BARIŞI ÜZERİNE OTURTABİLECEĞİMİZ BİR ANLAŞMAYI YAKALAMAK LAZIM... Cumhurbaşkanı Talat, Hristofyas'la toplumları hazırlamak için iyi işler yaptıklarını, özellikle kendisinin kavga etmeden esnek davranarak, bu süreci mümkün olduğu kadar yumuşak götürmeye çalıştığını belirtti. Talat şöyle konuştu: "Ben; çünkü barışın anlaşmadan sonra gelişip yerleşeceğine inanıyorum, zemini anlaşma olacak. Barışı üzerine oturtabileceğimiz bir anlaşmayı yakalamak lazım. Bu yakalanırsa nihai barışı da kurmuş oluruz."
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bugün için KKTC'nin tanınması talebinde bulunmayı "intihar etmek" olarak niteledi.
Talat, Kıbrıs sorununu çözmeye aday olduğunu belirterek, Kıbrıs sorunu çözülmeyecekse veya çözülemeyeceğini görürse, makamına ilişkin "motivasyonunun kalmayacağını" söyledi.
Cumhurbaşkanı Talat, KIBRIS TV'de Aysu Basri Akter ile Hüseyin Ekmekçi'nin birlikte yönettiği "Günün Getirdikleri Özel" programında Başaran Düzgün, Ali Baturay, Emin Akkor ve Aytuğ Türkan'ın sorularını yanıtladı.
Kıbrıs sorununun çözülemeyeceğini görürse ve sorun çözülmezse görevinin kendisi için "bir çekiciliğinin kalmayacağını" ifade eden Talat, şöyle konuştu:
"Benim motivasyonum Kıbrıs sorununa çözüm bulmaktı, ben bunun için aday oldum. 2004'te referandumdan olumsuz bir sonuç çıkınca çözüm olmadı. Ondan sonraki adaylığımda da ben hep Kıbrıs sorununu çözmek hedefiyle aday oldum. Şimdi o hedef tamamen ortadan kalkarsa ve bu iş kronik olarak bu şekilde devam edecekse benim motivasyonum kalmaz."
Talat, bunun tek başına karar vereceği bir konu olmadığını da belirtti.
"Maceracı değilim"
Cumhurbaşkanı Talat, "Çözümsüzlük halinde KKTC'nin tanıtılması gündeme gelebilir mi?" sorusuna karşılık, bugün için öyle bir talepte bulunmayı "intihar etmek" olarak niteledi ve şunları söyledi:
"Gelebilir yani, eğer onun gerçekçi, ulaşılabilecek bir hedef olduğu saptanırsa, tabii ki olur. Ancak onun imasında dahi bulunmak, bugün için, devletin tepesi açısından böyle bir şeyin imasında dahi bulunmak intihar etmek demektir. Biz aklımızı peynir ekmekle yemedik. İşte, BM Güvenlik Konseyi'nin kararları ortada, dünyanın tutumu burada. Dolayısıyla neyin olabileceğini, neyin olamayacağını iyi hesaplarsınız. Ben maceracı değilim."
"AB içinde garantörlüğe ihtiyaç yok" sözlerini mantıksız bulduğunu ifade eden Talat, garanti anlaşmasının değiştirilmesini uygun bulmadıklarını kaydetti ve "Garanti sisteminin devamı son derece önemlidir" dedi.
"Dinlemez bir mekanizma kuracağız"
25 Temmuz anlaşmasında varılan mutabakatta, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas ile arasında kurulması öngörülen "kırmızı telefon" hattının kurulacağını bildiren Talat, "Cep telefonuyla konuşuyoruz. Şimdi daha dinlenemez bir mekanizma kuracağız. Cep telefonlarının Rum tarafında dinlendiği bilinen bir gerçek" diye konuştu.
Türkiye'nin limanlarını Rum tarafına açmasının KKTC'nin rekabet gücünü ortadan kaldıracağını söyleyen Talat, AB içinde izolasyonları artırmak için çabaların sürdüğünü de kaydetti.
Talat, müzakerelerde en zorlu başlığın mülkiyet konusu olduğunu ifade ederek, mülkiyetin üçüncü konu olarak ele alınacağını belirtti. Mülkiyet konusunda Annan Planı'nı referans aldıklarını ifade eden Talat, Rum tarafının da, "Mülkiyet sorununun, malın 1974'ten önceki sahibi ne istiyorsa, o şekilde çözülmesini" savunduğunu söyledi.
Tıkanıklıkları çözecek mekanizma şarttır
Talat, "Temel noktalardaki sorunları nasıl gidereceksiniz?" sorusuna şöyle cevap verdi.
BM parametreleri temel noktalardaki görüş ayrılıklarını belirliyor, dolayısıyla onlara uyum sağlamak durumundayız. Onu sağlayabilirsek sorunlar azalacak. Tek egemenlik ve tek vatandaşlık BM parametresi ise aynı şekilde bir BM parametresidir, her bir kurucu devletin bir toplum ve bir halk tarafından idare edileceği. Dolayısıyla bunları bir araya getirdiğinizde parametrelere bağlı kaldığınızda sonuca gitmeniz mümkün. O zaman işte iç vatandaşlık konusu gündeme gelir, egemenliğin iki halktan kaynaklandığı gündeme gelir.
