Panele katılarak birde konuşma yapan AP Liberal grup üyesi Kıbrıslı Rum Marios Matsakis,Kıbrıs sorunuyla ilgili Türkiye’yi suçlayıcı açıklamalarda bulundu. Kıbrıs sorununu sadece Türkiye’ye endeksleyen Matsakis’e konferans sırasında tepki oluştu.Bunun üzerine söz alan Bahçeli,Matsakis’in ortaya koyduğu argumanları çürüttü. Panelde, Matsakis’in konuşmasından sonra başka bir dinleyici de söz alarak “Ben Türk değilim, ama sizin bu tavrınızdan ve çözüm yaratmaya yönelik olmayan konuşmalarınızdan ben de sıkıldım” diyerek büyük bir alkış topladı
Panelden sonra ABHaber\'e konuşan Bahçeli, “Matsakis’den farklı bir yaklaşım beklerdim. Kıbrıs Rum kesimindeki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde realist bir yaklaşımı vardı. İki ayrı devletin olması gerektiğini kabul ediyordu. Daha dürüst olmasını beklerdim” diyerek Matsakis’in propaganda amaçlı konuştuğunu ve dozunu kaçırdığını ifade etti.”
ABHaber,Prof. Tözün Bahçeli’nin paneldeki konuşmasının ana hatlarını yayınlıyor:
Bugün, 1982 yılında kurulan KKTC’nin yirmi beş yıllık ömrünü üç başlık altında değerlendirmek istiyorum. Öncelikle Kıbrıslı Türkler’in ülkelerini ve demokrasiyi kuruşlarından bahsedecek, daha sonra ülkenin uluslararası camiada tanınma konusunu ele alacak, son olarak da KKTC ile Türkiye arasındaki ilişkileri ve KKTC’nin geleceğini değerlendireceğim
1. İdari özerkliğin kazanılması ve demokrasinin geliştirilmesi
KKTC 1983’te kuruldu ancak Kıbrıslı Türkler’in kendilerini yönetmeye başlamaları ve bu sistemi kurmaları 1974’e dayanır. 1974, hem adanın geçmişi, hem de Kıbrıslı Türkler için bir dönüm noktasıdır. 1974 yılının yazında Yunanistan’ın adayı birleştirmek amacıyla adaya çıkarma yapmasının ardından Türkiye de Kıbrıs’a askeri çıkartma yaptı. Ardından gelen savaş ile adada kuzeyde Kıbrıslı Türklerin yönettiği, güneyde ise Rumların yönettiği iki mevcudiyet oluştu. 1975’te güney bölgesindeki oluşum uluslararası camiada Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanındı. Kıbrıslı Türkler’in yönetimi ise “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”ni kurduklarını açıkladılar.
1974, Kıbrıslı Türklerin ilk kez bir bölge üzerinde toplanıp kendi yönetimlerini kontrol edebildikleri tarih olmuştur. Güvenlikleri Türk ordusu, ekonomileri de Türk Hazinesi tarafından karşılanmıştır. Kısa bir süre sonra, Kıbrıs Türk yönetimi de devlet fonksiyonlarını göstermeye başlayarak kendi toprakları üzerinde bütün kontrolü eline alır ve vatandaşlarına gerekli hizmetleri sağlar. Aynı zamanda, bu yeni mikro-devlet demokratik kurumlar geliştirir. Kuzey Kıbrıs’taki bu demokratik sürecin bir uzantısı olarak, 1974’ten önce siyasi parti kurma yasağı olan bölgede farklı görüşteki siyasi partiler kurulmaya başlanır. Bir yandan da burada cesur bir toplum gelişir ve “bu topraklar bizimdir” hareketi oluşur.
1983’te KKTC kurulurken amaç Birleşmiş Milletler sponsorluğunda düzenlenen müzakerelerde Kıbrıslı Türklerin durumlarını güçlendirmekti. Rauf Denktaş Kıbrıs’ın iki toplumlu, iki bölgeli bir federasyon olması için BM sponsorluğundaki müzakerelere katılmaya devam etti. Buna rağmen, 1990’lı yılların başlarında, KKTC kendi hükümeti ve anayasası olan bir sistemle yönetilmeye devam etti. Bu da hem güney hükümetini hem de adayı birleştirmeye çalışan aracıları hayal kırıklığına uğrattı.
