AKEL Genel Sekreteri Dimitris Hristofyas’ın başkan seçilmesi ile birlikte büyük beklenti ve umutlar yaratıldı.
Yabancı diplomatlar bayram yaptı.
Papadopulos’un gidişi ile yeni bir dönem başladığı söylendi.
Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Bu kez Kıbrıs için gerçek bir şans yakalandığından söz edildi.
Ama öyle değil.
Sanki Papadopulos bir yerlere gitmedi.
Onun görüş ve düşünceleri yeni Rum Başkan’da hayat buldu!
Papadopulos dün ne söylüyorsaydı, bugün Hristofyas söylemeye başladı.
Papadopulos muhatap olarak Ankara’yı görüyordu.
Hristofyas “Türkiye hazırsa biz de çözüme hazırız” diyor.
Sorunu bir işgal sorunu olarak niteliyor.
Papadopulos’un çözüm modeli olarak öngördüğü ‘Ozmosis’ ifadesini daha kullanmadı ama onu murat ettiğine dair şeyler mırıldanıyor.
Kısacası, Rum Yönetimi’nin yeni Başkanı Dimitris Hristofyas işe doğru başlamadı.
Söylemleri sıkıntı yaratacak gibi.
Çözümü yaklaştırmaktan uzak!
*
Hristofyas söylemlerinde Kıbrıs sorununun çözümünü askerin gitmesine bağladı.
‘Asker giderse sorun biter’ gibi bir anlayışla hareket ediyor.
Yani Kıbrıs’ı askersizleştirerek her şeyi halledebileceği düşüncesinde.
Bu konuda ilk adımı Lokmacı’yı açmak adına Lefkoşa’da atma eğiliminde!
Papadopulos’un argümanlarını tekrarlıyor.
Lokmacı’nın açılması için Lefkoşa’nın askersizleştirilmesini istiyor.
Bunu bir önkoşul olarak koyuyor.
Bütünlüklü çözümün unsurlarından sadece biri olan askersizleştirme konusunu gündeme taşıyarak daha baştan işleri yokuşa sürüyor.
Bu yaklaşımları iyi niyetle bağdaştırılamaz.
Kıbrıs konusunun bütünlüklü çözümünün unsurları bu şekilde önkoşul olarak gündeme getirilemez.
Bunu yapmak demek, Lokmacı’nın açılmasına karşı olmak, çözüme gidecek yolları tıkamak demektir.
Lokmacı açılacaksa diğer geçiş noktaları hangi koşullarda açıldıysa o koşullarda açılabilir.
Bunun aksinin olamayacağı defalarca Kıbrıslı Türk yetkililerce vurgulandı.
Israrla olmayacak şeyleri gündeme getirmek, uzlaşmaya karşı olmakla eş anlamlıdır.
Hristofyas maalesef bunları yapıyor.
Papadopulos taktiklerini sürdürüyor.
Kendisine bağlanan umutları ve yükseltilen beklentileri bu tavırlarıyla ters yüz ediyor.
*
Hristofyas bir şey daha yapıyor.
Kıbrıs sorununun çözümünü Kıbrıslı Türklerin bir Rum Cumhuriyeti’ne dönüştürülen ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ne dönüşüne bağlıyor.
Ve eşit bireyler olarak o çatı altında yaşamalarına.
Bunun için de engel olarak askeri görüyor.
Sanki asker buna engel ve Kıbrıslı Türklere geri dönmemeleri için baskı yapıyor.
Bu çok yanlış ve kabul edilemez bir düşünce şekli.
Kıbrıs konusunu çözümsüz bırakmaya aday.
Ayrılığı bir o kadar daha perçinleyebilecek bir yaklaşım.
Kıbrıs meselesinin ne olduğu ve nasıl çözüme kavuşturulabileceği konusunda BM tarafından ortaya konulan tüm parametrelere ters.
*
İnsan ister istemez kendi kendine soruyor, “Hristofyas ne yapmak istiyor?” diye.
Kıbrıslı Türklerle yetki paylaşımına giderek, sorunu çözmek mi?
Yoksa sorunun çözümsüz kalmasını sağlamak ve bölünmeyi kalıcılaştırmak mı?
Belki de müzakerelerin başlaması öncesinde pozisyon alıyor.
Kendi istekleri açısından çıtayı yukarıya çekiyor.
Bu hakkı..
Ama bunu böyle yaparak işleri zorlaştırıyor.
Kıbrıs’taki gerçekleri göz ardı ederek bir yere varılması mümkün değil.
Mart ayının ikinci yarısında liderler bir araya gelecek.
Esas niyetler orada ortaya çıkacak.
Hristofyas gerçekten ne istiyor orada göreceğiz ama bu aşamada söyledikleri çok da umut vermiyor.