Nami: Kimse masadan kaçma lüksüne sahip değil
<P>Cumhurbaşkanlğı Özel Temsilcisi Özdil Nami, Kıbrıs sorunu konusunda Havadis'e önemli açıklamalarda bulundu. Özdil Nami, "Kimse, masadan kalkma lüksüne sahip değil" dedi. Nami,"Türk tarafı olarak, mart ayına kadar 3 konu başlığında somut ilerlemeler sağlanması için üzerimize düşeni yapacağız. Türk tarafı, görüşmelerin yarın yeniden başlamasını önerdi ancak Rumlardan henüz bir yanıt gelmedi" diye konuştu.</P>
Havadis Gazetesi'nden Selda İÇER'in röportajı:
BM Genel Sektereri Ban Ki-moon'un adaya gelişiyle birlikte Kıbrıs sorununa olan ilgili daha da arttı. KKTC'deki sağ kesim ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Ban'ın adaya gelişinden büyük bir rahatsızlık duydu." Geldi de ne oldu" söylemleri ile bir anlaşma olmasından "ödü kopanlar" saldırılarını yoğunlaştırmaya başladı. Bu hafta biz de röportajımızı Kıbrıs sorununa ayırdık ve hangi noktada olunduğunu ortaya koymak açısından konuya en yakın kişilerden birisi olan Cumhurbaşkanlığı'nın Özel Temsilcisi Özdil Nami ile konuştuk. Cumhurbaşkanlığı'ndaki sohbetimizde birçok konuya parmak bastık, tabii birçok konunun da "yazılmamak kaydı ile" gerçekte neler olduğunu konuştuk
Müzakere heyeti şu anda seçim havasından çok uzak. Bu kadardır yıldır büyük mücadeleler verilerek gelinen bu noktayı daha da ileriye götürmek çabasında. Yakalanan ivme kaybedilmek istenmiyor. Özdil Nami gayet net konuşuyor ve şöyle diyor: "Bizim Kıbrıs Türk tarafı olarak üzerimize düşen, bıkmadan, usanmadan, yılmadan çözümü zorlayan taraf olma pozisyonumuzu korumaktır. Bu politikanın ancak iki neticesi olabilir. Ya gerçekten çözüm olacaktır, ya da Rum tarafı bir kez daha çözümü engelleyen taraf olarak tüm dünyaya afişe edilecektir. İşte o durumda KKTC için yeni bir sayfa açma imkanı, yeni imkanlar yaratma ortamı doğmuş olacaktır. Her iki durumda da ülkemizin durumu bugünkünden daha iyi bir noktaya ulaşmış, dünyayla bütünleşme yönünde ileri kazanımlar elde etmiş olacağız."
Türk tarafı, ara verilen görüşmelerin yarın yeniden başlamasını önerdi
HAVADİS: Öncelikle isterseniz yeni takvimden başlayayım. BM Genel Sekreteri'nin adaya gelişinden sonra iki lider arasında gerçekleştirilecek görüşmelerin takvimi belli oldu mu?
Nami: BM Genel Sekreteri adadan ayrılırken liderleri süreci devam ettirmeye davet etti. Liderler de bu yönde kendisine taahhütte bulundu. Ben dün Rum Yönetimi Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu ile bir araya geldim. BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, takvimle ilgili düşünceleri sordu bizlere. Ben pazartesi gününden itibaren (yarın) görüşmelere tekrardan başlamayı önerdim. Sayın Yakovu, konuyu Rum Yönetimi Lideri Hristofyas ile değerlendirip bize bilgi vereceklerini söylediler. Dolayısıyla biz Rum tarafının cevabını bekliyoruz. Biz somut olarak teknik ekip ve yardımcılar seviyesinde görüşmelerin yoğun bir şekilde devam etmesi ve liderlerin de bu çalışmaları takiben buluşması gerektiğini söyledik. Şubat ayı sonuna kadar güç paylaşımı ve yönetim, AB ve ekonomi başlıkları altında hala hazırda oldukça yakınlaşmış olan konuların artık bitme noktasına yakın bir geleceğe getirilebileceği inancındayız. Muhataplarımızı böyle bir çalışma modeline davet ettik.
HAVADİS: Peki, sizin Sayın Yakovu ile bir sonraki görüşmeniz ne zaman?
Nami: Bilmiyorum kendisinden cevap bekliyoruz. Hristofyas ile görüşmeden bir şey söyleyemeyecek dedi.
