EKONOMİ & FİNANS
okuma süresi: 18 dak.

Gürcafer: İhaleler her yönü ile tartışılmalıdır

İhaleler her yönü ile tartışılmalıdır

<P>Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri eski Başkanı Cafer Gürcafer ihaleler konusunda yaşanan tartışmaların sektörün sorunlarının bir bütünlük içerisinde değerlendirilerek bunlara bütünlüklü ve köklü çözümler getirilmesini istedi. Cafer Gürcafer, "Bana göre bugün yaşanan tartışmaların nedeni ekonomide istikrarlı ve uzun vadeli düşünülen politikaların olmamasıdır" dedi.</P>

Yayın Tarihi: 01/12/09 15:18
okuma süresi: 18 dak.
İhaleler her yönü ile tartışılmalıdır
A- A A+
Gürcafer, Ankara'da açılan ihaleler konusunda Ekonominin Sesi'nin sorularını yanıtladı.

İşte Gürcafer'e sorulan sorular ve yanıtları:

Soru: Ankara'daki ihaleler konusunda yaşanan tartışmalara nasıl bakıyorsunuz? Neden bu yaşananları ekonomide istikrarlı ve uzun vadeli düşünülen politikalar olmamasına bağladınız?

Cafer Gürcafer: Çünkü bu sorun uzun yıllardır bizimle Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri arasında ya da muhtelif dönemlerdeki hükümet yetkilileri arasında tartışılmış ve halen daha tartışılan bir konudur. Eğer devlette her zaman söylenen devamlılık gerçekte var olmuş olsaydı, 1990 yılları başında alınan kararlar uygulanır ve bugün böyle bir sorunla karşı karşıya kalınmazdı. Bu tartışmalar ilk önce 1990'lı yılların başında yaşanmıştı. O dönemde TC-KKTC arasında imzalanan doğu yolları projesi protokolu çerçevesinde belli ihlalerin Ankara'da açılacağı iki ülke yetkilileri tarafından imza altına alınmıştı ve Kıbrıslı Müteahhitler özellikle altyapı ve asfalt üzerinde faaliyet gösteren müteahhitler o dönemde de benzer tepkiler ortaya koymuştu. Hatta Türkiye'ye bu konuda bir dizi ziyaretler de gerçekleşmişti. O dönemde söylenen şuydu: " Siz Kıbrıslı müteahhitler olarak yeterli donanım ve araç parkına sahip değilsiniz, hazır olduğunuz zaman bu ihaleler Kıbrıs'ta açılacaktır.

Bu geçmişte hep söylendi ama buzun üzerine yazı yazmak gibi bu bir devlet politikasına dönüşmedi, yanlızca öylece söylendi ve kaldı. Ne yaptı Kıbrıs Türk Müteahhiti o günden bu güne kadar? Bu pastadan ciddi bir şekilde pay alabilmek için Kıbrıs Türk Müteahhitleri kendini geliştirdi ve çok ciddi yatırımlar yaptı. Ve bu söylem Kıbrıs Türk Müteahhiti yatırım yaptıkça devam etti. İşin ilginç tarafı, yatırımlar o kadar kontrolsüz ve dengesiz oldu ki, çok ciddi bir arz fazlası oluştu. Bugün ülkemizdeki kapasite yabana atılacak bir kapasite değildir. Yıllık birkaç milyon ton kapasitesi olan tesisler var ülkemizde. Bırakın 100 kilometreyi 1000 kilometreyi bile rahatlıkla yapabilecek araç parkı sözkonusudur. Ve işin en ilginç tarafı da bu tesisler teşviklendirilerek kurduruldu. Yani "gidin bu sektöre yatırım yapın" diye firmalarımıza teşvik belgesi verildi. Gümrük muafiyeti kullandırıldı, Kalkanıma Bankası'ndan bunlar kredilendirildi.

SORU: Peki neden bu tesisler kurduruldu? Eğer bu ihaleler Ankara'dan çıkmaya devam edecekseydi neden bu tesisler kurduruldu?

