EKONOMİ & FİNANS
okuma süresi: 21 dak.

Yalçın uyardı: Bu şekilde devam edemez

Yalçın:"Sorunlar toplumsal uzlaşı sağlanarak aşılabilir"

İşadamları Derneği Başkanı Metin Yalçın, son dönemde yaşananlardan tüm kesimlerin ders çıkarması gerektiğinin altını çizdi. Metin Yalçın, "Eğer zihniyetimizde bir değişiklik yapamazsak bu yaşananlar, önümüzdeki dönemde de hep birbirini tekrar edecektir. Bu sadece siyasi yönetim şekli ile ilgili bir şey değildir. Yıllardır yürütülen siyaset anlayışının yarattığı yanlış alışkanlıklardan kaynaklanmaktadır ve sendikacıdan iş dünyasına, tarımcıdan esnafa tüm kesimlerin kolektif sorunudur" dedi. Yalçın sorunların aşılabilmesi için tüm kesimlerin bir araya gelmesi çağrısı da yaptı.<BR>

Yayın Tarihi: 02/07/10 11:09
okuma süresi: 21 dak.
Yalçın:"Sorunlar toplumsal uzlaşı sağlanarak aşılabilir"
A- A A+
Metin Yalçın bu konuda politikacılara görev düştüğüne işaret ederek, "Bu kadar olay yaşandıktan ve kriz tüm ekonomiyi etkisi altına aldıktan sonra artık politikacılarımızın da sistemin yanlışlığını görmüş olmaları gerekir" dedi ve şunları ekledi:

Acaba ne zaman bir siyasal yönetici ortaya çıkıp cesaretle halkına şöyle seslenebilecektir ; "ey işadamım, ey sendikacım, ey esnafım ve ey vatandaşlarım, durumumuzun bilançosu bu, elimizdeki pasta bu kadar, ancak bu kadar gelirimiz var ve ancak şu kadarını harcayabiliriz.. Gördüğünüz gibi yeterli değil, gelirin artması şart.. Gelin bu pastayı birlikte büyütelim, bu mümkündür, gereken büyüklüğü yakalayıncaya kadar hepimizin şu kadar özveride bulunması gerekecek, bu sürenin sonunda hepimizin bu günkünden daha yüksek bir gelire, daha demokratik ve şeffaf , kendi kendine yeten bir düzene sahip olacağız..Bu amaçla projemiz şudur, şu zamanda şu adımları atmamız gerekecek.. "

İŞAD Başkanı Yalçın, "Bu projeyi hangi politikacımız yapacak ve samimiyetle bu projesini halkıyla paylaşacak..?" diye de sordu.

Yalçın Ekonominin Sesi'nin son gelişmelerle ilgili sorularını yanıtladı.

İşte Yalçın'a sorulan sorular ve verdiği yanıtların tümü:

Soru: Ekonomideki gidişatı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Metin Yalçın: Yıllardır ekonomideki durumu değerlendirdiğimiz her konuşmamızda hep ayni şeyleri söyleriz. Değişen hiçbir şey yok. Ekonominin Sesi ile yaptığımız bir önceki röportajda neler söylemişsem bugün de geçerlidir.

1989'da derneğimiz kurulduğunda ülkemiz ekonomisiyle ilgili ilk bildirimizin üç maddesini, başkanlığı devraldığım 2007 yıl başı mesajımızda, aynen yayınlamış ve geçen yirmi yılda sorunların hep aynı kalmasını eleştirmiştik. Bu maddeler ülkemizdeki ekonomik durum ve iş hayatının ihtiyaçlarıyla ilgiliydi. Bugün de değişen bir şey yok.

Bugün de ilave edeceğimiz çok bir şey yok. Hala ayni yapıyla idare ediyoruz. Siyasette de öyle. Herhangi bir değişiklik yok. Ekonominin beklemekte olduğu yasalar var. Onlar yıllardır çıkartılmadı. 2009'dan bu yana üç seçim yaşadık. Bu durumda nasıl çıkartılsın ki? Seçimlerle heba edilmiş bir dönem yaşadık. Sıkıntılar da ayni şekilde devam ediyor. Üstelik, sıkıntılarda azalma yok, artma var. Kendi yapımızı düzeltmememiz nedeniyle, daha bir sürü sıkıntı da olanların üzerine bindi. Sonuç şu; eğer siz ülkenizi yatırım yapılabilecek şeffaf, istikrar içinde sistematik olarak çalışan bir yapıya kavuşturamazsınız o zaman ne kendi insanınız ne de yabancı yatırımcıdan bir şey bekleyemezsiniz. Gelenler de ancak devletten alacakları teşviklere dayalı spekülatif kazanç peşinde olanlar olurlar..