HAVADİS: BM Genel Sekreteri'nin adaya gelişi sizce neden bu kadar tartışma yarattı?
Nami: Maalesef bizim ülkemizde tüm tartışmalar, tartışmaya taraf olanların siyasi görüşleri doğrultusunda algılanıyor. İşin gerçeği neredeyse tamamen ilgisiz ve değersizmiş gibi bir tarafa itiliyor. Bunu ben son derece sağlıksız buluyorum ülke siyaseti açısından. Biliyorsunuz, BM Genel Sekreteri'nin adaya gelmesi fikri çok uzun zaman önce ortaya atılmıştı. Türk tarafının bu doğrultuda sürekli çağrıları vardı. Ancak BM Genel Sekreteri adadaki gelişmelere göre bu kararı vereceğini açıklamıştı. Gelinen aşamada liderlerin ortak açıklamasında da altını çizdikleri gibi, uzun görüşmelerden sonra özellikle güç paylaşımı ve yönetim konusunda önemli ilerleme sağlanmıştır. Genel sekreter buradaki özel danışmanı Downer'in de kendisine bu bilgiyi aktarmasından faydalanarak böyle bir zamanda adaya gelip liderleri yakınlaştırılan konularda nihai noktayı koymaları yönünde teşvik etmek ve uluslararası camiaya da en yetkili ağızdan bunu aktarmak için uygun bulmuştur. Nitekim Genel sekreterin gelişi ile ilk kez ortak bir açıklama metininde Sayın Hrisyofyas da önemli ilerlemeler sağlandığını kabul etmiştir. Bu ziyaret yoğunlaştırılmış müzakerelerin ardından gerçekleştirilmiştir. BM'in kanaati yoğunlaştırılmış sürecin etkin bir metot olduğu yönündedir. Genel sekreter, bu değerlendirmesini de ziyareti esnasında taraflarla paylaşmıştır. Genel sekreter yaptığı tüm konuşmalarla hala hazırda tarihi bir fırsatın yakalandığını ve bu fırsatın kaybedilmemesi gerektiğini, mevcut durumun ilelebet devam edemeyeceğini taraflarca da bilinmesi gerektiğinin altını çizmiştir.
HAVADİS: Bazı kesimler BM Genel Sekreteri'nin gelişi ile bir ara anlaşma imzalanmasının beklentisi içerisinde idi. Bu hava nasıl yaratıldı peki?
Nami: Bizim tarafımızdan kesinlikle yaratılmadı. Ben birçok kez ara anlaşma olmayacağını net bir şekilde ifade ettim, Sayın Cumhurbaşkanı da öyle. Ancak Rum basınında bu yönde haberler çıkmıştı, maalesef basınımız da oradan (ki bazı basın organları Rum basınında çıkan her şeyi doğru olarak aldığı için) alıp kendileri beklenti yarattılar. Bu gerçekleşmeyince de "beklentiler boşa çıktı" diye yayın yaptılar. Bunu esefle karşılıyorum. Ve herkesi süreçle ilgili daha ciddi yayınlar yapmaya davet ediyorum. Diğer taraftan, az önce de ifade ettiğim gibi taraflar arasında önemli yakınlaşmalar sağlandı. Bunların açıklanmasıyla ilgili Türk tarafının herhangi bir sıkıntısı olmamakla birlikte, Rum tarafı bazı farklı ilerlemelerin de sağlanması gerektiğini ifade ediyor. Bunlar sağlanmadan bilgilerin kısmi olarak yayınlanmasını kendilerini siyaseten rahatsız edebileceğini ve bunu bu aşamada yapmak istemediklerini ifade ettiler ve böyle bir pozisyon takındılar.
Liderlik, çözüm karşıtı söylemlere rağmen cesaret gösterip barış yönünde adımlar atmaktır
HAVADİS: Peki sizce Rum lider bu görüşme sürecinde kendi halkı tarafından baskı altında mı?
