Dün akşam oturdum bilgisayarın başına... Kararım kesin... 1 Mayıs’la ilgili yazacağım... 1 Mayıs ruhunun doğuşunun üzerinden 200 küsur sene geçti. 1 Mayıs ruhu hala on sekizinde delikanlı... 1 Mayıs ruhu bir bayrak, elden ele ileri gitmesi, elden ele yukarı çıkması gereken... O bayrağı taşımak isteyenler ruhunu bilmezse, çekiştire çekiştire parçalarlar... Tıpkı şimdi bizde olduğu gibi...
Dün akşam oturdum bilgisayarın başına... Kararım kesin... 1 Mayıs’la ilgili yazacağım... 1 Mayıs ruhunun doğuşunun üzerinden 200 küsur sene geçti. 1 Mayıs ruhu hala on sekizinde delikanlı... 1 Mayıs ruhu bir bayrak, elden ele ileri gitmesi, elden ele yukarı çıkması gereken... O bayrağı taşımak isteyenler ruhunu bilmezse, çekiştire çekiştire parçalarlar... Tıpkı şimdi bizde olduğu gibi...
Daha çok yazmak istemem bugün... Belki yarına yazarım... Bugün 1 Mayıs işçinin emekçinin bayramı... Ruhuna uygun kabul ettiğim tam iki yıl önce kaleme aldığım yazımı sizlerle paylaşayım...
Ateşin üstüne bir lenger benzi de ben dökmeyim bugün...
İşte iki yıl önceki yazım:
* * *
Bugün 1 Mayıs işçinin, emekçinin bayramı.
Kısacası emeğin, alın terinin, helal para kazanmanın bayramı.
Her 1 Mayıs’ta bir başka heyecan duyarım. Yirmili yaşlarıma uçar giderim. Ya da yirmili yaşlarımı hiç eksiksiz yaşarım her 1 Mayıs’ta.
“Hayatında hiç unutmayacağın beş önemli tarihi söyle”, deseler ikisi 1 Mayıs’la başlar. Birincisi 1 MAYIS 1977 TÜRKİYE’DE İSTANBUL TAKSİM MEYDANI. İkincisi 1 MAYIS 2005 KÜBA’DA HAVAN DEVRİM MEYDANI.
* * *
Emek her türlü üretimin vazgeçilmezi olduğuna göre emeğin bayramı da bayramların en anlamlısı, en büyüğüdür.
İdeolojiler tarihe karıştı filan laflarına hiç kulak asmayın. Asıl şimdi ideolojik temelde sağlam görüşlere gereksinim var. Çünkü şimdi her bakımdan bir içiçelik yaşanıyor. Soveytlerin dağılması sonrası ABD tek süper güç kaldı.
Sosyalizmi başarısız, kapitalizmi başarılı görenlere, gösterenlere hiç ama hiç kanmamak gerekir. Tüm dağınıklığına ve Sovyetlerin şahsındaki çöküşüne karşın sosyalizm hala barış , demokrasi, insanca yaşam ve sosyal devlet anlayışının esin kaynağıdır.
Sosyalizme sahip çıkmak, sosyalizmi özüne sıkı sıkıya sahip çıkarak çağdaş dünyaya uyarlamak tüm sosyalistlerin görevidir.
Sosyalizmi propaganda olanaklarını elinde tutanlar “öcü” diye sunmaya çalışabilir. Kimse inanmasın, sosyalizm insanca yaşamın, toplumun tüm kesimlerinin uzlaşı içinde yaşamasının, yurt, bölge ve dünya barışının anahtar bilgilerinin kaynağıdır.
* * *
Yaklaşık 200 yıl önce 1800’lü yıllarda işçilerin yaşama ve çalışma koşulları insanın kaldıramayacağı kadar ağırdı. Günlük çalışma süresi 18 saate kadar çıkabilirken, çalışanın neredeyse hiç bir güvencesi de bulunmuyordu.
O günün Amerika’sında on binlerce işçi fabrika çevresinde insanca yaşama uygun olmayan barakalarda, sağlıksız koşullarda yaşıyor, işçilerin ortalama yaşama süresi, 40’lı yaşları bulmuyordu.
İşçiler güçlerini birleştirip, örgütlenerek mücadele etmeye karar verdiler. Bu örgütlenmeler daha sonra sendikal örgütlenmelere dönüştü.
Bütün baskılara karşın 8 saatlik işgünü isteyen ve ücretlerinin düşürülmesini protesto eden işçilerin eylemleri 1886 yılında en üst noktaya ulaştı.
Başta Chicago olmak üzere birçok kentte işçiler, günde 8 saat çalışma hakkını elde etmek için 1 Mayıs 1886 günü genel grev yapılmasını kararlaştırdılar. 1 Mayıs’ta ülke genelinde 350 bin işçi greve çıktı.