2. Tanınma konusu
KKTC’nin demokratik gelişimi ve Türkiye ile olan ilişkileri dünyanın geri kalan kısmının tutumunu değiştirmedi. Türkiye dışındaki hiçbir ülke KKTC’yi tanımadı. Diğer ülkeler tarafından dışlanma ve ekonomik ambargo KKTC’yi Türkiye’nin yardımlarına bağımlı hale getirdi. KKTC’nin en önemli başarısızlıklarından biri sürdürülebilir bir ekonomik büyüme yakalayamaması ve güçlü ekonomi kuramaması oldu.
Aslında KKTC o sorunları yaşayan bir ülke olmasına rağmen vatandaşlarına ekonomik şartlar, güvenlik ve diplomatik yardım sağlamakta oldukça başarılıydı. 2007 yılındaki kişi başına gelir 11.000 doları yakalamıştı. Eğer uluslararası tanınma sağlanmış olsaydı KKTC Türkiye’ye daha az bağımlı hale gelebilirdi, bu da Kıbrıslıların daha çok memnun olmasını sağlardı. Ama bunun gerçekleşme şansı sıfıra yakındı. Türkiye bölgede çok önemli bir güç olmasına rağmen KKTC’nin tanınmasını sağlayamadı.
Kuzey Kıbrıs’ın durumu tanınma konusunda AB’de önemli tartışmalara yol açtı. AB 2004’te Kıbrıs’ı üye olarak kabul etmişti, ancak bundan Kuzey Kıbrıs hiçbir kazanç sağlayamamıştı. Brüksel, üyelik müzakerelerinde Kıbrıslı Türklerin AB’ye üye olmasının tek yolunun Güney Kıbrıs ile bir federasyon altında birleşmeleri olduğunu apaçık belirtti. Annan Plan’ına göre yapılan 2004 referandumunda Kıbrıslı Türkler’den gelen “evet” oyu, Kıbrıslı Türklerin birleşmeden yana olduklarını apaçık gösterdi.
3. Türkiye’den ayrı bir kimlik oluşturmak
Bu süreç içerisinde KKTC ekonomik konularda Türkiye’ye oldukça bağımlı hale geldi. Türkiye vazgeçilemeyecek, zorunlu bir patrondu, KKTC’liler bu gerçeği kabul ediyordu. Her yıl 20 Temmuz’da ( Türk ordusunun adaya çıkartma yaptığı tarih) KKTC’de özgürlük günü olarak hatırlanıyor. Türkiye’ye olan şükran duygularını apaçık ifade etmelerine rağmen KKTC’lilerin çoğu kendi kendilerine yetebilen bir ülke istiyor ve bunu son yıllarda birçok kez gösterdiler:
• “Bu topraklar bizimdir” hareketi
• KKTC’li gençlerin çoğu 1974 savaşı gibi olayların uzak bir geçmişe dayandığını düşünüyor. Gelecekte olacaklara odaklanmış durumdalar.
• Kıbrıslı Türkler, Türkiye’den gelen binlerce göçmenin “Kıbrıslı” karakterine ve Kıbrıs’ın toplumsal kültürüne zarar verebileceğinden korkuyorlar.
• KKTC’deki siyasi güçler, KKTC’nin Türkiye’ye olan bağımlılığını azaltmak isteyen yeni nesillerin eline geçiyor.
Son gelişmelere bakarak KKTC’nin geleceğini yorumlayalım:
Kosova bağımsızlığını açıkladığında KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat...
Kosova bağımsızlığını ilan etti. Ancak ne KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ne de Kıbrıslı Türkler’in çoğu Kosova’nın KKTC’nin de tanınabileceğine dair bir örnek oluşturduğunu düşünmüyor.
KKTC, 25 yıllık tarihi içinde önemli başarılara imza attı: Fonksiyonel bir devlet kurdu, Avrupa demokrasisi ile kıyaslanabilecek bir demokrasi geliştirdi ve önemli bir servete kavuştu.
Ancak bugün Kıbrıslılar izole edilmenin getirdiği olumsuzlukları yaşıyorlar. Yeni bir yerleşme planı ve yeni bir referendum yapıldığında vatandaşlar yine aynı ikilem içinde kalacaklar: Ya KKTC vatandaşlığını ve izolasyonu seçecekler, ya da federal Kıbrıs’ın bir parçası olarak Avrupa kulübüne katılacaklar. İkisini aynı anda yapamazlar.
ABHaber