İÇ HABERLER
okuma süresi: 22 dak.

Talat "Ya dün ya dünya" sloganıyla adaylığını ilan etti

Talat "Ya dün ya dünya" sloganıyla adaylığını ilan etti

<P><STRONG>Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat</STRONG>, 18 Nisanda yapılacak Cumhurbaşkanı seçimlerinde bağımsız aday olacağını bu akşam düzenlenen şölenle ilan etti. </P> <P>Lefkoşa Atatürk Kapalı Spor Salonu'nda düzenlenen şölen, Cumhurbaşkanı Talat'ın eşi <STRONG>Oya Talat</STRONG>'la birlikte salona girişiyle başladı. "<STRONG>Talat'ın her sözü gençliğin çözümü</STRONG>'', ''<STRONG>Gençler için gelecek, Talat ile gelecek</STRONG>'' gibi ağırlıkla gençliğe ve Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik pankartların dikkat çektiği salonda, Talat'ın, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun ile büyük boy resimleri de yer aldı.</P>

Yayın Tarihi: 06/03/10 22:30
okuma süresi: 22 dak.
Talat "Ya dün ya dünya" sloganıyla adaylığını ilan etti
A- A A+

Talat'ın adaylığını ilan ederken yaptığı konuşmanın tam metni şöyle:

Sevgili Kardeşlerim,

Kıbrıs Türk Halkı, Hoşgeldiniz!

Burada, halkımızın el ele verip 5 yıl önce başlattığı yeni dönemi, daha ileri noktalara taşımak için toplandık. Büyük bir buluşma bu! Yarı yolda durmaya niyetimiz yok. Daha ileri adımlar atacağız.

İşimiz asıl şimdi başlıyor. 18 Nisan'daki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, Kıbrıs Türk halkı geleceği için karar verecek. Kıbrıs için bereketli günlerin gelmesini bekleyenler, inancımız, kararlılığımız, yolculuğumuz burada yeniden başlıyor. Siz, geçmişin karanlığına dönmek istemeyen, dünyanın kapılarını açmak isteyen kardeşlerim, kendinizi göstermeye hazır olun!

Kıbrıs Türk halkı, dünyaya açılmaktan, aydınlık ve refah dolu yarınlardan yana olan iradesini bir kez daha kuvvetle gösterecek. Öyle bir gösterecek ki, çözüme 5 kala köşeye sıkışan her iki taraftaki statükocular, "çözümsüzlük çözümdür" diyenlerden boş yere medet umduklarını anlayacaklar. Görüşme masasında ve dünyanın önünde kazandığımız haklar geriye alınamayacak. Kesinlikle söylüyorum: Bu film geriye sar-ma-ya-cak!

Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimi, içerdeki sıkıntıları aşmak açısından da son derece önemlidir. Silkineceğiz! Bezginlikten, kırgınlıktan, umarsızlıktan sıyrılacağız. Çocuklarımızın güvenli geleceği için sandığa gideceğiz. Kendi kendini yiyip bitiren çürümüş ekonomik yapılanmalarla, adaletsizlik ve hoşgörüsüzlükle miadını çoktaaan doldurmuş bir rejimin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde tekrar diriltilmesine müsaade mi edeceğiz? Hayır, dün geride kaldı! Yarınlara yürüyeceğiz...

Önümüzdeki yeni dönemde, Cumhurbaşkanınız sıfatıyla, planlamasını tamamladığımız bir dizi kalkınma projesini uygulatmak için bizzat sahada olacağım. Son ekonomik krizlerin, yükselen işsizlik ve pahalılığın, patlak veren çevre sorunlarının, çöken altyapının üstesinden gelmek için, devletin iç düzenlemelerine dair tüm yetkilerimi sonuna kadar kullanacağım.

