EKONOMİ & FİNANS
okuma süresi: 18 dak.

Yorucu: TC-KKTC ekonomik protokolü uygulanmalı

Yorucu: TC-KKTC ekonomik protokolü uygulanmalı

Doğu Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Doç Dr. Vedat Yorucu Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında imzalanan ekonomik işbirliği protokolünün uygulanması gerektiği yönünde görüş ortaya koydu. Doç Dr. Yorucu," Bu protokolü ön yargı ile bakarak toptan reddetmek ekonomik akılla örtüşmemektedir. Başta Ankara düşmanlığı yaparak sendikaların kışkırtıcı yaklaşımlarının arkasına sarılarak ekonomimimizin kurtulacağını düşünüyorak büyük bir yanılsama içerisine girmişiz demektir" dedi.

Yayın Tarihi: 11/06/10 09:00
okuma süresi: 18 dak.
Yorucu: TC-KKTC ekonomik protokolü uygulanmalı
A- A A+

KİT'lerin devletsizleştirilmesi görüşünü ortaya koyan Doç. Dr. Yorucu, "Bir kere görev zararı veren ve kamuya ağır yük oluşturan KİT'leri devletsizleştirmek hükümetin öncelikli konusu olmalıdır. Görev zararı veren KTHY, KIBTEK, BRTK, DAÜ ve benzer kamu kurum ve kuruluşlarında devlet artık denetleyici fonksiyon üstlenmeli, bu kurumların bir kısmını tümden özelleştirmeli, bir kısmının da işletmesini özel sektöre devretmelidir. Yıllarca görev zararı vermesine rağmen bu kurumlara aşırı istihdam yapılarak üretkenlik kaybedilmiştir" ifadelerini kullandı.

Ekonominin Sesi'nin sorularını yanıtlayan Vedat Yorucu, yeni ticaret yaratma etksinin Kıbrıs Türk ekonomisinin kurtuluşu için fırsat olabileceğinin de altını çizerek, KTHY'nin Ercan ve Geçitkale Havalimanları ile ayni paket içerisinde devletsizleştirilebileceklerini anlattı.

Yorucu, kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınmasının ekonomik sorunların aşılmasında önemine işaret ederek, "hükümetin "iş gücü planlama örgütü" kurması, ( Labour Planning Organisations) genel bir iş gücü envanter sayımı yapılması, yaş gruplarına cinsiyet gruplarına, meslek gruplarına ve gelir gruplarına göre derinlemesine yapılacak araştırmada çıkacak sonuca göre sektörel asgari ücret hesaplamasının da yapılarak hem işverenlerin hem de nitelikli emekçinin haklarını koruyacak asgari ücret düzenlemesinin yapılması elzemdir" diye konuştu.

İşte Doç. Dr. Yorucu'ya sorulan sorular ve verdiği yanıtlar.

Soru: Ekonominin genel durumu nasıl?

Doç Dr.Vedat Yorucu: 2008 yılı ile 2009 karşılaştırıldığında özellikle cari transferler kalemi, bunun içerisinde personel giderleri, artış göstermiştir. 2008'de cari transferler 945 milyon TL iken, bu rakam 2009'da 1,173 milyon TL'ye yükseldi. Bu rakamlar Gayri Safhi Yurt Dışı hasılaya oran olarak bakıldığında 2008'de yüzde 18 iken 2009'da yüzde 22.60'a yükseldi. Personel giderlerinin Gayri safhi yurt dışı hasılaya oranı yüzde 18'den yüzde 19.5'a yükseldi. 2010 yılında henüz kesinleşmiş veriler elimize ulaşmamış olmasına rağmen, cari transferler kaleminin daha da artacağını söyleyebiliriz. Bunun nedeni ise emeklilik mevzuatında yapılması öngörülen değişikliklerin kamu çalışanları üzerinde yarattığı olumsuz beklentilerin, (emekli maaşlarından vergi alınacağı endişesi gibi) kamuda çalışanların emeklilik müracaatlarını ilk üç ayda geçmiş yıllara göre bayağı yükseltmesidir. Edindiğimiz biligilere göre sayıları 400 civarında olan emekli müracaatının devletin cari transferler kalemine getireceği yük yadsınamayacak boyutta olacaktır.