Cafer Gürcafer: Evet doğru, Ankara'dan ihale edilmeye devam edecekseydi, bu tesisler kurdurulmamalıydı. Aslında gelinen aşamada politikasızlığın bir neticesi ve ağır bir bedel sözkonusudur. Bedeli ödeyen kimdir? Kıbrıs Türk Müteahhidi. Şimdi ne olacak bu tesisler? Bu insanlar bu tesisleri devletin teşviğiyle oralarda kurmuşlar. Doğal olarak, "Siz teşvik ettiniz biz kurduk" diyerekten, iş talebi içerisindedirler. İş de olmayınca kendi ülkesinde yapılacak bir işin ihalesine başka bir yerde çıkılmasına da isyan ederler.Bu tabii ki Kıbrıs Türk Müteahhidinin bakış açıdır ve bizim tarafımızdan bakıldığında görünen durumdur.

SORU : Peki karşı taraftan bakılınca durum ne?

Cafer Gürcafer: Evet bir de karşı taraftan görünen tablo vardır ki, o taraftan bakıldığında Kıbrıs Türk Müteahhidinin fiyatlarının yüksek olduğunu söyleniyor. Ben bu söyeleme katılmıyorum ve doğru bulmuyorum. Çünkü doğu yolları protokolü çerçevesinde ülkemizde yapılmış olan yolların bugün maliyet birim fiyatlarına baktığımız zaman rakamlar bizim Kıbrıs Türk Müteahhidinin rakamlarının çok daha üzerindedir. Ancak kanaatimce bu bakış açısının bu şekilde olmasının bir nedeni de ya da bu önyargının oluşmuş olmasının bir nedeni de, ülkemizdeki ihale sisteminin yanlış olmasından kaynaklanır. Eskiden Avrupa'da da bütün dünyada da bu böyleydi ama yavaş yavaş bu sistem artık kalktı.

Soru : Orada nasıl yapılıyor?

Cafer Gürcafer: Bir işin keşif bedelinden çok uzak, çok düşük verilen teklifler artık oralarda dikkate alınmıyor. Yani fiyat yanlız başına bir kriter değildir. Halbuki bizdeki ihale sisteminde tek kriter fiyattır. Anavatan Türkiye'deki yetkililerin olaya bakış açısı bu noktada "Kıbrıslı müteahhitler çok yüksek fiyatlara iş yapıyorlar ve çok fazla kazanıyorlar" şeklindedir. Peki Kıbrıslı Türk Müteahhitler çok yüksek fiyatlara yapıp çok kazanıyorsa, o zaman bu firmalar neden milyonlarca lira borç batağının içerisindedir. Madem ki çok kazandılar nereye gitti bu paralar. Böyle birşey yok. Bu yanlızca kulaktan kulağa olaylara yüzeysel bakan bazı yetkililerin Anavatan Türkiye'deki yetkilileri yönlendirmesi sonucu bu önyargı ortaya çıkmakta ve böyle bir değerlendirme yapılmaktadır. Bence bunu tartışmak lazımdır. Bunu ciddi şekilde masaya yatırmak lazım. Biz ambargolar altında yaşayan bir ülkeyiz. Kabul etmemiz gerekir ki geçmişten günümüze yapılan birçok yanlışlar sonucu, yanlış politikalar neticesinde de ekonomimiz bir açmaz içerisindedir. Ve bu açmazdan çıkış yolu aramaktayız. Kendi ayakları üzerinde duran bir ekonomi yaratma arayışı içerisindeyiz. Bu noktadan değerlendirilidiğinde bu atılan adım bu düşünce ile çelişmektedir. Böylesine çarpan etkisi fazla olan bir iş, 60 yakın bir sektörü tetikleyecek olan bir iş, ekonomik olarak kendi ayakları üzerinde durma arayışlarının yaşandığı bir dönemde, buradan ihale edilmesi durumunda ekonomi üzerinde çok olumlu etki yaratacakken, tam tersine Ankara'dan ihale edildi. Gerekçe nedir? Kıbrıs Türk Müteahhiti pahalıdır.

Soru: Pahalı mıdır?

