Coşar: Piyasayı harekete geçirecek önlem yok
Salih Coşar... Bir dönemin değil, tüm zamanların akla gelen Maliye Bakanı... Kıbrıs Türk siyasal yaşamına damga vuran, çok kritik görevlerde bulunurken eleştirilen ama kirlenmeyen bir isim...<BR>Siyaset ondan kopsa da o siyasetten kopmayan, düşüncelerini ortaya koymayı yaşam biçimine dönüştüren Salih Coşar'la tatlı bir sohbet gerçekleştirdik.
RÖPORTAJ: DENİZ GÜRGÖZE
Salih Coşar, hükümeti eleştirerek, "Piyasayı harekete geçirecek hiçbir icraat yok. Sanayi çalışmıyor, üretemiyor ve icraat yapamıyor. Şu an ülkemiz kamu ve sendikalar ile anlamsız gerilimler yaşıyor. Hâlbuki hükümetin öncelikli görevi enerjisini reel sektöre harcamasıdır. Hükümet göreve gelir gelmez Kuran kursu tartışması, kitapların değişmesi, Eşel mobil sistemi, emekliler ve ek mesailerle ilgili birçok gerilimi yaşattı. Şu an gayret içindeyiz çalışıyoruz diyorlar peki ne zaman harekete geçecek bu çalışmalar merak ediyorum" dedi.
Kapsamlı müzakerelere de değinen Salih Coşar, "Ben anlaşma beklemiyorum. Nedeni de görüşmelerin başladığı günden itibaren altı başlık altında devam etmekte olan bu başlıkların hiçbirinde ciddi anlaşma yoktur. Sırf Rumlarla yakınlaşmak için taviz veren yalnızca biziz. Rum kendini Yunan olarak öne çıkarır biz kendimizi Türk olarak öne çıkarırız ve bu iki etnik kurumun anlaşamadığı kesinlikle ortadadır" diye konuştu.
İşte sorular ve yanıtları...
Halkın Sesi: Uzun yıllar siyasetin içinde aktif olarak çeşitli görevlerde bulundunuz. UBP'ye uzun süre katkı koyduktan sonra parti değişip DP safhasında görevinize devam ettiniz. Sizi DP safhasına iten etken ne idi?
S.Coşar: 1992'de parti içerisinde birtakım fraksiyonlar oluştu ve bir kısım ayrılarak DP'yi kurdu. Bu dönemde DP'ye geçme konusunda çok teklifler aldım ama hiçbir zaman ayrılıp gitmeyi de düşünmedim. 2003 seçimlerinde hem ön seçimde hem de genel seçimde en yüksek oyu aldım. Her iki seçimde de birinci çıkan bir adam partisini bırakmaz.
1959'dan beri bulunduğum taraf daima sağ taraf oldu. Hâlbuki benim yapım sosyal demokrat bir yapıdır. Hiçbir zamanda partizanlık yapmadım ve rozete bakarak da hareket etmedim. Bu sürece baktığım zaman UBP'nin müdürü oldum, kaymakamı oldum, müsteşarı, bakanı oldum.1985 seçiminden sonra çok kısa bir sürede başbakan yardımcısı oldum. O dönemde çeşitli tavırlar ve anlamsız dedikodularla benden görevi geri aldılar.
1990 yılından sonra kısa süre başkan yardımcılığı yaptım. O güne kadar UBP'nin üst kademesinde görev yaptım.
Sorun şuydu. UBP iktidarda iken hükümeti kurma görevi kendisine verilmedi. 1996'da UBP ile DP koalisyonu ilan etti. 1994'te muhalefet partisindeyken UBP'de en yoğun muhalefeti yapan kişiydim. Olayları derinlemesine inceleyip verileriyle tartışma ortamı yaratan bir milletvekiliydim.
1994 sonunda parti içerisinde bir fraksiyonlar oluşmaya başladı. Birinci çıkan bir parti hükümet dışı kaldı. Parti içerisinde kaymalar oluştu ve bu fraksiyonların birinde bulundum. Birtakım başkanlık yarışmaları oluştu.
Parti içinde oluşan fraksiyonlarla benim içimde oluşan fraksiyonlar bir araya geldiğinde anlaşamadığımızı gördüm. Bir hedef için yola çıktık, çalıştık ve gayret saffettik ama bir noktada uzlaşamadık. DP de benim kendi safhalarında yer almam için çaba gösterdi. Sağlık sorunlarımdan dolayı da 2003'ten sonra politikayı bıraktım. UBP'den o dönemde çok büyük teklifler aldım ama maalesef sağlık sorunlarından dolayı kabul etmedim.
Halkın Sesi: Sizin de parçası olduğunuz UBP ile şimdiki UBP'yi kıyaslar mısınız?