Bir öngörüde bulunmak gerekecek olursa cari transferlerin gayri safhi yurt dışı harcamalara oranı yüzde 22.6'dan, yüzde 28-30'lara yükselebilecektir.
Bu da kamu maliyesinin finansman ihtiyacını yükseltecektir. Durumun ciddileşmesi halinde Türkiye Cumhuriyeti finansmanlarına duyulacak ihtiyaç artacak, Türkiye Cumhuriyeti kaynaklarına daha bağımlı bir ekonomik yapı haline geleceğiz. Oysa küçük ada ekonomisi özelliği olan KKTC'nin kendi kendine yetebilen, kendi ayakları üzerinde durabilen ve güney ekonomisiyle hızlı yakınsama içerisine girebileceği bir kalkınma modelini çoktan oluşturması gerekiyordu. Sermaye giderleri 2008 yılında 215 milyon TL iken, 2009 yılında 144 milyon TL'ye gerilemiştir. Sermaye giderlerinin Gayri Safhi Yurt Dışı Hasılaya oranı yüzde 4.2'den yüzde 2.77'ye gerilemiştir. Artan bütçe açığı, duyulan fazla finansman ihtiyacı, sermaye giderlerini 2010 yılı içerisinde daha da düşürecektir. Bu da hastahanelere daha az ilaç, okullara daha az kitap ve daha az yatırım anlamı taşımaktadır.

KİT'LER DEVLETSİZLEŞTİRİLMELİ
Soru: Hükümet ne yapmalı?

Doç Dr.Vedat Yorucu: Bir kere görev zararı veren ve kamuya ağır yük oluşturan KİT'leri devletsizleştirmek hükümetin öncelikli konusu olmalıdır. Görev zararı veren KTHY, KIBTEK, BRTK, DAÜ ve benzer kamu kurum ve kuruluşlarında devlet artık denetleyici fonksiyon üstlenmeli, bu kurumların bir kısmını tümden özelleştirmeli, bir kısmının da işletmesini özel sektöre devretmelidir. Yıllarca görev zararı vermesine rağmen bu kurumlara aşırı istihdam yapılarak üretkenlik kaybedilmiştir. Rekabet edemeyen, düşük verimlilikle çalışan bu kurumlar bu şekilde devam edemeyeceği gibi artan rekabet koşulları içerisinde teker teker iflas eder duruma geleceklerdir. Bunlar içerisinde DAÜ, çalışanlarının özverileri neticesinde yüzdürülmeye çalışılıyorsa da, o daha özerk bir yönetim anlayışıyla özelleştirme dışında tutulmalıdır. Ancak BRT gibi büyük görev zararı veren ve 750'nin üzerinde çalışanı bulunan kurumun ayda üç milyon TL'nin üzerinde kaynak aldığı dikkate alınırsa, TRT ile işbirliğine gidilerek özelleştirilmesi kaçınılmazdır. KTHY'yi günün koşullarına uygun olarak daha üretken bir yapıya getirebilmek için işletmesini THY ile işbirliğine giderek Ercan Havalimanının ve Geçitkale Havalimanının ayni pakete dahil edilerek tümünün özel sektör işletmesine devredilmesi ve havaalanı işletmeciliğinin de daha ticari bir yapıya büründürülerek yaratılacak yeni bir ticaret alanıyla KTHY çalışanlarının iş gücü mobilitesi imkanları sağlanarak özelleştirme şartnamesine dahil edilmesi işletmenin bedavaya gitmesini önleyecek, çalışanların da iş kayıplarını büyük ölçüde gidermeye çalışacaktır. Buna benzer örnekler diğer kamu kurum ve kuruluşlar için de projelendirilebilir.

Şimdiki UBP azınlık hükümetinin proje üretme konusunda yeterli deneyime sahip olmadığı ve bu projeleri üretecek nitelikli kadrolara ihtiyaç duyduğu, KTHY için öngörülen kurtarma operasyonunda komitenin sadece 5 bakana bırakılmasından anlaşılmaktadır. Bu durum TC yetkilileri önünde KKTC hükümetinin yetersiz oluşunu teyid eder niteliktedir. Gelinen aşamada radikal kararların alınmaması halinde hükümetin kamu maliyesini düze çıkarma ihtimali yoktur.

Bir ikinci alınması gereken acil tedbir ise kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınarak kayıt altına alınacak olan her gelirin vergilendirilmesidir. Bu zaruridir. Ekonominin küçüldüğü iddiaları yapılırken, 5.5 Milyar TL'den 6.2 Milyar TL'ye ulaşan toplam para arzı KKTC'de hiç de ekonomik bunalım görüntüsü vermemektedir.