Nami: Evet, Hristofyas iç kamuoyunca baskı altına alındı gibi görülüyor. Uzlaşı noktaları yakalayabilmek için attığı en ufak adımların bile başta kendi koalisyon ortakları olmak üzere, Rum medyası tarafından ağır eleştiri altına alındığı da gözlemleniyor. Elbette konuların ilerletilmesi için her iki tarafta da siyasi öngörü ve cesaret gerekmekte. Her iki tarafta da çözüm karşıtı çevreler çözüm yönünde ciddi adımlar atıldığında seslerini yükseltmekte ve kendi dünya görüşlerine göre eleştiriler getirmekteler. Bizim görüşümüze göre liderlik, bu durumda dahi cesaret gösterip barış yönünde adım atmaktır. Cumhurbaşkanımızın bugüne kadar takip ettiği siyaset bunun en güzel örneğidir.
HAVADİS: Bu durumda varılacak bir anlaşmayı halkına kabul ettirmede Hristofyas sorun yaşar mı?
Nami: Bu konuda çeşitli şeyler söylenebilir. Varılacak anlaşmanın uygulanması, ciddiyetle ele alınması gerekir. Her iki tarafta da sıkıntıların yaşanacağı beklenmelidir. Ancak çözümsüzlüğün getirdiği fatura daha da ağırdır. Bu nedenle her iki tarafın liderliğinin kendi halklarını çözüme hazırlamaları elzemdir.
HAVADİS: Son yapılan kamuoyu yoklamalarında halkın çözüme olan inancının azaldığı ortaya çıkıyor. Bunu nasıl yorumlarsınız?
Nami: Çözümün her iki tarafta da istendiğini ancak gerçekleşeceğine dair inancın son derece az olduğunu uzun zamandır biliyoruz. Bunu aşamanın en etkin yolu müzakere masasında somut anlaşmalar üretmek ve bunu kamuoyu ile paylaşmaktır. Biz bunun sağlanması için elimizden geleni yapıyoruz. Az önce de ifade ettiğim gibi Türk tarafı olarak mart ayına kadar 3 konu başlığında somut ilerlemeler sağlanması için üzerimize düşeni yapacağız.
HAVADİS: Nisan ayında Cumhurbaşkanlığı seçimleri var. Seçim yasaklarına kadar görüşmeler sürecek diye mi algılamak gerekiyor bu söylediğinizi?
Nami: O ayrı bir konu. Görüşmelerin nereye kadar devam edeceğini günü geldiğinde değerlendireceğiz. Seçim çalışmalarının bunları en asgari düzeyde etkilemesi için elimizden gelen çabayı sarf edeceğiz.
HAVADİS: Seçim döneminde görüşmelere ara verilecek mi?
Nami: Bunun Türk tarafına getireceği hiçbir artı değer yoktur. Neticede bir iktidar değişikliği ve lider değişikliği olacaksa, yeni lider kendi gündemi ile müzakere masasına oturacak veya oturmayacaktır. Dolayısıyla seçimleri gerekçe göstererek müzakerelerin kesilmesini talep etmenin, haklı bir gerekçesi yoktur. Kıbrıs Türk halkının menfaatleri doğrultusunda ve Türkiye ile birlikte oluşturulan o pozisyonların avunulmasında olumlu bir netice çıkma imkanı varsa bu sonuna kadar zorlanmalıdır.
Seçilecek lider, BM parametreleri dışına çıkarsa, müzakere yapma şansı olmaz
HAVADİS: Olası bir lider değişikliği bugüne kadar ortaya konan çabayı yok eder mi?
Nami: Kıbrıs müzakereleri BM şemsiyesi altında devam etmektedir. BM'nin iyi niyet misyonunun tanımı da son derece nettir. Kıbrıs'ta siyasi eşitliğe dayalı, iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon oluşturmaktır. Kıbrıs Türk halkının seçtiği lider, bu çerçeve içerisinde görevde kaldığı sürece müzakereler devam edebilir. Bunun dışına çıkılması durumunda BM çatısı altında müzakerelerin devam etmesi mümkün olmayacaktır.
HAVADİS: Peki Kıbrıs Türk halkının müzakereleri bitirme lüksü var mı?