S.Coşar: Bana göre bir değişiklik olmamıştır. UBP bir kitle partisidir. İdeolojik ve program olarak ulusalcıdır. İsmindeki ulusalı gerçekten kullanan bir parti olmasına rağmen bir kitle partisidir. Programlarını yenilemesine rağmen tutumu neyse o kalmıştır. UBP, bir kitle partisi olarak halkın her kesimini kucaklamıştır. Zaten bunu 19 Nisan seçiminde de halkımız UBP'yi tek başına iktidar yaptı. Seçim sistemimize göre de tek başına iktidar olmak kolay değildir çünkü seçim sistemimizde nispi sistem vardır. Bu sistemde küçük partiler de parlamentoya girebiliyor bu sebeple de koalisyon mecburi zorunlu oluyor. Şu an bu aşılmıştır.
Halkın Sesi: Maliye Bakanı dendi mi akla uzun yıllar sizin isminiz geldi. Siz de Türkiye'ye bazı kesimlerin tabiriyle "avuç açan" bir Maliye Bakanı mıydınız?
S.Coşar: Ben avuç açma terimine katılmıyorum. KKTC eski deyimiyle şahsına münhasır bir statüye sahiptir. Bir kere biz büyük bir izolasyon altındayız. Dünyanın hiçbir yerinden yardım alamıyoruz. Dünya ile ilişkilerimiz önlenmiştir. Bugün dünyaya açılabiliyorsak Anavatan Türkiye sayesinde açılıyoruz. Anavatan bizim sadece güvenliğimiz açısından değil kültürel, mali, ekonomik olsun tek dayanağımızdır.
Dünyada dayanağı olmayan ve dayanağından destek almayan hiçbir ülke yoktur. Bizim tek dayanağımızda Anavatan Türkiye'dir. Her şey Türkiye üzerinden sağlanıyor. Bunun göze batmaması lazımdır. Anavatanımızın 1950'li yıllardan beridir bize çok büyük hizmetleri olmuştur. Orta öğretim gelişmiştir, okullar açmıştır, Türklük şuurunu canlandırmak için gerekli her türlü kitap ve yayınlarını göndermişlerdir. Bu durum et tırnak gibidir. Bu davranış ve bu bağlanma olmasa Kıbrıs Türkü bu seviyeye tek başına gelemez hatta kendi benliğimizi de değiştirerek daha farklı durumlarda sergileyebilirdik.
Yaklaşık 14 sene hazineden sorumlu bakan oldum (12 hükümet sanırım) ve Anavatan Türkiye'yle karşılıklı anlaşmalar yaptığımız sürece destek aldık. Hatta eskiye göre kıyaslarsak Anavatanımızın en cömert olduğu yıllar 2000 li yıllar olmuştur.
Halkın Sesi: Hem maliye hem ekonomi hem de eğitim de yeni siyasi yüzler var. Genel icraatlarıyla değerlendirir misiniz yeni bakanlarımızı?
S.Coşar: Yeni bir hükümet var ve daha 4 aylık süre yeni geçti. Yasa yapma yenilik yapma kolay değildir ve zaman ister. Özellikle yaz dönemi üretme dönemi değildir. Parlamentonun daha iyi çalıştığı dönem sonbahar-kış dönemidir. Bugün ülkemizde gerçekten bir ekonomik kriz var. Global bir krizden çıkmak için ülkede kendi büyüme modellerini kendileri yaratmaları lazımdır. Bu geçen 4 ay içinde kendimizin modelini yaratmalıydık. Ortaya bu krizi aşma konusunda bir model, bir proje, bir adım, bir icraat görülmemiştir. Ortada bir takım duyduğumuz çalışmalar falan var. Tedbir alacaklarından bahsediyorlar ama kamuyu dondurarak zaman içerisinde küçülmeye gitmek ayrı bir olaydır.
Bugün acil olan ekonomideki durgunluk ve ekonomideki küçülmedir. Sanayi Odasıyla Tekno-Pak yetkililerinin müşterek yaptıkları bir istatistik çalışmada sanayicimizin yüzde 75'inin kapasite kullanımı yüzde ellinin hatta bir kısmı yüzde 25'in altındadır. Bunun anlamı sanayide gerileme vardır. İthalat ve ihracat rakamlarında da durum aynidir. Hedef ilk önce reel sektörü canlandırmadır.
Önerim spesifik olarak sadece reel sektörü canlandıracak özel bir program yapmak lazımdır. Bu özel programda da esas olan kaynaktır. Biz bu kaynağı Anavatandan destekle sağlamak zorundayız. Borçları yapılandıracağız dedik henüz öyle bir hareket yok, piyasadaki çalışanlarımızın kredi ihtiyaçlarını alırken kefalet sorunlarını çözümleyecek bir hareket yok.