Turizm ve sağlık konusunda yeni bir atılım yapmalıyız. Yarının Dünyasında turizm, deniz, güneş ve eğlence gibi alanların ötesine taşacak. 18 farklı alanda turizm söz konusudur. Sağlık turizmi, bu çeşitlilik içinde en çok gelir getirenleren biridir. Ülkemiz, eşsiz coğrafyası, hava şartları ve doğal zenginliğiyle sağlık turizminde kendini Dünyaya kabul ettirebilir. Özellikle ameliyat sonrası iyileşme süreçlerinde, bölge ülkelerinden çok sayıda ziyaretçi çekebiliriz. Bunun için bizim daha vizyoner bir turizm anlayışına ihtiyacımız var. Sağlık turizmi sayesinde iyi eğitim görmüş gençlerimiz, kendini yetiştirmiş, ancak iş bulamayan insanlarımıza da yeni iş imkanları sunacağız.

İnsanların para harcarken en az sorguladığı alandır sağlık. Tatile çıkarken düşünebilir ama sağlığımız için harcama yapmayı asla ertelemeyiz. KKTC, alternatif turizm arayışlarını ve önceliklerini biran önce belirlemek zorundadır. Alternatif turizm olanaklarına önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı döneminde önayak olacağım. Başta Türkiye olmak üzere, sağlık turizminde sözsahibi ülke ve şirketleri davet ederek, Kıbrıslı Türk Turizmciler ve işadamlarımızın katkısıyla ilk uygulamaları bu yıl içinde başlatacağım.

Öte yandan medya sektörü, hem zenginlik yaratan, hem de ülke itibarını yükselten bir alandır. Sinema ve televizyon dizilerinin oluşturduğu endüstri bugün Türkiye'de plato sıkıntısı çekiyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, hem kültürel zenginliği, hem de doğa ve iklim koşulları nedeniyle bölge ülkelerine plato olabilir. Bu sayede, insanlarımıza yeni iş olanakları doğacak. Dünyaya yepyeni pencereler açılacaktır. Buna bağlı olarak yapılabilecek birçok yan çalışma da vardır. Kendi çocuklarımızı bu alanda yetiştirecek okulların açılması, uluslararası film festivallerinin düzenlenmesi, turizm ve eğitim projeleriyle bu medya ve plato projesinin bağlantılandırılması gibi...

Bölgenin, hatta Avrupa'nın medya sektörü için film platosu yaratabiliriz. Böylece, KKTC'nin yarınında yeni bir sektörün temelini atmış ve halkımıza yeni bir zenginlik alanı yaratmış oluruz. Dizilerin çekileceği bu güzel adamız, turizm açısından tanıtıma da yardım edecek. Bu yolla da insanımıza yeni iş alanları doğacak.

Bildiğiniz gibi, Cumhurbaşkanlığı bünyesinde kurulan "Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Odak Noktası Birimi" çerçevesinde halen bir dizi proje uygulanıyor. Kadınlarımızı dışarıda bırakan hiç bir üretim ve yönetim modeli sürdürülemez. Kıbrıs Türk halkının toplumsal tarihinde kadınlarımızın güçlü bir yeri var ve yarın daha da güçlü olacak. Kadınları yalnızca istihdamda eşitlik sağlamaya yönelik değil, aynı zamanda girişimci olarak desteklemek, Cumhurbaşkanı olarak benim öncelikli vizyonumdur.

Kadınlarımızın siyasete katılımı, siyasi hayatımızdaki hoşgörüyü artırıyor, olumlu yönde dönüştürüyor ve bir üst kaliteye çıkarıyor. Kadınlar pek çok alanda ekonominin içindedir. Kadını girişimci olarak desteklemek ve işveren kadın sayımızı arttırmak, Cumhurbaşkanı olarak gelecek dönemdeki önceliklerim arasındadır. Kadın girişimcilere kredi konusunda bugün yalnızca bankacılık sistemi değil, "mikro kredi" uygulamalarıyla pek çok büyük şirketin "sosyal sorumluluk projeleri" var. Şimdiden bu konuda zaten çalışmaya başladık ve bu yıl boyunca mikro kredi olanaklarını bizzat ben takip edeceğim.

