİNİN KENDİLERİNİ ZERRE KADAR İLGİLENDİRMEDİKLERİ GİBİ.

Rumlar ya "Çek-Slovak" ayrışmasındaki Çekler gibi kendi GÖNÜL RIZALARIYLA ayrışmayı kabul edecekler, ya da Kosova'lıların ayrışmasına itiraz eden Sırpların kafalarına tonlarca NATO bombası yemesine eşdeğer bir sonuçla karşı karşıya kalacaklar.

SON 34 ÜLKENİN HİÇ BİRİ DE ZERRE KADAR TAVİZ VERMEDİ. KENDİ RAKİPLERİYLE HALA DA ANLAŞAMIYOR OLMALARI ANCAK RAKİPLERİNİ BAĞLAR. ÇÜNKÜ, SON 34 ÜLKENİN HEMEN HEMEN HEPSİ DE BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ÜYESİ OLDU "SEN BENİ TANIMAZSAN BEN DE SENİ TANIMIYORUM" noktasındalar.
YAZARIN SON 10 YAZISI
11 Mayıs 2012, Cuma    Avrupalı Sosyalistlerin global krizle imtihanı...
4 Mayıs 2012, Cuma    Fransız sosyalistler iktidara yürüyor...
27 Nisan 2012, Cuma    Dünya dili konuşamamanın bedeli...
13 Nisan 2012, Cuma    Kıbrıs’ta olmadı Suriye’de belki...
6 Nisan 2012, Cuma    "Maraş katliamını Kıbrıs’tan getirilen 26 ajan proveke etti"...
30 Mart 2012, Cuma    Eroğlu neden masayı terketti?
23 Mart 2012, Cuma    Bir taraf çekilirse biter...
16 Mart 2012, Cuma    Esneklik mi, taviz mi...
9 Mart 2012, Cuma    Egemen Bağış ne demek istedi?
2 Mart 2012, Cuma    Downer'i kim istemiyor?

increase font size decrease font size print this page tell a friend Yorum Yaz (1)

Avrupalı Sosyalistlerin global krizle imtihanı...
Ünal FINDIK | 11 Mayıs 2012, Cuma
Global ekonomik krizin hala üstesinden gelinemedi. İngiltere’de, Yunanistan’da, İspanya’da, Portekiz’de ve başka ülkelerde global ekonomik krizin derinleşmesiyle beraber sosyalist partiler bire...
Fransız sosyalistler iktidara yürüyor...
Ünal FINDIK | 4 Mayıs 2012, Cuma
Önümüzdeki Pazar gün Fransızlar başkanlık seçiminin ikinci ve son turu için yeniden sandık başına gidiyor.
İkinci turda sadece 2 aday var ve biri önümüzdeki 5 yıl için Fransa’yı yönetecek kişidir.
Önemli bir a...
Dünya dili konuşamamanın bedeli...
Ünal FINDIK | 27 Nisan 2012, Cuma
24 Nisan 2004 bu ülkenin tarihinde en önemli referandumun gerçekleştiği tarihtir. Kıbrıslı Türklerin söke söke kazandıkları iki toplumun ayrı ayrı referandum hakkı aslında Rum toplumunda çok fazla bir heyecan yaratmam...