Umudumuz yeni hükümetteydi. Ama yaşananlarla yıpranmaya başladı. Bu hükümet ekonominin çok önemli olduğunu söyleyerek iş başına geldi. Daha ekonomiye bakamadan başka şeylerle uğraşmaya başladılar. Beklentimiz, en azından ilk yıl meclise gönderdikleri yasaların peşine düşüp onları hayata geçirirler ve tam anlamıyla ekonomiye dönerler, ekonomiyle daha çok ilgilenirler. Önlerinde üç, üç buçuk yılları var. Bu zaman zarfında yapabilecekleri çok şey var. Dilerim yaşananlar kendilerini yormamıştır.

Soru: 2009 ve sonrasında yaşanan gelişmeleri yorumladığınızda nasıl bir fotoğraf görüyorsunuz?

Metin Yalçın: Eğer zihniyette bir değişiklik yapamazsanız bu yaşananlar, kısa dönemde yaşamış olduklarımız hep bir birini tekrar edecektir. Bu sadece siyasi yaklaşımın yönetim zihniyeti ile ilgili bir şey değil. Sendikacılar açısından da iş dünyası açısından da ülkedeki tüm kesimler açısından da söylüyorum bunu..

Örneğin, Kıbrıs Türk Hava Yolları konusunda son zamanlarda yaşananlar örnek olmuştur. Havacılık sektörü siyasetten özellikle sakınılması gereken çok hassas bir sektördür. Yaşanan rekabetin de etkisiyle burada kriz erken patlak verdi. Siz böyle bir sektörde yönetimi siyasi kaygılara dayalı bir anlayışla oluşturursanız zaten başka bir sonuç alamazsınız. Nitekim de bu konuda ne yaşanması gerekiyorsa o yaşandı. Dünya bir kriz yaşıyor. Rekabet çok fazla. Rekabeti artık sadece kendi ülkeniz içerisinde yaşamıyorsunuz.. Bütün dünya sizin rakibiniz. Havacılık sektöründe, ki bu çok hassas bir sektör, şirketler ayakta kalabilmek ve varlıklarını sürdürebilmek için çok büyük çaba sarf ediyorlar. Dış etkiye hassas bir sektör olduğunu yaşayarak gördük.. Körfez krizinden etkilendi. Irak savaşından etkilendi, 11 Eylül en büyük darbeyi vurdu, geçtiğimiz yıl domuz gribi dahi bu sektörü etkiledi.. Tabii ki küresel ekonomik krizden de olumsuz etkilendi. Bütün bunları üst üste koyduğunuzda, havacılık sektöründe ayakta kalmanın koşulu global ortaklıklara giderek sağlanabiliyor günümüzde.. Biz KTHY' de global ortağımızı gönderdik, sözde bayrak taşıma adına şirketi millileştirdik.. Peki sonrasında gereğini yapabildik mi? Bu sadece bir ortaklık sorunu olarak da algılanmamalı, bu bir yönetim becerisi işidir. Bayrak taşımak sadece devlete mahsus bir şey midir? Ben bir işadamı olarak yurt dışına çıktığımda ülkemi savunmuyor muyum? İş insanlarımız ülkemizin bayrağı ile dolaşmıyor mu? Attıkları her adımda katıldıkları her uluslararası toplantılarda ülkelerini savunmuyorlar mı? KTHY içinde yerel ortakları da olan özel bir hava yolu şirketi olsaydı yabancı bayrakla mı uçacaktı? "Bayrak taşıyıcı" gibi hamasi yaklaşımlar doğru değildir. Şirketin yeniden yapılanma ihtiyacı yıllardır ortadaydı, görülmek istenmedi.. Bakın şirketi, KTHY'yi devralırken, bize açık ve seçik bir şekilde "bakın devralıyorsunuz, ama sakın bir daha bize gelmeyin" denmemiş miydi? O devir teslimin yapıldığı gün, görevde olan yönetici arkadaşlara da söylemiştik. "Buraya siyaseti sokmayın, burayı devlet olarak yönetmeye kalkmayın . Profesyonel kadrolara verin" dedik, bu şekilde siyasetten bağımsız bir şekilde yönetilsin istedik. Bu şirket daha önce Kıbrıslı Türk yöneticiler tarafından da karlı şekilde yönetilmedi mi? Ama olamadı. Yeniden yapılanma için bir fırsat daha tanındı.
Biz onu da teptik. O projeyi de uygulayamadık. Ve iş bu noktalara geldi.
Dilerim bu yaşananlar ders olsun. Ve bir daha tekrarlanmasın.