Kıbrıs adası, Akdeniz'in neredeyse tüm doğal zenginliğini yansıtan bir coğrafyaya sahiptir. Kıbrıs bitki örtüsünde yayılış gösteren yaklaşık 1900 türden, 1500'ü Kuzey Kıbrıs Florası'nda bulunuyor. Başlattığımız bir ön çalışma sonucunda bu bitkiler içerisinde Dünyada yalnız bizde yetişen 17 endemik tür saptadık.

Doğamızda böyle bir zenginlik varken, bir taraftan da su sorunumuz bulunuyor. Sulu tarım da çok kısıtlı alanda yapılabiliyor. Bu yüzden Dünyanın gelişmiş ülkelerinin uyguladığı modern tarım yöntemlerini süratle hayata geçirmeliyiz. Bunu da bir proje halinde takip edeceğim. Salma ve vahşi sulama yöntemlerini terk edeceğiz. Bağımızda, bahçemizde işletmemizde, çok daha az su ile akıllı sulama yöntemlerine geçeceğiz. Yağmurlama veya damla sulama gibi yöntemler hem suyu daha verimli kullanmamızı sağlayacak, hem de ürünlerin verimini katlayacaktır. Şimdi ayrıntılarıyla sıralamak istemediğim tarım konusundaki mevcut projemizi nasıl uygulayacağımızı karara bağlamak üzere, önümüzdeki günlerde Türkiye'de Tarım Bakanlığı yetkilileri ve diğer uzman kişilerle görüşmeler yapmaya gideceğim.

Bildiğiniz gibi, bizzat benim liderliğimde 5-6 yıl kadar önce başlatılan "e-devlet" uygulaması var. Bilgi ve iletişim teknolojilerini uygulamaya koymamızla, yurttaşlarımıza verilen hizmetin kalitesi ve sürati eskiye göre arttı. Ama bu yeterli değil. Yeni dönemde, gelişen devlet ihtiyaçlarını karşılayabilmek ve idari işlerin daha etkin yürütülmesi için daha çok değişim gerekir. Daha şeffaf, hesap verebilir ve performans kriterlerine dayalı sistemler getirmek zorundayız. Uluslararası alanda iş yapacak, yabancı girişimcileri KKTC'ye çekecek yapıları kuramazsak fırsatlar kaçabilir.

Teknolojinin verdiği olanağı, demokratik anlayışımızla birleştirip, adam kayırmacılığı, partizanlığı söküp atacağız. Kabiliyet odaklı bir yönetim anlayışıyla devlet kapısında vatandaşın işini hızla çözecek sistemler oluşturulmasına Cumhurbaşkanı olarak öncülük edeceğim.

Değerli Kardeşlerim,

Kıbrıs Türk halkı, varolabilmek için kendi iradesine sahip çıkmasını bilen bir halktır. KKTC Cumhurbaşkanı sarı çizmeli Mehmet ağa değildir. Cumhurbaşkanlığı makamında oturan kişinin, yani dünya yüzüne çıkardığınız Kıbrıslı Türk liderin, sanki hiçbir önemi yokmuş da sıradan bir emir kuluymuş gibi, "ha o olmuş ha bu", diyen zihniyet halkımızı temsil etmeye layık değildir. Beni Cumhurbaşkanlığı görevine getiren Kıbrıs Türk halkının demokratik iradesinin üzerinde hiçbir irade söz konusu olamaz.

