Güneşe baktım
Sorular, demeçler, tv programları; insanın aklını tutsak ediyor.
Siyaset yazıyorum, ekonomi yazıyorum, ideoloji yazdım mı söyledim mi yoksa?
Farkında değilim
O kadar çok konuşuyor, yazıyor, çiziyoruz ki
Bugün, sabahın köründe kalktım
İlk iş olarak, mutfağa kahvemi hazırlamaya geçtiğimde, bir de baktım, pencereden tan yeri görünüyor tam karşıda
Gökyüzünde, mavi, beyaz, kırmızının tonları ve de siyah, "benim" diyen ressama taş çıkaracak bir tablo çizmişler
Öyle durdum
Kalakaldım
Bekledim, kahveyi falan unutarak
Neyi mi bekledim?
Güneşin doğuşunu
Çok geçmedi, altın rengi parıltılar saçarak, kızıl ufuktan eşgerdi
Gecenin son anları, gözlerimin önünde, güne döndü
Kahvenin kokusuna doğru yürürken, birden aklıma geldi
Ben, yılın bu dönemlerinde siyaset yazmazdım hayatım boyu
Doğayı yazardım, Kıbrıs'ı yazardım
Ebabülbüllere, alizavralara, garafatmalara, gutsagurdalara duyduğum aşkı yazardım
Kış uykusundan yeni çıkmış, güneş altında ısınan karayılanları, fisigoları, gufileri
Onları yazardım ben, her sene yılın bu günlerinde
Ayrellileri, mangalloları, gıcır otlarını, sütleğenleri yazardım
Bu sabah, doğan güneşe karşı o eski güneşe taparlar gibi bir sabah ayini yaşamasam, gözümden kaçacakmış, unutacakmışım, aklıma gelmeyecekmiş
Yeşilırmak yolunu sarıya boyayan o Kıbrıs akasyalarını, o deli uçan üveyik'i
Tepesine tırmanıp, bir solukta bütün Akdeniz havzasının kokusunu içime çektiğim Vuni Tepesi'ni hatırlamayacak, sonra da dönüp kendime sövecekmişim, meğer
Zeytin yağı, Leymosun şarabı, lagos balığı aklıma gelmeyecek; kendime kahredecekmişim
Doğa karşısında ne kadar küçük ve önemsiz, zaman karşısında nasıl anlık ve ayrıntı olduğum, her sene aklımdadır ama acaba bugün, bu sabah o saatte kalkıp da o dünyamızın en büyük mucizesini, gecenin güne dönmesini gözlerimle görmesem bir kez daha, unutacak mıydım dersiniz?
Her ne haltsa adı artık siz söyleyin; tutku mudur, hırs mıdır?
Yoksa doğa karşısında hiç anlamsız bir çekişme midir?
Her neyse işte o; benim gözlerime mil çekip de bu yıl bana ; o yağmurda titreyen serçeyi, o zıpkından kaçan orfoyu, o çiçek açmış gabbar kümesini unutturacak mıydı, bu sabah güneşe bakmasam, tan yerinden yükselen ve bana göz kırpan o güneşe?
Bugün sabah, çok erken kalktım
Kahveden önce, güneşi içtim; şafakla beraber
Ne kadar aciz olduğumu bir defa daha anladım
Afrasiyap'ın saraylarına yuva kuran baykuşları hatırladım
Dünyayı fethetmek için küçük bulan Osmanlı sultanının, benden dört yaş gençken o "küçük" dünyayı terk ettiğini
O büyük Sezar'ın, "Sen de mi Brütüs" demek zorunda kaldığını işin sonunda
Mark Antonius ile o ünlü Kleopatra'nın aşklarını yaşadıkları sarayın kalıntılarının, bugün İskenderiye limanının suları altında kaldığını
Ne kadar küçük, ne kadar ayrıntı olduğumuzu
Kendini "en büyük" sananların da aslında hiçbir şey olduğunu
Bir daha hatırladım doğan güneş karşısında
Erken kalktım bu sabah
Doğan güneş, durduğu yerde ısıttı beni
Yaşadığım ülkeyi düşündüm
İçimi bir nergis kokusu sardı
Sanki biri bana "elveda", ben de ona "ne acele" demişim gibi, içim buruldu
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.