İşte Tekman'ın yazısı:
Ne zamandır Kanal T’de ortağım Mehmet Moreket ile programlara çıkmıyorum. Bunlar izleyicilerimizin gözünden kaçmıyor.
Kanal T’den kaçınılmaz ayrılığım, ilk gençlik yıllarımdan başlayarak edindiğim birtakım prensipler ve inançlar manzumesinin o ortamda daha fazla durmamam gerektiğini son zamanlarda yüreğimde alarm saati gibi uyarmasıyla ve beynimin de son birkaç günde bu uyarıya katılmasıyla oldu.
Herkesin sorduğu bir soru var bana… “Program ortağınla ters mi düştün ki, o devam ediyor ama sen yoksun?”
Bir kere böyle bir şey kesinlikle yok ve ben Kanal T’ye sadece dışarıdan gelip program yapan bir kişiyim ama program ortağım öyle değil… O, bulunduğu kanalda sadece program yapımcısı değil, aynı zamanda Genel Müdür ve Yönetim Kurulu üyesi… Frekanslarımız da hala uyuşmakta, ikimiz de birlikte program yapamadığımız için büyük üzüntü duymaktayız. Dostluğumuz da her zaman sürecek ortağımla…
Ben buradan sadece ekranlardan ayrı kalıp Moreket ile neden artık program yapmadığımı sürekli olarak merak eden ve beni adeta sorgulayan izleyicilerimize, ekranlardan açıklama fırsatı bulamadığım ayrılma gerekçelerimi açıklamanın bir borç olduğunu düşünerek bu yazıyı kaleme alıyorum. O kadar…
Ortağım da ihtiyaç duyarsa açıklamalar yapabilir. Ama ayrılan ben olduğum için bu konuda sorumluluk da bende demektir.
Bilen bilir… Yazarken, konuşurken kimsenin kişisel çıkarlarını kollamadığım gibi, bulunduğum yerde asla talimatla ne yazarım, ne de konuşurum. Bu bağlamda duruşum da çok nettir ve içinde bulunduğum ortamlarda da en azından bunun asgarisini beklerim. Bu yüzden Yurtsever Kıbrıslı’daki değerli dostlarım bana en zor anlarımda kucak açmış, Dr. Doğan Harman’ın dediği gibi gazetenin bir köşesinin “tapusunu” vermişlerdir. Minnettarım her birine...
Oysa ekranda çalıştığım ortam giderek anlamını yitirmeye başlamıştı.
Biliyorsunuz… Ben sadece Kanal T’de ekranlara çıkmıyorum ve davet edildiğim radyo ve TV kanallarına da gidiyorum.
Çok açık ve net yazıyorum… UBP üyesi değilim ama sempati duyduğum, özellikle KKTC olgusunu yaratan ilkeleri önünde saygı ile eğildiğim bir partidir. Bu partinin geçmişte hataları da olmuştur. KKTC halkı bu hatalardan sorumlu tuttuğu ve adına “statüko” dediği yapının bir parçası olarak gördüğü bu partiyi 14 Aralık 2003’de iktidardan etmiştir.
Bugün ise partiye, çağdaş, uygar, ufukları geniş ve katılımcı demokratik değerleri iki yıldır getirmeye ve halkın güvenini yeniden kazanmaya çalışan mevcut Başkan’ın görüşlerine ve vizyonuna da aynı zamanda inanan bir kişiyim. Saklamaya gerek yok, yazdıklarımdan, söylediklerimden belli…
Kanal T’de katıldığım veya yaptığımız programlarda da sorun bu noktada başlıyordu işte…
Bu görüşlerim doğrultusunda, Kanal T dışında çıktığım ekranlarda, UBP içindeki duruma ilişkin çok açık ve net değerlendirmeler yaparken;
Maalesef bunları Kanal T’deki programlarımda dile getiremez duruma gelmiştim.
Bu durum hem izleyicimize karşı bir tür samimiyetsizlik oluyordu, hem de beni kendi kanallarındaki programlara davet eden arkadaşlara karşı biraz da ayıp kaçıyordu. Nitekim bazı izleyiciler bana sormaya başlamışlardı bile:
“Ali Bey, sen diğer TV ve radyolarda UBP içindeki Başkanlık yarışı ve olaya kendi bakış açını rahatça ortaya koyup değerlendirmeler yapıyorsun da, niye program yaptığın kendi kanalında bu konulara hiç girmiyorsun?”
Bu soru, işte kahredici bir sorudur ve bunu soranlar da haklıdır.
Üzgünüm ama Kanal T’nin patronu, UBP içindeki Başkanlık yarışında safını benle tam ters istikamette belirlerken, çıkıp da bize;
“Ya, ben safımı filancanın yanında belirledim ama siz dilediğiniz gibi değerlendirme yapabilirsiniz UBP için, hatta benim saf tuttuğum şahsiyeti açıktan eleştirebilir, diğer adayın meziyetlerini de sıralayabilirsiniz. Koskoca bir TV kanalı sahibi olarak benim kimseden bir korkum, çekincem yok, olamaz da” dememiştir.
Bilakis, UBP içindeki Başkanlık yarışı konularına hiç girmememiz istenmiştir.
İşte bu durum, sadece izleyicilerimiz ve beni başka kanallardaki programlarına davet eden diğer arkadaşlarımıza karşı esaslı bir yanlış teşkil edeceği gibi, başta benim prensiplerim ve meslekte inançlarım doğrultusunda bugüne kadar yalpalamadan sürdürdüğüm duruşuma, aldığım eğitime ve karakterime de aykırıydı.
Ve yine üzgünüm ki;
Bünyesinde bugüne kadar çok iyi programlara ve çalışmalara imza attığımıza inandığım ve bunları hep hatırlayacağım Kanal T’nin patronu, bizim programlarımızda UBP içindeki Başkanlık yarışını serbestçe değerlendirmemize karşı çıkanlar tarafından bir şekilde geriletilmiş, sindirilmiş ve kanaatimce zaten bu yüzden de safını, hoyratça üzerine gelenlerin yanında belirlemiştir.
Bu konuyu daha fazla da speküle etmek istemem. Mecbur kaldığım için bunu yapıyorum. Patronun da yolu açık olsun. Elbette kendi mizacına uygun bir seçim yaptığından dolayı da onu suçlayamam. Neticede kanalın sahibi… Bazı medya patronu vardır, daha dirayetli ve kararlı bir duruş sergiler baskılara karşı… Bazısında ise bu meziyetler daha kısıtlı olur işte…
Bana da, bu gerçekler ışığında kendi tercihimi yapmak düşerdi. Gönül rahatlığıyla da bunu yaptım ve her zaman olduğu gibi bu rahatlıkla her gece yastığa başımı vicdan huzuru ile koyduğum için, bir kez daha Tanrı’ya şükrediyorum.
Bir gün bir yerde yeniden buluşacağız ama izleyicimizle… Bu son iki yıllık ekran deneyimimde bana ve tabii programımıza desteğini esirgemeyen tüm dostlarımıza ve çalışma arkadaşlarıma – şimdilik – hoşçakalın diyorum...
(Kıbrıslı Gazetesi)