Yeter yani

Yayın Tarihi: 30/11/10 07:00
okuma süresi: 5 dak.
A- A A+

Bizim çocukluğumuzda, bugün "halk dansları", "folklor" v.s. dediğimiz otantik oyunların adı, "milli oyun" idi…

O zamanlar milli oyun denilince de Antep oyunları oynanırdı nedense!

"Dokuzlu" şu bu…

Arada zeybek, meybek; Ege oyunu, çok balligari olanlarımızın sıvandığı Kafkas Oyunları da denenirdi ama asıl olan, Antep oyunlarıydı, adı bile aklımda…

Bir de Bursa Kılıç Kalkan ekibimiz vardı, ne alâka ise?

Şimdi aklıma geldi…

İlk defa bir köy düğününde çalmaya gittiğimizde, bizden "prodo, deftero" isteyince köylüler, apışıp kaldıydık.

"Bu da ne?"

"Karşılama Havası"nı bile bilmezdik…

Saxofon'cumuz Hasan Soydaş, Kozan Marşı'na öylesine girmiş, biz de "istim arkadan gelsin", "zattara zutturu" eşlik etmiştik.

Efendim, bizi o zaman yönetenler, böyle "urum etkili" şeyleri, hiç sevmezlerdi.

1974 sonrasında, "Yeter be ama bizim kendi oyunumuz yok mu?" deyip, İstanbul'da Kıbrıs Oyunları oynayacak bir ekip kurmaya kalktığımızda, oradaki üniversite öğrencileri arasında, bu oyunları bilen kimse çıkmadıydı.

Ekibimizi çalıştırmak için, Kıbrıs Oyunu bilen iki arkadaşımız Ankara'dan gelmiş ve bizim halk oyunu grubuna, Kıbrıs Oyunu oynamayı, onlar öğretmişlerdi.

Biri Cemal Arkut'dur, öteki de Rifat Arşehit…

Giyilen dizlikten tutun da çalınan müziğe kadar, buradaki Gençlik Dairesi yetkililerinin, gelmişimize geçmişimize sövdüklerini de meraklısı zamanın gazete koleksiyonlarına bakarak, görebilir…

Böylece o faaliyetin adı, "milli" olmaktan çıktı, çünkü " Urumculuk" ediyorduk, milli bir yanı kalmamıştı.

"Halk oyunu" oldu, yanlış olarak "folklorculuk" oldu, oldu Allah oldu…

Şimdi Antep, mantep bilen yok…

Dernekler, gırla…

Belediyeler işin içinde…

Devlet'in de kendi bünyesinde, halk oyunu grupları var…

İlamaşallah…

Kuş uçsa, gelsin vraga, dizlik, bir kırık kemane ile yarım bir davul…

Vur gitsin…

Hobbbaaaa…

Bir tarihte Almanya'da bir belediye başkanı ile konuşuyoruz.

Adam yazları müzik festivalleri düzenlediklerini söyledi bana…

İstersek, o festivallerde, bize kendimizi tanıtmak için, her türlü fırsatı da verebileceğini…

Ne tür müzik çalındığını sordum!

Başkan, "burası" dedi, "Bethowen'ın memleketi…"

Tam da o esnada, yanımdaki arkadaş atıldı: "Size, halk oyunları gruplarımızı yollayalım!"

Düşünebiliyor musunuz?

Bir yanda Bethowen senfonilerinin giriş akorları tınılarken, öteden bizim zurna da başlayacak: "Dıııı, dııı… Dın dını dını dını dıııınnn…"

Kafası mendilli bir oğlan, "Yebaaaa…" diye ünleyerek fırlayacak...

Tam da "gır belini Ali dayı, kır belini…"

Ne "tanıtım" ama…

Davulun tokmağı da ruhumuzun inceliğini, düşünce dünyamızın derinliğini, Gothe'nin, Sciller'in, Grimm Kardeşler'in, Habermass'ın, Horkheimer'in, Adorno'nun kentinde, dosta düşmana pek güzel anlatırdı her halde…

Yebaaaaa…

Üstüne de bir hobbaaaa…

O gün bugündür, tanıtma denilince bu sakilliğin (kimse kusura bakmasın) sergilenmesine, ifrit oluyorum…

Bu memlekette, iki defa Nobel'e aday gösterilmiş bir şair yatıyor…

Bir virüse adı verilmiş bir bilim adamı yetiştirmişiz.

Eninde sonunda, yaşarken Nobel alacağı belli en üst düzey bir entelektüelimiz, bütün dünyada zaten tanınıyor.

Bütün dünyanın bildiği, en üst düzey iki sosyologumuz var ki hayatta değiller, bir tane de var ki tanrı uzun ömür versin, fabrika gibi kitap üretiyor…

Yaptığı düzenlemeler, Kanada'da bile "cover" edilen bir müzik adamımız, yazdığı romanlar Fransa'da ders kitaplarına girmiş bir yazarımız köşelerinde oturuyorlar…

Klâsik müzikte, en üst düzeyi yakalamış, en az beş isim sayabilirim burada…

Dizlik, vraga; davul, "zorna" ile biz kendimizi "tanıtıyoruz"!

Herhalde nasıl arkaik bir kafaya sahip olduğumuzu göstermekteyiz, dünyaya…

Halk oyunlarına karşı olduğumdan değil…

Bunun bahane edilip; birilerinin dünyayı gezmesinin artık ifrata kaçtığını gördüğümden…

Ve gezmeye gidenden başka, kimseye de faydası yok!

Yeter yani...


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Doç. Dr. N. BERATLI yazıları