Bu yaşananlar sadece yöneticilerin ve siyasilerin kabahati miydi? Sendika bu konuda suçsuz mu? Sendikacılık bu şekilde mi yapılmalıydı? Hava-Sen, politikacı popülist amaçlarla istihdam yaptığında onları üye yazmanın dışında ne yapmıştır? Bu konuda bir itirazı oldu mu? Sadece kendi üyelerinin çıkarlarından öte kendilerinin başka bir adımı oldu mu? Eğer verdikleri hizmet kalitesi yüksek olsaydı, rekabet başladığında müşterileri rakiplerine gider miydi?

Bunları sadece Hava-Sen için değil, ülkemizdeki sendikacılık anlayışının yanlışlığını vurgulamak için söylüyorum. Dünyada artık sendikacılık böyle yapılmıyor. Dünyada sendikacılık artık en az işveren kadar kendi işyerlerine sahip çıkılarak yapılıyor. Verimliliği artırabilmek, toplam kaliteyi yukarıya çekerek çalışılan iş yerinin rekabet düzeyini artırmak için yapılıyor. Bizim sendikalarımız hizmet kalitesini yükseltmek için ne yaptı? Hangi projeyle ortaya çıktı? Bunu kamu sektöründeki sendikacılar için de söylüyorum. Çalıştıkları iş yerlerinde verimliliği artırmak için, halka daha yüksek kalitede hizmet sunmak için benim sendikacılarım hangi projeyi getirdi bugüne kadar? Artık dünyada böyle yapılmıyor. Kriz ortaya çıktığında ilk önce sendikalar işverenlerine, hükümetlerine başvurdular ve talepleri "aman hiç kimse işsiz kalmasın, biz maaşlarımızdan kesintiyi hazırız" dediler. Artık dünyada olaylara bu şekilde yaklaşılıyor.Yani özetle KTHY konusunda her kesim yanlış yaptı. Dilerim, bu son yaşanılanlar hepimize toplu olarak bir ders vermiş olsun. Ve bir daha bu tür şeyler yaşanmasın..

Soru: Ekonomi istikrar ister. Sizce ülkede siyasi istikrar ekonomik istikrarı yakalayabilmek için yeterli mi?

Metin Yalçın: Tüm iş dünyasının talebi istikrarlı bir düzenin olmasıdır. Şeffaf işleyen kuralların olmasıdır. Ve zaman içerisinde günden güne değişmeyen kuralların olmasıdır. Biz, henüz bu düzeni kuramadık. Çok kısır, politik, partisel çıkarlar düşünülmezse, bugünkü meclis aritmetiğimizden de çok rahat ve güçlü hükümetler çıkabilir, yeter ki iyi niyetle başka kaygılar olmadan yaklaşılsın..

Ama tabii ki tüm yaşananlardan politikacımızın da ders almış olması lazımdır. Yani onların da bir takım gerçekleri görmüş olması lazımdır. Ben en fazla şunu merak ediyorum. Bu kadar olay ve bu kriz ortamları yaşandıktan sonra bir politikacımız ortaya çıkıp diyecek ki; "Ey vatandaşlarım, ey işadamım, ey sendikacım gelin bir araya gelelim ve kendi kurtuluşumuzu birlikte planlayalım". Bu projeyi hangi politikacımız yapacak ve tüm dünyada örnekleri olduğu gibi samimiyetle bu projesini halkıyla paylaşacak. Paketler, istikrar paketleri veya kurtuluş formülleri hep dışarıdan mı gelmeli ? Biz başaramaz mıyız?