Ancak, Kıbrıs sorunu sadece bizim sorunumuz değil. En başta, tarihsel bağlarımız bulunan ve adanın garantörlerinden biri olan Türkiye olmak üzere, diğer bölge ve Dünya ülkelerini de ilgilendiren bir sorundur bu. Küreselleşen Dünyamızdaki ilişkiler, beklentiler ve çözümler artık ulusal sınırların ötesine taştı. Türkiye ile Kıbrıslı Türklerin çıkar birliği içinde olduğu apaçık ortada. Bütün mesele, evimizden dış dünyaya pencere açan Türkiye ile çıkarlarımızı birlikte düzenlemek, birlikte uygulamak...

Ne mutlu bize ki, benim Cumhurbaşkanlığım döneminde Ankara'daki iktidarın Kıbrıs Türkünün iradesine saygısı ve desteği büyük oldu. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile ortak bir siyaset belirledik, projeler ortaya koyduk. Bugüne kadar hiç olmamış düzeyde bir işbirliğinin ürünü olan politikalarımızı aktif şekilde hayata geçirdik. Şimdi, kazanımlarını birlikte görüyoruz. Nar bereketini toplamaya başlıyoruz.

Cumhurbaşkanlığı'nda ikinci döneme işte tam da bunun için talibim. Çünkü başlattığımız verimli sürecin devamı, hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, hem de Türkiye Cumhuriyeti için uluslararası kazanımların da devamı demektir.

Burayı Coşkuyla Dolduran Kardeşlerim,

Biz buralara öyle kolay gelmedik. Arkamızda 60 yıllık çetin bir mücadele tarihi var. Şimdi sessizliğimize bakarak buradan gideceğimizi de sanmasın kimse. Kıbrıs Türk halkının dünyadaki siyasi varlığını, demokratik haklarını, ekonomik ve sosyal gelişimini güvenceye almadan görevimiz bitmeyecek. Ben, halkımızı adil bir çözüme, Avrupalı değerlere, barış ve güvenliğe ulaştırana kadar buradayım. Sizin desteğinizle burada kalacak ve kararlılıkla çalışacağım!

Dikkatinizi çekerim: Tarihimizde ilk kez hem Türkiye ile, hem Rum kesimi ile, hem de Avrupa ve Dünya ile barışık olan, uyumlu çalışan veya uzlaşı yolları arayan bir Kıbrıslı Türk liderliği var. 2004 yılından önce bu toplumun siyasileri, ya Türkiye ile, ya Kıbrıs Rum tarafı ile, ya da Dünya ile kavgalıydılar. Oysa Kıbrıs Türkünün varoluşu için hepsiyle de diyalog içinde olmamız zorunludur. Benim getirdiğim liderlik vizyonu ve sağladığım temel toplumsal dönüşüm işte budur!

Ben, etrafında oturduğumuz masanın dört ayağını da tamam etmeyi kendime misyon edindim. Hem Türkiye, hem Rum tarafı, hem Avrupa, hem de Dünya ile bir arada yaşayabilmemizin şartlarını oluşturuyorum. Emin olun başaracağım bunu! Çünkü misyonuma kesinlikle inanıyorum, azimle çalışıyorum.

Geçmiş Kıbrıslı Türk liderlerin hepsinin olumlu mirasını bir araya getirmek benim anlayışımdır. Doktor Küçük'ten Rauf Denktaş'a, Necati Özkan'dan Faiz Kaymak'a, Ziya Rızkı'dan Naci Talat'a, Osman Örek'ten Burhan Nalbantoğlu'na, Özker Özgür'den Fazıl Plümer'e kadar, adlarını burada sayamayacağım kadar çok siyasi kişiliğin açtığı yolları, tek ve geniş bir anayola bağlamayı gerekli görüyorum.

Ben, ayrımsız tüm Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşlarının Cumhurbaşkanı'yım. O nedenle de, 18 Nisan seçimlerine, herkesi kucaklayan bağımsız Cumhurbaşkanı adayı olarak katılacağım.