Nami: Hayır yoktur. Bu geçmişte denendi. Bunu deneyenler müzakere masasının yeniden kurulması için bilahare çaba göstermek zorunda kaldılar. Bunu ne Kıbrıs Türk tarafı, ne de Rum tarafı yapabilir. Çünkü BM iyi niyet misyonu çerçevesi dışına çıkmak ve masadan kalkmak sadece karşı tarafı değil, dünyayı da tamamen karşınıza almak anlamı taşır. Bunun da bugüne kadar kimseye bir fayda getirdiği görülmemiştir. Bizim Kıbrıs Türk tarafı olarak üzerimize düşen, bıkmadan, usanmadan, yılmadan çözümü zorlayan taraf olma pozisyonumuzu korumaktır. Bu politikanın ancak iki neticesi olabilir. Ya gerçekten çözüm olacaktır, ya da Rum tarafı bir kez daha çözümü engelleyen taraf olarak tüm dünyaya afişe edilecektir. İşte o durumda KKTC için yeni bir sayfa açma imkanı, yeni imkanlar yaratma ortamı doğmuş olacaktır. Her iki durumda da ülkemizin durumu bugünkünden daha iyi bir noktaya ulaşmış, dünyayla bütünleşme yönünde ileri kazanımlar elde etmiş olacağız.
HAVADİS: Cumhurbaşkanı'nın halka çözüm yönünde boş umut pompaladığı yönündeki eleştirileri nasıl yorumlamak lazım?
Nami: Eleştirilere, elde edilen gelişmelerle cevap veriyoruz. Bugüne kadar Rum tarafı ile yapılan görüşmelere baktığımızda 23 Mayıs 2008 tarihli ortak açıklama kadar somut ve içi dolu olanı bulmak mümkün değildir. Müzakere tarihinde ilk defa Kıbrıs sorunu çıktığından beri ilk kez o tarihte Rum, Türk devleti ile eşit olacağını ve her iki toplumun birbirine siyasi eşitlik çerçevesinde bir ortaklık kuracağını kabul etmiştir. Bu, müzakerelerin geleceği için konulmuş en önemli temel taşıdır. Bunu bugüne kadar elde etmeye yaklaştığını dahi söyleyen bir siyasi varsa bunu açıkça ifade etsin. Diğer taraftan az önce de belirttiğim gibi Kıbrıs sorununun kalbini, teşkil eden güç paylaşımı ve yönetim konusunda bunca yıldır masada savunulan haklarımızı saklı tutan, bunlara saygılı, önemli yakınlaşmalara BM önünde ulaşılmıştır. Zamanı geldiğinde karşılıklı mutabakat çerçevesinde bunlar açıklanacaktır. Unutmayalım, biz her ne kadar da açıklayamasak da BM Genel Sekreteri, Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Hristofyas arasında yapılan müzakerelerde alınan sonuçların son 30 yılda alınan sonuçların hepsinden daha fazla olduğunu ifade etti. Adaya yaptığı ziyarette kendi değerlendirmelerine göre çözümün elle tutulabilecek kadar yakın bir noktaya geldiğini gözlemlediğini söylemiştir. Dolayısıyla bunları küçümsemek veya bunlar yokmuş gibi davranıp siyaset geliştirmek son derece sağlıksız bir yaklaşımdır. Unutmayalım ki müzakere sürecinin önemli bir unsuru da dünya kamuoyunu yanımızda tutmaktır. Türk tarafı yürüttüğü politikalar sayesinde temel hak ve çıkarlarından en ufak bir geri adım atmadan dünyayı da yanında tutmayı şu ana kadar başarmıştır. Bunun somut getirileri elbette zaman içerisinde daha net bir şekilde ortaya çıkacaktır. Mücadele Kıbrıs Türk halkını siyasal yapısıyla birlikte dünyayla bütünleştirme mücadelesidir. Ancak bu sağlandığı takdirde ekonomik, siyasi, kültürel gelişmemizi daha ileri noktalara taşıyabilir ve ülkemizdeki Kıbrıs Türk kimliğiyle ilgili varlığımızı kökleştirebiliriz.
Bilgi talep edip de alamayan tek bir siyasi yoktur
HAVADİS: Kapalı bir müzakere heyeti olduğunuz ve bilgi paylaşımına gitmediğiniz yönünde eleştirilere ne diyorsunuz?
