KKTC kamu-özel sektör değerlendirmesi
Ebru Usar KKTC'deki kamu ve özel sektörü irdelediği "Veresiye satan- peşin satan" başlıklı yazısında "Dünyada bir örneği daha var mıdır acaba Kıbrısın Kuzeyinde Kamu ve Özel sektör arasında mevcut olan keskin ayırımın?" diye yazdı. Ebru Usar'ın yazısının tamamı şöyle:
VERESİYE SATAN PEŞİN SATAN!
Dünyada bir örneği daha var mıdır acaba Kıbrısın Kuzeyinde Kamu ve Özel sektör arasında mevcut olan keskin ayırımın?
Avrupa'da kamu; kısır çalışma şekilleri, kişinin gelişmesini engelleyici unsurlar, insiyatif kullanmaya fazla gerek olmaması, monotonluk ve hantal bir yapı içerisinde çalışmaktan kaynaklanacak diğer dezavantajlar göz önünde bulundurulunca pek de gözde olmayan bir istihdam yapısı olarak değerlendirilmektedir.
Fakat Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) kamuda çalışmak avantaj, özel sektörde çalışmak ise dezavantaj olarak algılanmaktadır. Bunun başlıca sebebi uzun yıllar içerisinde güdülen yanlış devlet politikaları sonucunda kamu ve özel sektör arasında derin uçurumlar açılması, kamuda çalışmanın güven, özel sektörde çalışmanın ise güvensizlik olarak algılanması yatmaktadır. Çok az sayıda genç özeli kamuya tercih etmemektedir.
Üzülerek belirtmek isterim ki kamuda vasıfsız bir eleman olarak çalışmak özel bir şirkette vasıflı eleman olmaktan iyidir mentalitesi yaygındır. Özel Sektör güvenli değil lakin Kamu "devlet kuşudur" düşüncesi ülkemiz gençlerinden ziyade onların ailelerinde hakim olan görüşün ta kendisidir. Devlete gir hayatın kurtulsun! Bu yüzden değilmidir ki her seçim öncesi siyasi partilerin kapıları aşınmaktadır? Her siyasi parti bu durumdan, bu "dertten" muzdarıp olduğunu ifade ve şikayet eder, lakin hiç bir parti siyasi kendi iktidarı döneminde toplumsal sorun haline gelen bu meseliyi çözememiştir. Çünkü bu sızlanma ve serzeniş yapaydır.
Üniversite mezunu gençler devlet dairelerinde iş bulabilmek için her ne departman olursa olsun, ama kendi branşı ama değil sıraya giriyorlar, neden? Çünkü çalışma saatleri ve iş yoğunluğu özele göre daha az, emeklerinin karşılığını özel sektörde çalışanlara göre daha çok alıyorlar, kamu; sosyal statülerini geliştirebilmek için daha elverişli ve en önemlisi daha güvenli (hergün en azından özel sektördeki gibi işten çıkarılma korkusu yaşamadan). Her hükümet değişimi sonrası kadrosuz memurların işten çıkarılma korkusunu bunun dışında bırakıyorum. Özel sektörün bu olanakları sunmaması elbette gençlerin kabahati değildir. Özel sektörde örgütlü neredeyse hiçbir sendika olmaması şaşırtıcıdır. Bizim ülkemizde özel sektör çalışanlarını koruyan hiçbir mekanizma yoktur.
İşte yukarıda bahsedilen bu sebeplerden dolayı "Bir devlet memuru olamadık! Tüh!" serzenişi başka hangi ülkede ağızdan ağıza bu kadar kol gezer?
Herkes eskiden var olan fakat artık yerini büyük marketlerin aldığı mahalle bakkallarımızı hatırlayacaktır; bu bakkaliyelerin duvarlarında 'o' meşhur fotografın olduğunu da. Ta küçüklükten beri beni derin düşüncelere daldıran bu fotografı: "Veresiye satan Peşin satan". Veresiye satan pejmurde bir şekilde, farelerin cirit attığı izbe bir dükkanda, ahı gitmiş vahı kalmış biçimde, mutsuzluk ve ümitsizlik içerisinde otururken; peşin satan saltanat ve bolluk içerisinde, tatminkar bakışlar gözlerinde, tahta benzer bir koltukta oturmaktaydı.
İşte bizim ülkemizde kamu çalışanları peşin satan, özel sektör çalışanlar da veresiye satan konumuna getirildi!
Bu kıyaslama ve benzetme kamu çalışanlarımızın rahat ve refah içerisinde yaşıyor anlamından ziyade özel sektörümüzde çalışan insanlarımızın hangi koşullara maruz kaldığının vurgusunu yapmak için kullanılmıştır.