Böyle, geniş bir yelpaze içinde, bağımsız Cumhurbaşkanı adayınız olarak karşınıza çıkmamı sağlayan bütün siyasi partilerimize, sendikalarımıza, iş ve meslek kuruluşlarımıza, sivil toplum örgütlerimize ve halkımızın önde gelen kişiliklerine teşekkür ederim.

Yeni dönemde, Cumhurbaşkanlığı kurumunda, görüşmeci heyetinde ve diğer ilgili birimlerimizde zaten varolan çoğul yapıyı daha da geliştireceğim. Bu topluma 10'larca yıldır kene gibi yapışan partizanlığı söküp atacağım. Parti rozetine bakmadan insanlarımızın değerini bilelim. Birbirimizin meziyetlerinden en doğru biçimde yararlanmayı becerelim. Sayıca zaten küçük olan bu topluma yazıktır, hoyrat particilik çekişmelerine birbirimizi kurban etmeyelim...

Buradan yüksek sesle vermek istediğim bir söz var: Kendi Cumhurbaşkanı adayını göstermiş Ulusal Birlik Partisi'ne oy veren kardeşlerimiz dahil, hepinizi samimiyetle kucaklayacağım. Yalnızca şu ya da bu partiye yakın çevrelerin değil, teker teker ve hiçbir ayrım gözetmeksizin dertlerinizin takipçisi ben olacağım.

Sokaklarımızdan gelip geçen herkes bizim kendi insanımızdır. Bakın, açık yüreklilikle konuşan biriyim ben. Yine de, insanlarımıza duyduğum sevgiyi, için için beslediğim umudu bir şair gibi dile getiremem. Kıbrıs'ımızın en yaşlı şairi ünvanını taşıyan Urkiye Mine Balman hanımın bir şiirindeki dizeler duygularıma tercüman olsun:

"İnsanlar geçer sabır yüklü

Bir gizli umutla irkilir

Sevgiyi unutanlar

Ve her sabah bu sokakta

Yeni bir güne koşar insanlar."

Şimdi biz de, bu aynı sokakta hep birlikte yeni bir güne yürüyoruz. Yürüyüşümüze katılmak konusunda tereddüt eden kardeşlerimize sesleniyorum: Haydi gelin siz de, yeni bir güne daha yürüyelim! Umuda yürüyelim! Birbirimize verdiğimiz sözleri tutalım. Çözüme ve Avrupa'ya yürüyelim! Çözümün de ötesinde parlak yarınlara ve Avrupa'nın da ötesinde Dünyaya yürüyelim!

Sevgili Kardeşlerim,

Beni Cumhurbaşkanlığı Makamına Layık Gören Değerli Halkım,

Kıbrıs sorununda zaman kazanmak diye birşey yoktur. Geçmişe dönüp bakarsak, yalnızca zaman kaybettiğimizi görürüz. Kaybettiğimiz zaman Kıbrıs Türküne çok çok çok şeyler de kaybettirdi. Kıbrıs sorunu devam ederken, en haklı olduğumuz konularda bile kaybeden taraf olduk. Ama bu şölen gününde durup da geçmişin hatalarını sıralamayı doğru bulmuyorum. Niçin bunları söylüyorum öyleyse?

Çünkü, birinci derecede taraf olduğumuz ve bu kadar derinden etkilendiğimiz bir sorunun çözümüne yardımcı olmak çıkarımızadır. Çocuklarımıza karşı görevimizdir. Ama toplumsal hayatımıza ait herşeyi bir kenara itip "Ah, vah şu Kıbrıs Sorunu!" diyerek müzakere sürdürme anlayışına da hiç kapılmadım. Hem görüşmeler devam edecek, hem de biz yolumuza devam edeceğiz.

Dünyada, Kıbrıs Türkünün, siyasi, ekonomik, ticari, sosyal ve kültürel çıkarlarını savunmak için çok daha etkin bir mücadele vereceğimiz yeni bir döneme girdik. "Haklıyız, alacaklıyız!" İşte Dünyaya söylemek istediğim de budur.