Bu günlerde bizler de dahil herkesin masasında duran bir program kitapçığı var. "2010-2012 Kamunun Etkinliğinin ve Özel Sektörün Rekabet Gücünün Artırılması" programından söz ediyorum. Bu program geçtiğimiz yıl hükümetimizin Türkiye ile imzaladığı Ekonomik ve Mali İşbirliği Protokolüdür ve yeniden yapılanmayla ilgili bir programdır. Eğer siz politikacı olarak bunu tüm kesimlerin katkısıyla kendiniz hazırlayıp samimiyetle ortaya koyup toplumunuza açıklıkla izah etmezseniz, karşınızdakiler hazırlar ve getirir. Bunda şaşılacak ve kızılacak bir şey de yoktur. Krizde olan her ülke kredi alacağı kuruluşla benzer tedbirleri ortaya koyan anlaşmalar yapar. Aynen geçmişte Türkiye-IMF arasında, yakın geçmişte Yunanistan-AB-IMF arasında olduğu gibi.. Bizde de benzer protokoller sürekli yapılmıştır, fakat uygulanmamıştır? Hep tek taraflı çalışmış, siyasi nedenlerle yanlış yapılanın hesabı sorulmadığı gibi uğranan zarar hep telafi edilmiş, bütçe hiç açık vermemiştir. Eğer normal koşullarda bir ülke olsaydık, açık bütçenin getirdiği sonucun acı hatırası toplumsal hafızamıza işlenir, diğer ülkelerde olduğu gibi politikacının boş vaadine ve kısa dönemli kişisel çıkarlara değil ortaya koyulan projelerin tutarlılığına göre karar verirdik..

Benim merakım, acaba biz ne zaman kendi dertlerimizin tüm kesimler olarak fakına varacağız, öğreneceğiz ve çarelerimizi de kendimiz ortaya koyacağız. Ve bunu hep birlikte uygulamaya başlayacağız. Eğer bunu yapamazsak, hepimiz bir araya gelemezsek, siyasetçisi, işadamı, çalışanı, sendikası, tüm kesimler.. Bunu kendimiz yapmazsak, daha çok sıkıntı çekeceğiz demektir. Son yaşananlar da göstermektedir ki artık yaklaşımlarda fark edilmesi gereken nüanslar vardır ve dikkate alınmazsa daha kötülerine hazır olunmalıdır.

Soru: Peki bu konuda bir birlikteliğin sağlanması ve böyle bir programın ortaya çıkarılması konusunda umutlu musunuz?

Metin Yalçın: Bu işin gerçekleşmesi sadece işadamının talebi ile olmaz. Sadece sendikacının istemesiyle de olmaz. Halkın topyekun bu zihniyette olması lazımdır. Çünkü oy veren, politikacıyı yönlendiren halktır. Artık bilinçlenmesi, yanlış alışkanlıklarından vazgeçmesi gereken de bu halktır. Bütün olay orada. Sadece siyasetçi ile bunu gerçekleştiremezsiniz.. Ancak hemen şunun da altını çizelim mevcut yapımız artık sürdürülebilir bir yapı değildir. Ve bir şeyler yapılması lazımdır. Bu gün bu talep Türkiye'den gelmektedir, artık kendi dinamikleri ile yaşayan ve ayakta duran, bir yapı istenmektedir.

Bugün bu değişimi, programın ihtiyacı olan finansmanı da sağlamaya hazır olan Türkiye ile birlikte gerçekleştiremezsek, o çok istediğimiz çözüm aniden karşımıza çıktığında gelecek olan sistemde de ayakta kalmamız mümkün olamayacaktır. O gün bu değişimi başka dinamikler, hem de kimsenin gözünün yaşına bakmadan yapacaklardır.. Acaba bunu mu istiyoruz?

Soru: Toplumda bir de umutsuzluk var. Umutsuzluk hakim olmaya başladı. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Metin Yalçın: Tehlikeler sadece bir yönlü değil. Eğer biz gerçekten kendi evimizi düzeltemez, yeniden yapılandıramazsak ciddi sorunlar yaşamaya devam edeceğiz. Unutmamamız lazımdır ki diğer taraftan da başka bir süreç yaşıyoruz. Bir ayağı uluslararası ortama uzanan bir süreç. Eğer biz gerçekten bu düzenle devam etmeye kalkarsak ve gerçekten de AB'nin, ABD'nin ve uluslararası toplumun dediği gibi bu yılın sonunda Rumlara rağmen bir çerçeve anlaşması ortaya çıkarsa ve çözümü birden bire kapımızın önünde görürsek, bu halimizle ekonomimiz Rum ekonomisinin arka bahçesi olur. Bugün eğer bu değişimi biz kendimiz gerçekleştiremezsek çözüm durumunda rekabet edebilmemiz mümkün olmayacaktır. Bugün Rum tarafıyla yaşadığımız çarpık entegrasyonda en önemli şikayetimiz perakende ticarette güneye kayan kaynaklarımızdır.. Çözüm durumunda sadece perakendemizin Rum tarafına kaymasıyla sınırlı kalmayacak, kendi ticaretimizden de ciddi kayıplar yaşayacağız. Onun içindir ki esas zorluklar bu değişimi yapmazsak yaşanacak.