Grevci işçilerle sokak çeteleri arasında çıkan kavga sırasında polisin işçilerin üzerine ateş açması sonucu 4 işçi yaşamını yitirdi.
Hükümet ve işverenler, işçi eylemlerini içlerine sindiremiyordu.
1 Mayıs sonrası işten atmalar, baskılar yoğunlaştı.
Bu olayların sorumlusu olarak yakalanan 8 işçi liderinden Albert Persons, Adolph Fischer, George Engel ve August Spies idama mahkum edilerek asıldı.
“8 saatlik işgünü” mücadelesi önderlerinden Albert Persons\\\'un idam sehpasına gitmeden önce çocuklarına yazdığı mektupta şunları yazıyordu:
“Bu kelimeleri yazarken adlarınızın üstüne göz yaşlarım damlıyor...
Bir daha hiç karşılaşmayacağız. Ah, sevgili çocuklarım, nasıl içten, derinden seviyor sizi babacığınız.
Sevdiklerimiz için yaşamakla gösteririz sevgimizi ve gerektiğinde sevdiklerimiz için ölmekle de gösterebiliriz sevgimizi...
Benim hayatımı ve doğal olmayan haksız ölümümü başkalarından öğreneceksiniz. Babanız, özgürlük ve mutluluk uğruna gönüllü olarak canını vermiş bir kurbandır.
Size miras olarak şerefli bir ad ve tamamlanacak bir görev bırakıyorum...
Onu koruyun, bu yolda yürüyün. Kendinize karşı doğru olun, o vakit başkalarına karşı sahte olamazsınız. Yaratıcı, uyanık ve neşeli olun...
Çocuklarım, değerli varlıklarım; bu mektubu yalnız sizin için değil, daha doğmamış çocukları için ölen bir çok kişinin ölüm yıldönümlerinde de okumanızı istiyorum. Yavrularım, elveda...”
1888 Aralığı’nda toplanan Amerikan İşçi Federasyonu 8 saatlik işgünü elde edilinceye kadar, her yıl 1 Mayıs’ta kitle gösterileri düzenlemeyi kararlaştırdı.
Aynı günlerde birbirlerinden habersiz olarak Fransız ve Belçika İşçi Sendikaları Konfederasyonları da sekiz saatlik işgünü için mücadele kararı alıyordu.
1889’da II. Enternasyonal, 1 Mayıs’ı “İşçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü” ilan etti.
1919 yılında Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) kuruluş kongresinde, 8 saatlik işgünü karara bağlandı.
* * *
Yıl 1977... 1 Mayıs İstanbul’da Devrimci İşçi Sendikalarını Konfederasyonu DİSK’in öncülüğünde Taksim Meydanı’nda kutlanıyor.
Kutlamaya o günlerin en öndeki sendikal örgütü KTÖS’ü temsilen DİSK’in davetlisi olarak Emirali Özkılıç ve Esat Varoğlu ile katıldık.
Taksim meydanı herhalde en büyük kalabalığı görüyordu o gün. Yaklaşık 500 bin kişi meydanı doldururken meydana ulaşamayan on binlerce kişi daha vardı.
Şimdiki ismi The Marmara olan otelin karşısındaki koruluğun meydana bakan yüzünde yüksek bir platform yaratılmıştı. Platformun ortasında DİSK Başkanı Kemal Türkler konuşurken onun sağında konuklar bölümünde bizler de vardık. Her şeyi görüyorduk. Kutlamanın sonuna yakın Sular İdaresi diye bilinin bölümden ilk patlama sesi geldi. O ilk patlama sanki de işaretti, ardından çevredeki tüm binalardan meydana mermi yağmaya başladı. O panik içinde 34 kişi yaşamını yitirdi. O gün işçilerin Kemal Türkleri, etten miğferle nasıl korumaya aldıklarını unutmadım.
O gün yaşananlar Türkiye Cumhuriyet tarihinin en büyük provokatif saldırısıydı. Saldırı Kontrgerilla tarafından gerçekleştirilmişti.
O günü bir başka sefere daha ayrıntılı yazmak isterim.
* * *
1977’den tam 28 yıl sonra geçen yıl ( 1 Mayıs 2005) 1 Mayıs heyecanını bu kez Küba’nın başkenti Havana’ın Devrim meydanında yaşadım. Hem de tam bir milyon insanla birlikte.
Hem de efsane lider Fidel Castro’yu da dinleyerek.
1 Mayıs bir bayram.
Türkiye’de 1 Mayıs 1977’de meydanı kana bulayanlar bu bayramı niye hazmedememişti? Çalışanın bayramına hala saygı göstermeyenlerin hazımsızlığı neden?
... Ve Küba’da 1 Mayıs. Dünyanın dört bir yanından bir milyon insan bir meydana toplanıyor, kimsenin burnu kanamıyor.”
Günün sözü:
Her bayrak doğru ellerde yükselir