Özelde çalışan ile Kamuda çalışan gençler arasındaki sosyal statü dengesizliğinden bahsetmiştim yazımın başlarında. Buna bir örnek vermek istiyorum: Bankalardan rahatça kredi alabilmenin ilk koşulu memur olmak. İkinci koşul kefillerden en az birinin memur olması. Öyle bir duruma geldik ki ailesinde iki-üç memur olan İngiltere Krallık ailesi ile aynı erkte nerdeyse.
Bu saydam ve bariz bir yanlışlık. Sistemimizin çarpıklığı. Eğer özel sektöre güven yoksa özel sektör neden var?
Siyasilere seslenirim: Tüm özel sektör işletme, kurum ve kuruluşları kamuya bağlayın. Gelirleri kamu geliri olsun (belki bütçe açıkları kapanır) ve tüm özel sektör çalışanları da devlet memuru statüsüne geçerek devlet tarafından ödensin!
Mesela Hollanda'da örneği olduğu gibi kumarhaneler de devlet çatısı altında toplansın ve orada çalışan personel de devlet memuru statüsüne geçsin. Bakınız göreceksiniz aileler çocuklarını kumarhanelerde çalıştırmak için nasıl bir yarış içerisine gireceklerdir. Kumarhane çalışanları lütfen yanlış anlamasın. Kıbrıslı ailelerin düşünce şekli farklı olduğundan kimse "evladını" kumarhanede çalıştırmak istemez. Halbuki işin ayrımı mı olur? Emeğinin karşılığını çalışarak almak kadar onurlu bir şey var mı hayatta? İş ne olursa olsun! Aslında yanlış olan olan üniversitede mühendis olmak için eğitim görmüş bir gencin özel sektörde çalışma imkanı olmasına rağmen bir arayış içerisine girmeksizin, devlet dairesine alınması için ailesinin ortaya koyduğu ısrardır. FAKAT esas yanlışlık bu halkı bu duruma getiren devlet politikalarının çarpıklığı ve eksikliğidir!
Banka kredilerine geri dönmek istiyorum. Önce sadece Türk Koçanlı taşınmaz mülkler için kredi verilirdi, sonra eşdeğer de kabul görmeye başladı. Fakat şimdi bir de hisse koçanlı malların banka tarafından kredi verilmeye uygun ve değerli bulunmaması konusu gündemde. Gerekçe ise hisse koçanlı mülkün üzerine bankalar ipotek koyamaz ve kredinin geri ödenmemesi tehlikesine karşılık kendilerini garantiye alamazlar. Böyle bir uygulamayı doğuran düşünce ne yazık ki ne hukuksal açıdan desteklenebilir ne de ekonomik açıdan. Hukuksal açıdan desteklenemez çünkü satın alınacak malın koçanı mevcuttur ve eğer sözkonusu koçan üzerinde önceden herhangi bir ipotek veyahut garanti yok ise ipotek olarak kabul edilmesi elverişlidir. Bu durumda da banka tarafından ipotek olarak kabul edilmesinde hiçbir hukuksal engel olmamalıdır. Ekonomik açıdan ise yine hiçbir engel yoktur çünkü ekonomik değeri ve piyasada alım satımı yani dolaşımı mevcut olan her türlü meta ipoteğe elverişlidir.
En önemlisi KKTC'nin önde gelen yerli bankalarından bir tanesi TAŞINMAZ MAL (TASARRUF, KAYIT VE KIYMET TAKDİRİ) YASASI 3/1960 ve 7/1978 ve 18/2006 Bölüm _224'ten bihaberdir.
Bu yasanın 6. maddesinin 1inci fıkrası der ki: Bir bina birden fazla kattan oluştuğunda ayrı ve müstakil bir ev olarak elverişli ve uygun olarak zilyet edilebilen ve kullanılabilen her kat, özel mülk şeklinde ayrı olarak sahip olunabilir ve zilyet olunabilir ve kullanılabilir.
İşte KKTC yasalarından bir tanesinin "özel mülk" olarak nitelendirdiği bir yapıyı ve devletin ilgili dairesince düzenlenen koçanı değersiz bulan bankalar bu koçanları garanti saymayıp kredi sağlamayacaklar.
Ne acıdır ki bu uygulamaların ekonomimize verdiği korkunç kayıpların hiçkimse farkında değildir.
Son zamanlarda Türkiye televizyonlarında yayınlanan çarpıcı bir duyuru vardır. Sakız alın der bu duyuruda. Sakız alın ki mesela sakızı satan bakkal evine giderken sebzeciden sebze alabilsin. Ve sebzeci de kendi evinin yolunu tutarken evinin herhangi başka bir ihtiyacını karşılayabilsin. Kim ne derse desin bu görüşün esasında tasarruflarınızı yastık altında tutmayın uyarısı yatmaktadır. Özellikle bugünkü global ekonomik krizin en büyük sebeplerinden bir tanesi likit kaynak noksanlığı ise.