Bu gerçekten yola çıkarak büyük bir kayıt dışı ekonomik faaliyetin varlığından söz etmemiz gerekmektedir.

Üçüncü alınması gereken tedbir de uluslararası finans piyasalarında gelişen konjonktürel dalgalanmalar dolayısıyla kurlardaki oynaklık, dalgalanma AB içerisindeki bazı üye devletlerin (Yunanistan, Portekiz, İspanya ve İrlanda vb.) aşırı borç yükleri neticesinde AB ekonomisine dert olmaktadır. AB Merkez Bankası kaynakları kullandırılarak bu ülke ekonomilerine müdahale edilmeye çalışılırken, Euro başta ABD doları karşında ve diğer para birimleri karşısında değer kaybetmektedir. Bu gelişmeye bağlı olarak Güney Kıbrıs ekonomisinin de Euro kullandığını dikkate alacak olursak, Kuzey Kıbrıs'ta gelir elde edip Euro'nun düşük kurundan yararlanmak isteyen Kıbrıslı Türk tüketiciler, Güney'den alış veriş yapmayı tercih edeceklerdir. Böylelikle dolar karşısında yüzde 14 civarında değer kaybeden Euro'nun güçlü TL karşısında da direnme gücü pek kalmamıştır. Başta dayanıksız tüketim malları olmak üzere, salon araçlarla taşınabilir dayanıklı tüketim malları da Kıbrıslı Türkler için alış verişte yüzde 15 daha ucuz olacak ve alış veriş için Güney cazibe merkezi olacaktır.

Kısacası ticaret güneye kaymış olacaktır. Bu durum KKTC Maliyesinin vergi gelirlerinin düşmesine neden olacaktır. Kurda yaşanan gelişmelere paralel olarak Kuzey Kıbrıs piyasasında ayni rekabet ortamını devam ettirebilmek için KKTC hükümetinin stopaj vergisi uygulamasını kaldırması ve KDV oranlarında indirime gitmesi zaruri hale gelmiştir. Hükümet kurma ve makam elde etme kavgası bir tarafa bırakılmadığı sürece alınması gereken radikal tedbirler gecikecek, ekonomi Güney'e kaydıktan sonra da alınacak olan tedbirler etkisini gösteremeyecektir. Maliye Bakanımız kaybedilen bu günleri belki bir gün mumla arayacak ama bulamayacaktır.

YATIRIM VE KÜÇÜK ÖLÇEKLİ İŞLETMELER DESTEKLENMELİDİR. İŞ GÜCÜ PLANLAMASI YAPILMALIDIR

Soru: Reel sektör için ne yapılmalı?

Doç Dr.Vedat Yorucu: Reel sektörün önünü açacak başta yatırım ve küçük ölçekli işletmelerin desteklenebilmesi için bir iş gücü planlamasına ihtiyaç vardır. Bundan böyle devletin iş gücü piyasasının ihtiyacı olan iş gücü ihtiyacının yetiştirebilmesi için beşeri sermaye yatırımına gitmesi, özellikle ara eleman yetiştirme konusunda girişim yapması lazım. Bunu da yapabilmesi için DPÖ gibi "İş gücü planlama örgütü" kurması, ( Labour Planning Organisations) genel bir iş gücü envanter sayımı yapılması, yaş gruplarına cinsiyet gruplarına, meslek gruplarına ve gelir gruplarına göre derinlemesine yapılacak araştırmada çıkacak sonuca göre sektörel asgari ücret hesaplamasının da yapılarak hem işverenlerin hem de nitelikli emekçinin haklarını koruyacak asgari ücret düzenlemesinin yapılması elzemdir. Bunu başarabilmek için hükümetin hem işveren temsilcisi sendikalarla, hem de özel sektörü temsil eden odalar ve derneklerle diyalog külltürü geliştirip ortak işbirliği yapması gerekmektedir. Örneğin 5 yıldızlı otellerin Casino çevresinde çalışan toplam kişi sayısı 2008 yılı itibarıyla 3600 iken, 2010 yılı Mayıs sonu itibarıyla 5 binin üzerindedir. Çalışanların uyruklarına göre yapılan gruplandırmada yüzde 95'inin KKTC vatandaşı olmadığı tespit edilmiştir. Hatta bu yüzde 95 içerisinde büyük çoğunluğun da TC vatandaşı dahi olmayan 3'üncü dünya vatandaşları oldukları (Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan gibi) tespit edilmiştir. Reel sektörün önünü açacak diğer bir açılım da küçük esnaf ve zanaatkara sağlanacak faizsiz ve uzun vadeli kredi imkanlarıdır. Devlete geçmişte vergi borcu, elektrik borcu ve diğer sosyal güvenlik fonlarına olan ödenmemiş taksitler öne sürülerek birçok küçük esnaf ve zanaatkarın mevcut kredi imkanlarından yararlandırılması engellenmektedir. Buna derhal son verilmesi ve düşük sermayeli küçük esnaf ve zanatkarın katma değeri yüksek sanayi üretimi yapabilmesinin, tarım sektörünü turizmin ve eğitim sektörlerinin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde desteklenmesi reel sektöre büyük yarar getirecektir.