Nami: Bu son derece asılsız bir iddiadır. Biz müzakerelerin tüm bilgilerini Meclis'te temsil edilen siyasi partilerle paylaşıyoruz. Kendilerinin görevlendirdiği isimlerle bilgi alış verişine açık olduğumuzu da açıkladık. Bazı partilerin yetkilileri birkaç kez gelip bizden bilgi aldılar, tutanakları okudurlar ancak sonra arkasını kestiler. Bu onların kendi tercihleri. Biz imkanı yaratırız, imkanı kullanmıyorlarsa elbette kendilerini zorlayamayız. Bugüne kadar bizimle görüşme talep eden, fikir alışverişinde bulunmak isteyen ve olumsuz yanıt alan tek bir siyasi parti yetkilisi yoktur. Bunu çok iddialı bir şekilde söylüyorum. Bundan ayrı olarak Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, düzenli bir şekilde siyasi partilerle beraber olup, görüşlerini almaktadır. Ama sorumluluk kendisinde olduğuna göre, nihai kararı verme yetkisi de ondadır. Ancak unutulmamalıdır ki, burada bir devlet politikası oluşturulmaktadır. Bunun savunulmasında, her noktada Türkiye'nin tam desteğine de ihtiyaç vardır. Dolayısıyla bu koordinasyonun en uygun şekilde sağlandığında dair kimsenin bir şüphesi bulunmamalıdır. Müzakere heyetinin içerisinde konularında uzman olan değişik siyasi görüşlerden değerli isimler bulunmaktadır.
HAVADİS: Peki sizce halk, süreçle ilgili yeterince bilgilendiriliyor mu?
Namİ: "Yeterince" kelimesi göreceli bir kavramdır. Halkın bilgilendirilmesi şarttır, ancak diğer taraftan özgür bir tartışma ortamı sağlayabilmek için ve fikirlerin rahatça tartışılabilmesi için belirli bir mahremiyete de dünyadaki tüm müzakere sürecinde olduğu gibi Kıbrıs'ta da saygı duyulmalıdır. Bu geçmişte de böyle idi, bugün de böyle. Herkesin buna saygı duyması gerekir. Biz bilgi paylaşımı konusunda geçmişte hiç olmadığı ölçüde ileri bir noktadayız. Cumhurbaşkanlığı'na gelip, bilgi talep edenlere evrak üzerinden bilgi vermek dahil, düzenli siyasi partilerle toplantılar düzenlemek ve sık sık basına bilgi vermek suretiyle mümkün olduğunca şeffaf bir süreç devam ettirmeye çalışıyoruz. Örneğin bugün halkımız hangi konulara yakınlaşma olduğunu, hangi konulara ise daha geçilemediğini net bir şekilde bilmektedir. Güç paylaşımı ve yönetim konusu altında Meclis'in oluşum modelinden tutun da, "Fır hattı" ile ilgili görüşlerimizin ne olduğuna dair tüm görüşler halkın bilgisine en açık şekilde sunulmuştur.
HAVADİS: Rum Lider Hristofyas, bu süreçte sizi hiç hayal kırıklığına uğrattı mı?
Nami: Uğratmadı desem yalan olur. Özellikle müzakerelerin yoğunlaştırılmasına gösterdiği direnç, bizde büyük bir hayal kırıklığına neden oldu. Eğer bu yoğunlaştırmaya çok önceden başlansaydı, bugün çok farklı bir noktada olurduk. Ondan daha önce büyük hayal kırıklığını Annan Planı'nda sadece birkaç konuda değişiklik talep edeceğini söylerken, kendisi Cumhurbaşkanı olduktan sonra bu planı "gayriresmi" olarak dahi temel almaması, 3 aylık çalışma grubu sürecinde ısrar ederek zaman kaybına neden olması ve bilahare sık görüşme talebimizi reddetmesi hayal kırıklıklarımızın başlıca sebepleridir. Kıbrıs sorunu önümüzdeki zor bir konudur ve siyasi cesaret ister. Hristofyas'ın, son zamanlarda ise karşılaştığı iç baskılar yüzünden BM Genel Sekreteri'nin adayı ziyaret etmesine soğuk bir tepki verecek kadar olumsuz tavır içerisine girmesi bizde derin soru işaretleri uyanmasına sebep olmuştur. Biz karşımızda çözümü bizim kadar arzu eden ve zorlayan bir muhatap görmek istiyoruz. Cumhurbaşkanımız da birçok iç ve dış saldırılar ve zorluklarla mücadele etmek durumunda kalmıştır ancak bu zorlukların hiçbirini müzakere sürecini yavaşlatma yönünde kullanmamıştır. Aynı cesaret ve azmi muhataplarımızdan da bekliyoruz.
En ciddi sıkıntı mülkiyet başlığında yaşanacak
HAVADİS. Sizce bu görüşme sürecinde en ciddi sıkıntı hangi başlıkta yaşanacaktır?