Cafer Gürcafer: Ben bunun tersini iddia ediyorum. Eğer Türkiye'de açılan ihalenin şartları tam anlamıyla burada da da uygulanırsa ben Kıbrıs Türk Müteahhitinin o fiyatlara bu işi yapacağını düşünüyorum. Fakat bugün ihalesi neticelenen yol ihalesi daha önce de tartışıldı. Ben o dönemde Müteahitler Birliği Başkanıydım o dönemde ve o dönemdeki yetkililer bana örnek göstermişlerdi, "Kuzey sahil yolunun ihalesi bakın şu fiyata ihale edildi. Sizin fiyatınızın yarı fiyatı" diye. Ben de "bu iş bu fiyata bu iş bitmez" demiştim , "bunu bitirmesinin bir tek yolu var. Ya devleti çalacak ya da bu işi yarım bırakacak" demiştim. Neticede yarım bıraktı ve gitti. Yani siz bir işten işin bedeli ile ilgili ihalede elde ettiğiniz indirimi devletin bir kazanınımı olarak görebilirsiniz ama öyle değildir. Bir müteahhite zararına iş yaptırısanız bunun toplumsal yansıması çok büyük olur, siz devlet olarak çok büyük bir kazanım elde ettiğinizi düşünürsünüz ama neticede etrafa çok büyük zararlar verirsiniz nitekim bu çok fiyatlara iş yapmak için bizim ülkemize gelen Türkiyeli müteahhitler etrafa bir sürü borç takarak gitmiştirler, bir sürü zararlar vererek buradan ayrılmıştırlar. Dolayısıyla bu değerlendirmeyi ortadan kaldırmak lazım, bu temelde düşünmemek lazım. Ama tartışmak lazım bunu. Bakın Avrupa'daki ihale sisteminde artık keşfe yakınlığınızın belli bir puan değeri vardır, benzeri işleri yapıp, gününde bitirip bitirmediğinizin bir puan değeri vardır. Sahip olduğunuz araç parkının, elinizde bir işin olup olmadığının bir puan değeri vardır. Yani bir yerde adaletli dağıtım. Güçlü olanın tüm işleri toplaması değil, elinde iş olanların da tercih edilmesi veya onların haklarını da gözeten daha adaletli bir sistem. Dolayısıyla bu puanların tümü toplanır, en iyi puana sahip olan müteahhit işi alır. Ve o söz konusu keşif bedelinin içerisinde müteahhitin karı da vardır. Yüzde 10-15-20.. Bu keşif bedeli hazırlanırken içine konur. Bu bizim ülkemizde yüzde 20'dir. Bakın bizim ülkemizde sistem şudur: Keşif bedelinin bir kuruş dahi üzerinde teklif atılsa o ihale iptal olur. Peki o keşif bedelinin içerisinde ne vardır? Keşif bedelinin içinde olan işin maliyeti, kumu çakılıi katranı,yakıtı, taşımacılığı, işçiliği, betonarmesi, tabellaları, ne varsa artı yüzde 20 müteahhit karı vadır. Şimdi devlet tarafından hesaplanmış, keşfi devlet yetkilileri tarafından tespit edilmiş bir işte, müteahhit karı olarak yüzde 20 görünürken, o iş için yüzde 40 indirim yapılması mümkün değildir. Ama sistem o yüzde 40'a itibar etmektedir. Bu yüzde 40'a itibar edilmesi ilk bakışta devleti kazançlı gibi gösterse de işin neticesinde ortaya çıkan iş kötüdür, kalitesizdir ve muhakkak o açığı kapatmak için bir yerlerden tasarruf etme yoluna gidilmiştir, işin kalitesi ile oynanmıştır. Ve maliyeti oluşturan unsurlar, piyasadan satın alınan birçok kalem de ödenmemiştir. Böyle bir netice orata çıkar ama yurt dışından gelen müteahhit de parasını alır ve gider. Biz de onun çarpanlarından yararlanma beklentisi ile hareket ederken tam tersine çarpan etkisi olmuştur ama zarar olarak olmuştur, piyasaya zarar vermiştir. Aldığımız zararla bu işi kapatırız. Olaya yetkililerin bence bu çerçeveden bakması lazımdır. Tabii olayın ekonomomize koyacağı katkı hiç yadsınamaz, o farklı bir boyut . Ama buradaki değerlendirme, ihalelerin Ankara'dan çıkmasına onay veren bizim yetkililerimiz ve bunu talep eden Ankara'daki yetkililerinin ikisinin de bakış açısı bu temeldedir. Ve bu nedenden dolayı bunu tercih etmektedirler. Bunun Müteahhitler Birliği veya diğer sivil toplum örgütleri ile tartışılması gerektiği görüşündeyim. Bu açıkça tartışılmalıdır ve bunun neticesinin bunun bir devlet politikasına dönüştürülmesi gerekir. Çünkü bu olay çok uzun zamandır tartışılıyor. Zaman zaman külleniyor, zaman zaman alevleniyor. Ama 20 yıla yakın bir süredir neticeye varmıyor. Bugün yine gündemde. Hatırlıyorum, Et kombinasının ihalesi çıkmıştı. Sanıyorum 1997 ya da 1998 yılındaydı. Sayın İrsen Küçük o dönemde Tarım Bakanıydı. Onun da ihalesi Ankara'dan çıksın dendiydi. Biz o zaman da kazan kaldırmıştık. Girne-Lefkoşa yolu da Ankara'dan ihale edilsin denmilmişti. Nitekim o dönemde büyük mücadeleler sonrasında onu buraya çevirmiştik. Ve o işi Kıbrıslı Türk Müteahhitlerimiz yaptı. İşte kullanılıyor. Yani Kıbrıs Türk müteahhidi bu işleri yapabilir.