Piyasayı harekete geçirecek hiçbir icraat yok. Bugün baktığımızda sanayi çalışmıyor, üretemiyor ve icraat yapamıyor. Şuan ülkemiz kamu ve sendikalar ile anlamsız gerilimler yaşıyor. Hâlbuki hükümetin öncelikli görevi enerjisini reel sektöre harcamasıdır. Hükümet göreve gelir gelmez kuran kursu tartışması, kitapların değişmesi, Eşel mobil sistemi, emekliler ve ek mesailerle ilgili birçok gerilimi yaşattı. Şu an gayret içindeyiz çalışıyoruz diyorlar peki ne zaman harekete geçecek bu çalışmalar merak ediyorum.
Diğer bir konu da, kamu iktisadi kuruluşlarından hemen hemen hepsi iktisadi bakımdan iflas etmiştir. Peki, iflas etmiş bu kuruluşlar neden hala duruyor. O borcu 2 ye katlatarak hayata sürdüreceklerine oradaki çalışanları ihtiyaçlı yerlere dağıtarak bunu çözebilirler. Bu kuruluşlar ne kadar daha borçlanmaya devam edecekler? Kim ödeyecek bu borçları? Bu kurumları ille de ayakta tutacak diye memleketi bu borca sokmaya gerek yok. Bu durum 2006'dan beridir böyle belki ama henüz bir hareket de başlamış değildir.
Halkın Sesi: Kıbrıs sorunuyla ilgili Cumhurbaşkanının çabaları sizce sonuç verecek mi?
S.Coşar: Ben anlaşma beklemiyorum. Nedeni de görüşmelerin başladığı günden itibaren altı başlık altında devam etmekte olan bu başlıkların hiçbirinde ciddi anlaşma yoktur.
Biz çözümden yanayız ve müzakereleri devam ettirmek için elimizden geleni yapıyoruz. Ama bu gayreti gösterirken sırf karşı taraf biraz yakınlaşır ve evet der diye kendi statümüzü, kendi haklarımızı ve kendi geleceğimizi de tehlikeye atmayız. Benim takip ettiğim bu. Sırf Rumlarla yakınlaşmak için taviz veren yalnızca biziz. Rum kendini Yunan olarak öne çıkarır biz kendimizi Türk olarak öne çıkarırız ve bu iki etnik kurumun anlaşamadığı kesinlikle ortadadır. 46 senedir ne değişti. Ne onlar bizi ne biz onları istiyoruz. Hatta Rum tarafındaki gençler bizi hiç istemiyor.
Peki, bu iki etnik grup nasıl bir araya gelecek? 2004 den itibaren kapılar açıldı ama hiçbir şey değişmedi. Zorla anlaştığımızı varsaysak ne değişecek? Bizi ekonomik bakımdan yutacaklar. Duyum aldık ki anlaşmalarda bizim bazı sapmalarımız olacakmış peki nasıl olacak bu sapmalar? Biz istediğimiz kadar siyasi eşitlikten bahsedelim nüfus bakımından bizden fazla olduğu için Türk azınlıkta kalıp ezilen taraf olacaktır.
Halkın Sesi: Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşıyor ve henüz adaylarla ilgili net isimler ortada yok. Sn. Talat bu göreve devam eder mi yoksa başka bir partinin güçlü bir rakip çıkartması sonucu Talat kaybeder mi?
S.Coşar: Bugün halkın nabzına baktığımızda bu görüşme yaklaşımını halk benimsemiyor. 2003-2004'teki atmosfer yoktur. Rum'la anlaşmanın olacağına inanan yok. Rum'un istediği anlamda bir federasyona evet denmeyecektir. Güney'de çalışan insanlarımız yaşadıkları şartları ve kendilerine yapılan muameleyi gördüler ve artık onlarda birlikte yaşanabileceğine inanmıyorlar. Türk'e nasıl bakışla baktıklarını da gördüler. Yeni nesil bu iki etnik grubun kolay kolay anlaşmadığını da görmüştür. Rum bu adada egemen biziz diyor burasının bir eren adasını vurgularken de kesinlikle eşitliği kabul etmiyorlar. Birbirimizi kandırmanın faydası yoktur. Çözümden yanayız ama bu çözüm bir ortalık çözümü olduğu takdirde eşit olmamız mümkün değildir. Rum eşitliği kabul etmez. Ama biz yama olmayı kabul edersek o zaman durum değişir.
Halkın Sesi: KKTC'ye baktığınızda hangi sorunları aşmadığını görüyorsunuz?
S.Coşar: KKTC devamlı yücelmektedir. Şunu da yaşayan ve fiilen içinde bulunan biri olarak diyebilirim ki; hiçbir zaman Kıbrıs Türkü gerilememiştir. Daha da iyi olacağının kanısındayım. 2000'li yıllar, 90'lı yıllardan çok daha iyidir, 90'lı yıllarda 80'li yıllardan, 80'li yıllarda 70'li yıllardan. Her 10 yılda Kıbrıs Türkünün standardı yükselmektedir. İnsanımız bu ülkeye sahip çıkmıştır. Toprağına sahip çıkan bir halka sahibiz.
Halkın Sesi
Yorumlar
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.