Nami: Mülkiyet konusunda yaşanacağını rahatlıkla söyleyebilirim. Bu bireylerin doğrudan bire bir ilgilendikleri büyük komplikasyonları olan, son derece derin bir konu. Mali boyutu ise ayrı bir sorun. Hem adilane, hem hızlı, hem de ekonomik açıdan kaldırılabilir bir formülle çözülmesi gerekir. Bunun için de son derece yoğun bir çalışma içinde olunması gerekecektir.
HAVADİS: Peki, bu başlığın görüşülmesine ne zaman başlanacak?
Nami: Mülkiyet konusuyla ilgili tartışmalara biz hazır olduğumuzu aylar öncesinde Rum tarafına bildirmemize rağmen, Rum tarafı kendi iç hazırlıklarını bitirmediğini öne sürerek bu tartışmaya bizimle girmemiştir. Seçimlere kadar önümüzde kalan kısıtlı süre göz önünde tutulduğunda böylesine derinlemesine bir konuda tartışmalara anlamlı bir şekilde ancak seçim sonrası girilebileceğini değerlendirmekteyim.
Adadaki Türk-Rum nüfus dengesini bozacak kadar vatandaş yapılmadı
HAVADİS: Son yapılan kamuoyu yoklamalarında, Güney Kıbrıs'ta Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarına adada kalmasına yüzde 77'lik bir oran karşı çıktı. Bu konuda müzakerelerde nasıl ele alındı?
Nami: Bu konu liderler seviyesinde gündeme geldi ve bu tartışmalar basına da yansıdı. Biz Rum tarafına görüşümüzü net bir şekilde aktardık. Buna göre Türk tarafı, KKTC vatandaşlığını hala hazırda kazanmış olanların yeni kurulacak devletin de vatandaşı olması gerektiğini, genel pozisyon olarak karşı tarafa iletmiştir. Rum tarafının ana hassasiyetinin adadaki Türk-Rum nüfus dengesinin korunmasıyla ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Bugün itibarıyla verilen vatandaşlıkların sayısı bellidir ve toplam vatandaş sayımız göz önüne alındığında Rumların abarttığı gibi nüfus dengesini bozacak bir uygulamanın gerçekleşmediği de net bir şekilde ortadadır.Dolayısıyla biz burada önemli bir sıkıntı yaşanmasını beklemiyoruz. Elbette ülkemizde vatandaşlığını almamış ancak çalışma izni ile bulunanlar da vardır. Bunlarla ilgili durum ekonomik gelişmelerle bağlantılıdır ve yeni ortamda onların durumu da ekonomik talepler doğrultusunda şekillenecektir.
HAVADİS: Son olarak halka nasıl bir mesaj verirsiniz?
Nami: Halkımızın geleceği için dünya ile bütünleşmesi şart. Gelişmiş ülkelerin kendi halklarına sundukları ekonomik, sosyal ve kültürel ortamı ülkemizde de yaşamak istiyorsak, ekonomik açıdan mutlaka gelişmemiz gerekiyor. Bunun olabilmesi için dış dünya ile ticaretimizi artırmamız, havaalanımızı doğrudan uçuşlara açabilmemiz, mülkiyetle ilgili hukuki sorunlardan kurtulmamız gerekmektedir. Şu anda verilen mücadelenin aslında özünde bu yatmaktadır. Dünyaya rest çekerek, sırtımızı dönerek, onları istediğimiz noktaya zorla getirme diye bir politikayı, değil KKTC'nin; globalleşen dünyada hiçbir ülkenin takip etmesi mümkün değildir. İşte masada gururla müzakere edilmektedir. Ancak hepimiz bilmekteyiz ki toplumsal kimliğimizi, güvenliğimizi, hiçbir ekonomik çıkar uğruna riske atmayız. Cumhurbaşkanımız tüm bunların bilincinde, uzun vadeli çıkarlarımıza hizmet eden, gerek Türkiye, gerekse dünya tarafından yüksek, kabul ve takdir gören bir politikayı 2004 yılından beri başarıyla uygulamaktadır. Geldiğimiz nokta, geçmişle kıyaslanamayacak ölçüde ileri noktadır. Bunun bu şekilde devam ettirilmesi geleceğimiz açısından son derece önemlidir. Bunu her türlü iç siyasi kaygıdan uzak, akılcı bir şekilde değerlendirmek hepimize düşen bir görevdir.
Havadis Gazetesi
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.