Soru: Olayın bir başka boyutu da yok mu? Yani bu kadar çok tesis olması?

Cafer Gürcafer: Evet, olayın bir diğer boyutu ise yanlış politikalar neticesinde araç parkı bakımından çok ciddi bir handikapla karşı karşıyayız. Bugün Rum tarafında 2000 civarında kayıtlı müteahhit var, 4 tane de asfalt tesisi var. Bizde onun beşte biri kadar Müteahhit var ama 12 tane de asfalt tesisi var. Rum tarafında 14-15 beton civarında beton santralı var, bizde 40'ın üzerinde beton santralı var. Bunlar bizim ekonomik politikalarımızın yetersizliği ve uzun süreli olmaması ve popülist olmasından kaykanlandı malesef. Dolayısıyla olaya bir bütünlük içerisinde bakmak lazım yani bu kadar tesisi beslemek ve iş imkanı yaratmak kolay değil. Bu kadar tesise iş imkanı yaratabilmek de kolay değil. Bunu nasıl azaltabiliriz ve nasıl bu sektörü sürdürülebilir bir hale dönüştürebilirizin hesabını yapmamız lazım. Bir dönem müteahhitler birliği olarak komşu ülkelerde iş yapabilir miyiz yaklaşımı içerisine girmiştik. Türki devletleri içerisindeki inşaat deviniminden, pastasından bir pay alabilir miyiz arayışı içerisine girmiştik. Ve o dönemde biz yetkililerle görüştük dedik ki " bu tesislerin bir kısmını yurt dışına çıkması konusunda teşviklendirelim. Yani, atıl durumda kalan makine parkımızı, makine gücümüzü müteahhitlik hizmeti ihracatına yönelik yurt dışına çıkaralım. Fazla birşey istemedik. Bugün Türkiye'nin komşu ülkelerde 70-80 milyar dolar gibi bir payı vardır. Türkiye'de yurt dışında faaliyet gösteren müteahhitlere yönelik teşvikler vardır. Örneğin ofis maliyetlerini, telefon ücretlerini karşılamak gibi bir takım uygulamalar vardır. Biz belli başlı ülkelerde, örneğin bir Azerbaycan'da o zemini bulduk. Oralarda iyice araştırmalar yaptık. Türkmenistan'a bir kısım müteahhidimiz gitti girmek istediler, oralarda iş yapmak istediler. Buralara dönük çalışmalar yapılması lazım, bir devlet politikası çerçevesinde çalışmalar yapmak lazım ve bu makinelerin bir kısmını müteahhitlerimizin bir kısmını yurt dışında iş yapma konusunda cesaretlendirmemiz, destek vermemiz lazım. Bu ciddi bir gelir olur hem ülkemiz hem de müteahhitlerimiz için. Diğer taraftan da bunu azaltırken tekrardan dengesiz büyümesi engelleyecek bir takım önlemler almak lazım. Yani bugün eğer bu ülkede siz beton santralı kurulmasını bir ciddi fizibiliteye bağlı tutmazsanız ve her isteyen istediği gibi gidip beton santralı kurarsa bu sektör batacaktır. Ya da asfalt tesisleri ile ilgili de siz bir kısıtlama, sınırlama getirmezseniz bu sektör de batacaktır. Bu ekonomik planlamayla ilgili bir olaydır. Bu konuda biz neler yapılması gerektiğini çok defa söyleyip yazdık. Bunun bu noktaya geleceği konusunda da uyarılarda da bulunduk. Ama malesef gerekli önlemler alınmadı.