Masada dünya diliyle konuşarak çıkarlarımızı savunduğumuzdan kimsenin kuşkusu olmasın. Kıbrıs Türkü için, çözüm de, yarınlar da artık asla kaybedilmeyecek. Gerek bireysel olarak, gerekse toplumsal olarak, emin olunuz ki kaybetmeyeceğiz. İnsanoğluna kaybettiren savaştır. Barış kazandırır. Bu adada 500 yıldır sahip olduklarımızın, gerçekten bize ait olduğunu kurumlaştırmak ve kazançlarımıza uluslararası meşruiyet kazandırmak hedefimizdir.

Benim bir anlayışım var: Herkes yaptığı işi, vicdanına hesap vererek gönülden yapmak durumundadır. Ben bu topraklarda doğdum, atalarımın mezarları Kıbrıs'tadır. Hem halkımı, hem topraklarımı dünyada yüceltmek, dünyayla kavga etmeden, ama kararlı ve onurlu şekilde hak aramak, çözüm aramak, yarınlarımızı kurmak... İşte ben böyle bir duruş içindeyim.

Hayatım boyunca kimseye düşmanca davranmadım. Farklılıkları hoşgörüyle karşıladım. Bir devlet adamı için belki fazla açık sözlüyüm... Ama ezber bozmanın başka yolu yok! Yine açık sözlülükle şunu söyleyeyim: Gerek Kıbrıs'ta çözüm için, gerekse Kıbrıslı Türklerin Dünyadaki haklarını kazanmak için ortak bir akıl yolu gerekir. Gerekli olan diğer bir şey de samimiyet, inanç, kararlılıktır. Yani kalbin yolu...

Kıbrıs'ta, Kıbrıslı Rumların hakkı neyse, ne eksik ne fazla bizim de aynı hakkımız var. Siyasi eşitlik adalettir. Biz haklarımızı savunurken, aslında evrensel adaleti savunuyoruz. Barış, çözüm ve güvenli gelecek zorlu ama yüce bir inşaattır. Taş üstüne konulan her taş, zahmet ister, emek ister, sabır ister... İşte biz şimdi onu yapıyoruz. Başlayan bu inşaatı yarım bırakıp gidebilir miyim? Buna gönlüm razı olamaz. Daha tamamlanamadan harabeye dönen ne kadar çok inşaat var etrafımızda... Ben, evimizin inşaatını bitirecek, güzelce boyayacak, elektrik tesisatını da kendi elimle kuracak ve gelecek nesillere anahtar teslimi yapacağım!

Kesin olarak şunu söyleyeyim: Emaneti aldığımdan çok daha ileri noktaya taşıdım. Ama kat ettiğim mesafe beni tatmin etmez. Kalıcı çözüme ve Dünyayla bütünleşmeye kadar hiçbir mesafe beni tatmin edemez. Ancak ciddi anlamda bir mesafe aldığımızı da mimari ekibin başındaki kişi olarak rahatça söyleyebilirim.

Kıbrıs sorunu başlayalı 50-60 yıl oluyor. Benim bir lider olarak etkinlik gösterdiğim süre ise 5-6 yıl. Bu topluma 50-60 yılda sadece kaybettirenlerin, 5-6 yılda benim kazandırdıklarımı görmezlikten gelmesi akla, mantığa, vicdana sığacak bir şey mi? Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin vatandaşlarını kör, cahil mi sanıyorlar? Bu halk, gerçekleri görmekten, mukayese etmekten, karını zararını hesaplamaktan aciz mi? Öyle olmadığı 18 Nisan'da sandık başında kanıtlanacak.