Potansiyel arz eden sektörlerin serbestleştirilerek önünün açılması ve bunların kamu kaynaklarıyla desteklenmek suretiyle rekabet güçlerinin artırılması şarttır. Bu kurumlar için girdi maliyetlerinin (enerji ve ulaştırma) devlet finansmanıyla desteklenmesi ve Türkiye ile yapılan ticarette gümrüklerden kaynaklanan maliyetlerinin düşürülmesine yönelik tedbirlerin alınması da reel sektörün önünü açabilecektir. Bunlar da ayni zamanda TC ile KKTC hükümetlerinin imzalamış olduğu 5 Ocak 2010 tarihinde resmi gazetede yayınlanan protokolde öngörülenlerle uyum arz eden görüşlerdir.

TC-KKTC EKONOMİK PROTOKOLÜNE ÖN YARGI İLE YAKLAŞILMAMALI
Bundan dolayıdır ki, ekonomik aklın öne çıktığı, bu ekonomik tedbirler manzumesi Kıbrıs Türk ekonomisinin kurtuluşu için olumludur. Bu protokolü ön yargı ile bakarak toptan reddetmek ekonomik akılla örtüşmemektedir. Başta Ankara düşmanlığı yaparak sendikaların kışkırtıcı yaklaşımlarının arkasına sarılarak ekonomimimizin kurtulacağını düşünüyorak büyük bir yanılsama içerisine girmişiz demektir. Birçok sendikanın üyelerinden topladığı aidatların bankalarda büyük mevduat haline geldiği ve buna faiz gelirleri de eklendiğinde sendikaların bütçelerinin konut yapımı dahil büyük projelere başlamaya yetecek seviyeye gelmesi bazı sendika yöneticilerinin de sendika yönetimlerine yapışmasına neden olmakta ve bunun sonucunda elde ettikleri parasal gücü yönetme kabiliyetlerini başkalarıyla paylaşmama bencilliğini üzülerek izlemekteyim. Bu durumda sendikaların içerisinde bazı grupların çeteleşmesinin ve bu çetelere karşı başkaldıranların bastırılarak cezalandırılma basiretsiliğinin izlerini koklamaktayım. Sürekli grev tehditleri yaparak, Türkiye karşıtlığı, hükümet karşıtlığı ve hep bana yaklaşımlarıyla aslında hem kendi emekçilerinin, hem de geleceğin mirasçısı olan Kıbrıs Türk gençliğininin geleceğini tüketmektedirler. Kıbrıs Türk ekonomisi sorgulanırken, KKTC'de faaliyet gösteren sendikaların ekonomilerinin de sorgulanması ve sendika yöneticilerinin, sendika bütçelerini hangi amaçlarla ve ne şekilde kullandıklarını Sayıştay denetimine açarak hesap verebilirlik prensibiyle çalışmaları sağlanmalıdır. Aksi takdirde ekonomik kurtuluşu sadece TC kaynaklarından gelecek paraya bırakmak aslında çöküşümüzün sonu olacaktır.

RADİKAL KARARLAR ALACAK GÜÇLÜ SİYASİ İRADEYE GEREKSİNİM VAR

Soru: Azınlık hükümeti ile bu ülke ekonomisi düze çıkabilir mi?