Soru: Sorunu masaya yatırmaktan kastınız nedir?

Cafer Gürcafer: Biraz önce söylediğim bu sorunu masaya yatırmaktan kastım olayı bütünlüklü olarak masaya yatırmaktır. Yanlızca Ankara'da açılan ihaleleri buraya çevirelim, ihaleler burada olsun değil. Sektörün beslenme sıkıntısını ortadan kaldıracak, ekonomiye katkısının devamlılığını sağlayacak sürdülebilir bir sektöre dönüşümünü sağlayacak önlemlerin ve düzenlemelerin yapılması lazımdır. Dolayısıyla bu ihaleleri de bu sorunlarla bilikte masaya yatırarak çözmek gerekir. Aksi takdirde bu sorun çözülmese siz Ankara'daki bütün ihaleleri durdursanız da bu sorun devam edecektir. Çağdaş bir ihale yasasının süratle hazırlanıp geçirilmesi lazım. İhale tüzüğümüz bizim çok demode olmuş günün koşullarına uygun olmayan bir tüzüktür. İşler bir tüzükle gitmektedir, ihale yasası bile yoktur ülkemizde. Bir tüzük vardır, gelen birşey ekler giden birşey çıkarır. Neticede her gün yeni yeni kurallarla karşı karşıya kalınır. İhale yasasının olmamış olması müteahhitleri büyük bir şaibe altında bırakıyor. Neden? Çünkü yasanın müteahhiti korumadığı noktada müteahhit kendi kendini koruma arayışı içine girer. Bu da sanki müteahhitler anlaşıyor, ihaleye fesat karıştırıyor ve devleti kazıklıyor gibi algılanıyor. Halbuki bu böyle değildir.Varolma mücadelesi, yaşayabilme mücadelesi , batmama mücadelesidir yapılan.Ama Devlet olarak siz o sektörü koruyan Amerikayı yeniden keşfetmeye gerek yok. Dünyada örnekleri var. İşte Avrupa'daki ihale yasası. Veya Türkiye yeni yeni o sisteme geçmek üzere. Siz eğer sektörü, vatandaşınızın oluşturduğu o sektörü koruyan yasayı oluşturursanız o zaman da bu tür arayışlar ortadan kalkar. Çünkü, "devletim beni koruyor" der o zaman.
Ben bu vesile ile ben bütün bu sorunların masaya yatırılması ve bütün bu sorunlara bütünlüklü bir çözüm bulunması gerektiği kanaatindeyim. Bunun içerisinde ihale yasası var , ihalelerin Kıbrıs'ta açlması var, bunun içerisinde müteahhitlerin zamanında ödenmesi var, bunun içerisinde müteahhitlerin yurt dışında müteahhitlik hizmeti vermeleri, müteahhitlik ihracatı yapılması var, bunun için de teşviklerin yeniden gözden geçirilmesi lazım. Ülkeye ve verimliliğe katkı koyan onu esas alan teşviklendirmelerin gündeme gelmesi lazım. Yurt dışındaki temsilciliklere bu çerçevede ekonomik misyon ve sorumululular yüklenmesi lazım. Olaya bu çerçevede bakılmas lazım. Aksi takdirde bu tartışmalar zaman zaman küllenecek, zaman zaman alevlenecek ama bir arpa boyu yol kat edilmeyecek.Nitekim geçmişten günümüze kadar ben bu filmi çok gördüm. Bu tartışmalar çok oldu. Kaç defa bu nedenden dolayı eylem yaptık ama her birkaç yılda ayni gerekçelerle bu sorun önümüze çıktı. Bugün yine önümüzdedir. Beklentim yetkililer olayı bir bütünlük içerisinde değerlendirerek sorununu kökünden çözmesidir.

Ekonominin Sesi

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.