Ekonomik kriz ve Alamut Kalesi
Hafta sonu gazeteleri, siftah etmeden kapatan esnaf haberleri ile doluydu.
Varsayım, geliri düşen memurun, ki dünya üstündeki tel örnek olarak, memur kitlesi, çalışanın en önemli kesimini oluşturan bir ülkedeyiz, daha ucuz olduğu için, alış verişini güneyden yaptığından dem vuruyordu.
Yıllar önce ilk yazarlık deneyimimi yaparken, Yeni Düzen'de yazdığım bir yazı geldi aklıma şimdi.
Arşive bakan bulur
Özal'ın paketinin geldiği günlerdi.
"Bu kadar insanın devletten maaş aldığı bir ekonomi olur mu?" Demiştim
O gün, zamanın ünlü bakanlarından biri beni arayıp, ekonomi cahili olmakla suçlamış ve modern kalkınmış ülkelerde artık, kol gücünün değil, hizmet sektörünün ön aldığını söylemişti.
Tabii, besbelli ki ülke nedir, ekonomi nedir, hizmet sektörü ne anlama gelir gibi gereksiz sorularla kafasını yormakta değildi sayın bakan
Bir yerden duymuş bir şey, söylemekteydi
Ona göre biz o günlerde hizmet sektöründe çalışanların oranı açısından İsviçre'yi geçmiştik
Ekonomimizin geçmesi de artık an meselesiydi.
Biz taş koymazsak tabii
Vatan hainleri...
Tabii devlet memuru ile hizmet sektörü denilen şeyin bambaşka şeyler olduğunu, kimden vergi alıp da memurunu ödeyeceğini sorduğumda da beni tehdit eder gibi konuşup, telefonu yüzüme kapadıydı
"Üsdüne vazife olmayan şeylerle uğraşma be çocuk da seni yaşatmayız bu memlekette" türünden lâflar
Gerçekten de yaşayamayıp, göçtüydüm
İşte gördüğünüz gibi İsviçre'yi geçtik! Norveç'den az geriyiz ama bizim memur aç gözlü olduğundan, ille Norveç seviyesini istiyor
Beri yandan, sadece gelirleri düştüğünde değil, normalde de belki de en birinci ekonomi kuralıdır: Tüketici, ucuz ve kaliteli mala yönelir.
Üretici, aracı, ithalatçı, tüccar, işçi pazara sunduğu maldan; tüketici de elindeki paradan asgari kârı elde etmek ister.
Yâni elindeki para ile yaşayabileceği en üst düzeydeki yaşam standardını tutturmak için, kaliteli ve ucuz mala yönelir.
Herkesinki can da onunki patlıcan değil elbet
Yani diyeceğim, geliri düşse de artsa da tüketicinin normal davranış biçimidir, ucuz ve daha kaliteli mala yönelmek
Biz elli yıl, ekonomimizi kapayıp, kendi burjuvazimizi yaratmaya çalıştık!
Doğru politika o olsaydı, bir yandan da Makarios bastırmazdı, "daha da kapanın" diye
Bugün elli yılın ardından konuşmamız gereken, daha ucuz ve daha kaliteli ürün sunmayı nasıl başardığımızın hikâyesi olmalıydı.
Tekrardan kapanıp, yeni baştan devlet desteği taleplerini dinlemek değil
Yüksek kâr marjları ile kapalı ekonomide mal satmayı işadamı olmak sanan "burjuva" batar
Urum batırmazsa, Türkiye sermayesi batırır
Ona da kapanamazsınız ya!
Bir "işadamı" dostum bu tespite karşılık, "Batıracaksa batırsın. Bana da bayiliğini versin, batıracaksa batırsın. Urum bana bayilik vermez ki, halk gider kendinden alırsa " dedi
Bu akla dünyada, Çetin Altan'ndan öğrendiğimiz bir deyimle, "Komprador" derler
Kendi pazarına sahip olmaktan çok, icabında dış sermayeye kendi pazarını peşkeş çeken, sömürgecilikten kalma bir para kazanma yöntemidir.
Ne devlet kurabilir, ne yaşatabilir
Karl Marx, hem de Komünist Manifesto'da, bugün burada "işinsanı" dediğimiz burjuvazinin, 18.yy'dan başlayarak, 19.yy sonlarına kadar, hem ulus devleti kurmak ve hem de insanlığa dev adımlar atmakla kendi çıkarını nasıl özdeşleştirdiğini anlatır.
Braudel de Maddi Uygarlık'ın ilk cildinde, tecimsel faaliyetin, eski Yunan'dan beri var olduğunu ama hiçbir zaman bu faaliyeti yürütenlerin, kuşaklar boyunca ayni soydan gelmediklerini!
Yapamayan batar, yerine yapabilen gelir
Ama girişimcilik, rolünü oynamaya devam eder...
Urumdan daha kaliteli malı, daha ucuza satamadığımız sürece, işimiz zordur
Ekonomik krizin çaresi de dünyaya açılmaktır, politik krizinki de
Burası, Hasan Sabbah'ın Alamut Kalesi , biz de Haşhaşinler değiliz
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.