Doç Dr.Vedat Yorucu: Pek mümkün değil çünkü bu tür radikal kararları alabilecek, sendikalarla diyalog içerisinde bunları yürürlüğe koyacak güçlü bir hükümet modeline ihtiyaç vardır. Oysa mecliste sadece 2 büyük partinin grubu bulunmaktadır. Böylesi radikal kararların alınabilmesi için imzalanan protokolü önce kamuoyunda tartıştırıp, 2011 yılının birinci çeyreğinden itibaren yeni bir erken milletvekili seçimine gidilerek Kıbrıs Türk halkından yetki istenmeldir.

Halkımızın öncelikli gündemi olan ekonomi konusunda siyasi partilerin programlarını yenilemeleri, kendi kadroları içerisinde de yenileşerek halktan bu sıkı tedbirleri uygulayabilmek için sandıktan yetki istemeleri gereklidir. Bu ne azınlık hükümeti ile olacak bir iştir, ne de azınlık hükümetine yama olabilecek 3-4 milletvekili, bir ya da birkaç siyasi parti ile mümkün olabilir. Radikal kararların alınabilmesi için mutlak suretle kitlesel desteğe ihtiyaç vardır.

Soru: Yeni bir terminoloji kullandığınızı fark ettim. Neden böyle devletsizleştirme gibi tanımlamalara gerek duydunuz?

Doç Dr.Vedat Yorucu: Ben ekonomik gelişme konusunda Doçentlik sınavımı TC Yüksek Öğretim Kurumunda verdim. Sorulan sorulardan bir tanesi de buydu. Yeni Ticaret yaratma etksinin Kıbrıs Türk ekonomisinin kurtuluşu için hangi alanlarda olabileceği konusuyla ilişkiliydi. Bunun için verdiğim cevaplardan bir tanesi havaalanı işletmelerinin, liman işletmeleri konusunda uzmanlaşmış yabancı sermayeye açılmasıydı. Az önce yukarıda KTHY'nin ayni paket içerisinde Ercan ve Geçitkale Havalimanı ile ortak portföy içerisinde işletmesinin devletsizleştirilmesini öngörmüştüm. Böyelikle havalimanlarının yeni ticaret alanı yaratacak olması mevcut iş gücü fazlası olan KTHY'de iş gücü mobilitesinin, iş gücü ihtiyacı duyulan ve özel sektör tarafından ayni özlük hakları dikkate alınarak havalimanlarında istihdam ettirilmek suretiyle işsiz kalmalarının önlenmesi ulusal varlığımız olan KTHY'nin de bedavaya birilerine peşkeş çekilmesinin önüne geçilmesi önlenmiş olacaktır. Yeni ticaret alanı yaratma örneği Lokmacı kapısının açılması için de örnek verilebilir. Sadece Lokmacı kapısının açılması tek başına yeni bir ticaret alanı yaratmamıştır. Bölgede yapılan AB-UNDP ve TC fon destekli iyileştirme projelerinin tamamlanması, Arabahmet ve Samanbahçe yerleşim birimlerinin restorasyonu ve Lokmacı kapısının bir mil çapındaki tarihi mirasın korunarak bu bölgenin ve çevresinin daha yaşanabilir, daha çağdaş, daha çevre dostu yaşam alanları olarak düzenlenmesi bu çember içerisindeki tüm iş yerlerinin kendi imkanlarıyla iş yerlerinde iyileştirme yatırımlarına gitmiş olmaları, mağazalarında ürün çeşitlerini artırmış olmaları ve istihadamlarını artırmış olmaları Lokmacı- Ledra kapısı ile bütünleşince bölgede yeni ticaret yaratma etkisi doğrumuştur. DAÜ'de yapılan bir araştırmaya göre kapının açılışından, 2008 Nisanından bu yana geçen bir yıllık süre içerisinde, bölgeye 43 milyon Euro'luk bir para akışı oldu. Sadece Güney'den gelen Kıbrıslı Rum ve Yabancı turistlerin harcamasının 43 milyon Euro olduğu hesaplanmıştır. Kıbrıslı Türklerin bölgede yaptığı harcamalar, iş yeri sahiplerinin yaptığı yatırımlar ve yaratılan istihdamın katma değeri de hesaba katıldığında bölgede yaratılan ticaretin genel ekonomiye katkısı yıllık 100 milyon Euro'nun üzerindedir. Dolayısıyla devletsizleştirmeden öngördüğümüz, görev zararı veren kurumların gerekirse tümünün gerekirse bazı bölümlerinin (KIBTEK örneğinde üretimi değil dağıtımı) özel sektör işletmesine devredilmesi ekonomi için kayıp değil kazançtır.

Ekonominin Sesi

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.