Tabii biliyorsunuz Rum tarafı ve BM iki halktan kaynaklanır demez iki toplumdan kaynaklanır der. Bu fark etmez. Nereden kaynaklandığının belirlenmesi bir BM parametresi olmuştur. Bunlara bağlı kalmalıyız bu birinci şart. Yeni unsurlar ortaya katamayız. Yeni unsurlar olmamalı. Yeni unsurlar katılmamalı. İkinci nokta ben her konuda bunun anlaşılabileceğine inanmadığımı ben kendisine de söyledim. Liderlerin uzlaşmaya vardığı anlaşmayı referanduma götüreceğimizi kabul ettik. Rum tarafı da etti. Uzlaşmadığımız noktalarda tıkanıklık çözme mekanizması geliştirmek lazımdır. Bu nasıl olabilir, çeşitli yöntemler var. Benim görüşüm Türkiye ve Yunanistan'ı devreye koymak olur. Annan Planı müzakereleri sırasında 2004'de New York'a davet edildiğimizde taraflar anlaşamadı. Devreye anavatanlar girince anlaşıldı. İki tarafın da kabul edeceği bir kişi de anlaşmazlıkları çözmede rol oynayabilir. Bu BM Genel Sekreteri de veya başka biri de olabilir. Ama bunlar birçok konuda anlaştıktan sonra ancak ayrıntılarda gündeme gelebilir. Ama Rum tarafı bunu prensip olarak kabul etmiyor. Bu ciddi bir sorundur. Bunu çözsek işimiz kolaylaşır. Süreç içinde bu tür mekanizmaların gelişeceğini düşünüyorum" dedi.
Yeşilırmak konusu fazla abartıldı
2004 yılından beridir Kıbrıslı Türklerin Yeşilırmak kapısından geçerek Erenköy'e gittiğini, Kıbrıslı Rumların ise Ay. Mamas'taki ayin için normal yollardan geçerek ayinlerini gerçekleştirdiklerini kaydeden Talat, Kıbrıslı Rumların Yeşilırmak kapısından geçmek istemelerinin normal olduğunu ancak bunun kriz haline dönüştürülmesinin normal olmadığını söyledi.
Hristofiyas ile telefonda konuştuğunu ve ayini iptal etmemesini istediğini ifade eden Talat, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi Rumların normal kapılardan geçip ayine gelmelerini istediğini ve gelecek yıl belki bu kapıyı açabileceklerini kendisine söylediğini kaydederek, "Burada din siyasete alet edildi" dedi.
Garanti sistemi yeni düzene uyarlanacak
Mehmet Ali Talat, "Hristofyas bir gazeteye 'Güzelyurt mutlaka bize verilecek" demiş. Bu soru bana sorulduğu zaman bunun pazarlık konusu olduğunu, masada konuşulacağını söyledim Ancak, Ben Hristofyas'a Güzelyurt'un mutlaka kendilerine verilmesi şartı olduğunu bir gazeteye demeç verip vermediğini sordum. O da bana böyle bir açıklama yapmadığını söyledi. Ayrıca, Hristofyas'a garantörlük konusunun devam etmesi gerektiğini söyledim. O bir şey demedi. Ancak garanti sisteminin yeni düzene uyarlanacağını söyledik" dedi.
Kıbrıs'ta iki halk birlikte yaşamayı gerçek anlamda öğrenip ispat edinceye kadar garanti sistemine ihtiyacımız olduğunu anlatan Talat "AB çatısı altında garantörlüğün kalkmasını mantıklı bulmuyorum. AB çatışmaları mı engelliyor. Neyi engelledi? İşte Gürcistan'ın başına gelenler belli. Biz garanti anlaşmasını değiştirmesini doğru bulmuyoruz. Geçmişte bunu yaşadık. 1963 olaylarını hep birlikte yaşadık. Böyle bir çatışma beklemiyorum. Ama olmayacağının güvencesi var mı? Siz emin misiniz?... AB ilanihaye yaşayacak ve parçalanmayacak?" dedi.
İzolasyonların çoğaltılmasına uğraşıyorlar
Talat, Türkiye'nin Rumlara limanlarını açacağını düşünmediğini çünkü Kıbrıslı Türklere karşı izolasyonların devam ettiğini ve Türklere izolasyonları çoğaltmak için Avrupa'da kapalı kapılar ardından bunların devam ettiğini bildiklerini söyledi.
Ekonomide ciddi sorunlar var
Ülke ekonomisinde ciddi sorunlar olduğunu doğrulayan Talat, sorunların çeşitli olduğunu ve dünyadaki etkenlerin de burada rol oynadığını söyledi.
Talat, konuşmasına şöyle devam etti:
"Gerçek anlamda liberal bir ekonomi politikası uygulansa idi alt gelir kesimleri ciddi acılar çekerdi. Üst gelir de daha da güçlenirdi ancak daha sonra ekonomi rayına otururdu. Ama bunu yapabilecek hükümet bu ülkede hiç kurulmadı. Bu iş bir anlayış meseledir. Bizim politikacılarımız zanneder ki ekonomik gücü elinde tutarsa güç kazanır ve seçim kazanır.
Toplumları hazırlamak için bence biz iyi işler yapıyoruz. Hem Hristofyas ve ben ama özellikle ben, kavga etmeden esnek davranarak, bu süreci mümkün olduğu kadar yumuşak götürmeye çalışıyorum ve bunun olumlu tepkilerini de alıyorum. Rum tarafı da aynı şekilde daha esnek davranıyor.
Bu politikayı bu şekilde sürdürmemiz lazım. Bizim en temel görevimiz kavga etmeden insanları birbirleri ile ilişkilerinde teşvik ederek götürmektir ta anlaşmaya kadar. Ben çünkü, barışın anlaşmadan sonra gelişip yerleşeceğine inanıyorum zemini anlaşma olacak. Barışı üzerine oturtabileceğimiz bir anlaşmayı yakalamak lazım. Bu yakalanırsa nihai barışı da kurmuş oluruz."
(ABHaber)