Çanlar kimin için çalıyor?
Kıbrıslı Rumlar, dünya üzerinde eşi menendi olmayan bir halk olduklarını, bir defa daha gösterdiler.
Lârnaka'da düzenlenen ırkçılık karşıtı bir toplantıyı, yüz kadar Rum ırkçı, basarak dağıtmış.
Yaralananlar var
Polis, ırkçıları değil, ırkçılığa karşı direnenleri tutuklamış!
Ne güzel?
Bravo
Sonra da bağırsınlar: Türkiye Kıbrıs'ı işgal etti
Bu satırların yazarı, hayatı boyunca Kıbrıs'ı tekrar birleştirmek için mücadele ederken, birliğin daha büyük halkın, sayıca daha az olana güven vermesine bağlı olduğunu savunduğu için, şimdi rahatça konuşabiliyorum.
Birlik, gönüllü olursa birliktir.
Ve genellikle, birliğe karşı çıkanlar da "küçük" halkın, "büyüğüne" güvenememesinden neşet bulurlar.
Eğer "büyük" halk, birlik isterse, öncelikle nüfusça daha az olanın, kendine güvenmesini sağlamakla mükelleftir.
Dünya üstünde bunu savunan da her zaman, sol politikalar olmuştur.
Yâni her iki tarafın sağlarının düşünsel yapısı, karşı tarafı zaten ötekileştirmekle mükelleftir.
Yoksa "sağ" olmaz
Asıl buna karşı çıkan, sol olmalıdır.
Nüfusça daha az olanın solu, hiç önemli değildir bu anlamda
Asıl nüfusça büyük olanın solu, küçük olanın güveninin oluşmasında rol oynar veya oynayamaz!
O zaman o ülke bölünür
Kimse, hiçbir ilke, hukuk, şu bu ile istemediği bir yönetim altında tutulamaz
Şimdi Rum faşistlerin, artık çizmeyi aşmaya başlayan bu rezillikleri karşısında, Kıbrıs Rum solu, gereğini yapıp, hükümette de olmanın verdiği yetki ile, bunların yargılanıp cezalandırılmasının yolunu mu açacaktır; yoksa 1930 isyanından beri yaptığı gibi, gidip papazların elini öpüp, "Aman bunlar bizi de öldürür be yoldaşlar, kusurumuza bakmayın" diyerek, güney Kıbrıs'ta 1955-74 gibi "yabancı" öldürmeyi, serbest mi bırakacaktır?
Soru budur
Birkaç yüz sapığın koskoca bir halk üzerinde egemen olup, yabancı avlamaya girişmesinin sonucu, bu adanın kalıcı olarak bölünmesini getirir.
İsteyen istediği kadar bağırsın! Lenin, ünlü kitabında, "Birlikte yaşam olanaksızsa, halkların kardeşliğine, demokrasiye giden en kısa yol, bölünmedir" de der
Mesele birkaç faşist değildir
EOKA'nın da 300'den az faşist olduğunu bilmeyen yoktur.
Bugün Hristofyas bile, kendi partisini de katleden o birkaç yüz faşisti kutsuyor ama
Mesele, bu birkaç faşistin, toplum karşısında hangi pozisyonda olacaklarıdır!
Suçlu mu?
Yoksa "Helen ruhu ayaklanmış genç idealistler" mi?
Mesele, "birkaç faşist"e nasıl davranıldığıdır
Kıbrıs Komünist Partisi'nin son, AKEL'in ilk lideri Plutis Servas, KKK'nın "Bağımsız Kıbrıs" mücadelesini nasıl terk ettiğini anlatır anılarında:
"Kilise bizi aforoz etti, Yunanistan'da vatan haini olduğumuz söylendi. O hale geldik ki sonunda bayrağı biraz aşağı indirip, ENOSİS savunmaya başladık!"
Bu kafayla partinin o zamanki lideri Vatilyodis, 1931'de ENOSİS için isyan eden kiliseye koşarak, papazların elini öptü
İngilizler bunu adadan sürgün ettiler, piskoposlarla birlikte
ENOSİS için isyan etti diye
Ada böyle bölündü
Kıbrıs Rum solu bilmelidir ki son raundu oynamaktayız
Ya bir çözüm bulup, bu adayı yeniden birleştireceğiz; veya ebediyen böleceğiz
Birleştirmek için, Kıbrıslı Türkler'in son zamanlarda zaten yerlerde sürünen güvenini yeniden tesis etmek gerekir.
Şimdi yığınsal olarak bu faşist girişimlerin karşısına çıkılacak mı?
Çıkılmayacaksa, el Fatiha
Bölünmeyi istediğimden değil!
Bölünmeye karşı olmaya devam ediyorum
Ancak, dünya siyasi tarihi, bölünmemenin koşullarını bize gösteriyor.
"Küçük hak", "büyük halk"a güvenirse, birlikten yanadır
Güvenmezse, birlikte yaşamın olanaksızlığına inanır ve ayrılığa yönelir
Benim ya da sizin ve hatta zaten ayrılıktan yana olanların ne istediğinin, halk nazarında hiçbir kıymet-i harbiyesi, yoktur
Ve kararı da halk verir...
12'ye, beş var
Ya şimdi konuşun, veya ebediyen susun...
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.