Değerli Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Yurttaşları,

İşte daha dün açıklanan "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi" kararı, bizim vizyonumuzun doğruluk ve başarısını açıkça gösteriyor. Rumların, mülkiyet davalarında AİHM'den önce, iç hukuk yolu olarak "KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu"na başvurması gerektiği kararı tarihi bir dönüm noktasıdır. Bu sadece, AİHM'deki 1500 davanın karşımıza çıkarılamayacağıyla sınırlı kalmıyor, mülkiyet sorununun görüşme masasında çözümlenmesi için elverişli koşullar yaratıyor. Ama onunla da kalmıyor, AB ve uluslararası hukuk tarafından KKTC'ye ait bir kurumun kabulü anlamını taşıyor. Bu kararın, çözüm sürecini hızlanacağından eminim.

Son 5-6 yıldır sürdürdüğümüz çözüm politikası sayesinde, 50-60 yıldır olmadığı kadar uluslararası toplumla ilişkiler geliştirdik. Kabul gördük. Benim dönemimde, Avrupa Birliği'nin ve birçok ülkenin Başbakanı, Dışişleri Bakanları, Parlamento Başkanları ile sayısız görüşmeler yapıldı. Uluslararası kurumlara üye olundu, dış Dünyadan somut destekler alındı. Birleşmiş Milletler'de aleyhimize tek bir karar çıkmadığı gibi, bizzat BM Genel Sekreter'i sürdürdüğümüz çözüm politikasını övgüyle kayda geçirdi. Türk tarafının Kıbrıs konusundaki o eski uluslararası yalnızlığı artık sona erdi. Çözümsüzlüğün olumsuz etkilerini mümkün olduğu oranda azaltan bir politika izlediğimiz apaçıktır. Bundan geriye dönüşün toplumsal bir felakete yol açacağı da besbellidir.

Sevgili Kardeşlerim,

Beş yıl önce Cumhurbaşkanı seçilirken, öncelikli görevimin çözüme varmak olduğunu biliyordum. Her gün oturduğum sandalyeye neden oturmakta olduğumu hatırladım. Her sabah kalktığımda, Kıbrıs sorununun çözümü için neler yapmam gerektiğini düşündüm. Kıbrıs Türkünün Dünyaya açılımını nasıl sağlayabileceğim üzerine kafa yordum. Halkımızın refahı ve güvenliği için planlar yaptım. Her gece başımı yastığa koyarken de icraatlarımı kendi kendime sorguladım. Eğer yaptığım muhasebede, açık ve kesin şekilde Kıbrıs Türkünü olumlu yönde ileriye taşıyan bir rolüm olmadığını düşünseydim, inanınız ki bugün yeniden Cumhurbaşkanı adayınız olmazdım.

Görevimi yerine getirirken, bana mesaisini, fikirlerini, emeğini, siyasi desteğini vererek yardımcı olan herkese ve bütün kurumlarımıza; bu sürece eleştirileri ile katkı koymaktan kaçınmayanlara, bütün halkımıza can-ı gönülden teşekkür ederim.

Bağımsız seçilecek bir Cumhurbaşkanı olarak, önümüzdeki dönemde, içerideki ekonomik ve sosyal sorunların çözümünde daha fazla katkı koyacağım. Siyasi kutuplaşmalara karşı diyalog, hoşgörü ve uzlaşı kültürünü kurumsallaştırmak için daha aktif bir taraf olacağım. Bunlar, yalnızca ülkemizdeki değil, küresel alandaki yeni ekonomik, sosyal ve siyasal dinamiklerin de Cumhurbaşkanlığı'nın gündemine taşıdığı hususlardır.

Sevgili, Değerli Kıbrıs Türk Halkı

Ben Cumhurbaşkanlığı makamına laf ola oturmadım. Yeni bir vizyonla geldim. İkinci dönemde de bu yeni vizyonları daha da ileriye götüreceğim. Bundan emin olarak, güvenle bana destek vermenizi talep ediyorum. Çünkü ben Cumhurbaşkanı'nız olarak size dünü değil, Dünyayı vaat ediyorum.

Hepinizi kucaklarım sevgili kardeşlerim...

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.