Elbette herşeyden önce sakız alacak paranız var mı sorusu Türkiye için daha uygun bir sorudur ama bu mevzu konumuzla şu an itibarı ile alakalı değildir.
Sakız değil, konut alacak olan bir kişinin ekonomiye katkısını düşünün şimdi. Avukat kazanacak. Devlet vergi alacak. Belediyeler verecekleri hizmetler karşılığında hizmet bedellerini tahsil edecek ve evini satan kimse de bu bedel karşılığında ya yatırım yapacak ya da başka bir konut alıp alıcının ekonomiye sağlayacağı katkıların aynısını sağlayacak. Yani piyasada (nerdeyse yağmur duası ile) beklenen hareketlilik gerçekleşebilecek...
Şimdi alıcı ve satıcının 1 değil 1.000 kişi olduğunu düşünün! Ekonomik canlılık gelmeyecek mi piyasalara?
Esas çıkış noktamız olan özel sektör çalışanı olan gençlerin nasıl konut sahibi olacağı sorusu idi. Bu özel sektör öcü mü? Özel sektör çalışanıysanız eğer; belli mi olur yarın kapı önüne konursunuz ve borcunuzu da ödeyemezsiniz. E bu durumda banka neyinize el koyacak? Hal böyle iken ev kredisi yerine ihtiyaç kredisini denemek istersiniz. Yine aynı problemler ile karşılaşırsınız. Devlet memuru iseniz maaşınızın 10 katına kadar düşük faizli kredi alabilirsiniz ama özel sektör çalışanıysanız ağzınızı poyraza açarsınız!
Bankaların bu yaklaşımını anlamak için bazı nedenleri irdelemek gerekir. Nüfusumuzun çalışan kesminin hafife alınmayacak oranı devlet memurudur. Kamu çalışanları tarafından alınan krediler değerlendirildiğinde bankaların kredi faizlerinden elde ettikleri miktarların hiç de az olmadığını görebiliriz. Bankalara göre özel sektörde çalışanlar kredi açısından "yüksek riskli". Bunun en önemli nedeni özel sektörde çalışanların haklarının korunamaması. Peki bankalar kendilerini neden riske atıp da özel sektörde çalışan birine kredi versinler? Halbuki bu bir çelişki değil midir? Eğer özel sektör çalışanlarının risk katsayısı kamu çalışanlarına oranla daha yüksek ise ve borç ödemeleri karşısında banka bir güvensizlik hissediyorsa daha düşük faizli kredileri neden özel sektör çalışanlarına kanalize etmiyor?
Bu demek değildir ki bankalar her isteyene kredi verecek. Kendi bünyelerinde olması gereken kontrol mekanizmalarını devreye soksunlar. Bu kontrol mekanizmalarını icat etmek zorunda da değildirler. Tüm dünyada örnekleri mevcuttur. Hatta uygulamaya mecbur oldukları Basel II'yi tam randımanlı bir şekilde hayata geçirsinler. Ama ne yaparlarsa yapsınlar lütfen "devlet memuru" ana kriterini kaldırsınlar.
Bu toplumsal yaranın iyileşmesi belkide yıllar alacak. Ama yaralar ancak tedavi edilirse iyileşir. Bu da devletin özel sektörü güçlendirici politikaları ile mümkündür. Özel sektör'ün de yapması ve tadil etmesi gereken birçok şey vardır. Özelde işveren konumunda olanların, çalışanlarına sosyal haklarını tam olarak sağlaması şarttır. Sosyal güvence her çalışanın koşulsuz hakkıdır.
Sendikalar sadece kamuda yetkili sendikalar haline gelmiştir. Onlar da bu çarkın birer dişlisi olarak hayatlarını sürdürmektedirler. Lütfen ansiklopedileri açıp sendikaların ne olduğu, neden var olmaları ve hangi koşullarda ne şekilde müdahale etmeleri gerektiğini yeniden öğrensinler. İktidar yarışı ve/veya kavgasını bir kenara bırakıp çekirdeklerindeki varoluşlar nedenlerini yeniden mercek altına alıp değerlendirsinler. Kamu özel ayırımı yapmasınlar. R.J Cootes tarafından kaleme alınan "1926 Genel Grevi" isimli 1926 yılında İngilterede gerçekleşen grevi anlatan ve 'belki de' kütüphanelerinde var olan kitabı tekrardan okusunlar.
Artık bu ülkede herkes ve her kesim KOLAYCILIK'tan vaz geçsin.
Vurdumduymazlık, bananecilik devam ettiği müddetçe ne yazık ki özel sektör çalışanları veresiyeye satan statüsünden asla kurtulamayacaklar!
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.