Şimdi "ne kadar umutlusunuz" derseniz, hakikaten bu umutsuzluk hepimizde de var. Çünkü hala dünü yaşıyoruz. İşadamları eğer çağın değerlerini yakalamışsa, her zaman önündeki 10-15 yılı görmeye çalışarak, ileriye dönük projeksiyonu değerlendirerek yatırımlarına yön vermeye çalışırlar.. Ama maalesef politikacımızda o vizyonla hareket etme alışkanlığı yok. İleride yaşanması olası olayları değerlendirerek politika yapılmıyor ne yazık ki.. Hep güncel yaşıyoruz. İşadamları olarak biz artık günü yaşamaktan bıktık. Belki, "Yarın belirsizdir, dün geçmiştir hayat bir gündür o da bu gündür" yaklaşımı felsefi anlamda doğrudur bireysel olarak. Ama devletlerin, ekonominin hayatı böyle değildir. Siz sürekli engellerle karşılaşıyorsunuz. O engellerin etrafından dolaşmaya, günü kurtaracak önlemler alarak kendi işinizi de yönetmeye alışıyorsunuz. Devlet zaten bu şekilde yönetiliyor. Ama gün geliyor bazı şeyler sizi bir noktaya kadar getiriyor ve orada kaçacak hiçbir yeriniz kalmıyor. Ve orada mahkum oluyorsunuz. Sizin değil, başkasının söylediğine mahkum oluyorsunuz. Yaşıyoruz bunları... Artık bir tek çaremiz var. Ne olur artık durumumuzu anlayalım. Bir daha benzer tatsızlıkları yaşamayalım. Daha kötü ne olabilir ki? Daha başka nasıl hadiseler yaşayabiliriz? Ben daha kötüsünü düşünemiyorum.

Soru: Bazı ekonomistlerin, Türkiye ile imzalanan protokolün kamu sektörünü disiplin altına almayı öngördüğü ve özel sektöre dönük bir şey içermediği iddiaları var. Siz bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Metin Yalçın: Doğru bir yaklaşımdır. Bu program gerçekten ağırlıklı olarak devletin iki yakasını bir araya getirecek ve ayağını yorganına göre uzatıp yeni bir yapılanmayı zorlayacak bir programdır. Ve bu konuda öngörülenlerin tümüne de katılırım. Ama burada, bir tarafı küçültürken diğer tarafı, ekonomiyi büyütecek olan, her ne kadar adı bu protokolün "Özel Sektörün Rekabet Gücünün Artırılması" olsa da bunu motive edecek o motifler bu programda yok. Özel sektöre reel anlamda desteği nasıl sağlayacaksınız?
Örneğin: Kamu Bankalarının ekonomide, finans sisteminde yaratmış olduğu ağır baskı ve sıkıtılar ile bunların nasıl aşılacağı programda var. Fakat toplanan mevduatın ne şekilde özel sektöre pompalanması gerektiği, bu konudaki mekanizmalar yok. Reel sektörü gerçekten büyütebilecek, pastayı büyütebilecek mekanizmaları da ekleyebilmek lazımdır. Ne kadar uğraşırsanız uğraşın bu ülkenin mevcut yapısını bir süre daha taşıma mecburiyeti var. İnsanları sokağa atamazsınız. İnsanları işsiz bırakamazsınız. Bu çok daha ciddi toplumsal ve sosyal sorunlara neden olur.Onun için bir tek yolu var o da reel sektörü büyütmektir. Hazırlanan program, "Sen kendi dinamiklerinle yaşayabilecek bir yapı oluştur" diyor. Benim yapım, şu andaki dinamiklerin kaldırabileceği bir yapı değil. Ne gerekiyor? Bu yapıyı taşıyabilecek olan, pastayı büyütecek olan dinamikleri yaratmak lazım. Programdaki eksiklerin giderilmesi çok zor değil. Bunlar giderilebilir. Ama koşulu şu, bu sadece Türkiye'nin istemesiyle, sadece politikacı ya da işadamının istemesiyle olmaz. Bu bir toplumsal sorumluluktur. Bu düzeninin yaratmış olduğu sıkıntıyı hepimiz yaşıyoruz. Alın KTHY'yi 130 milyon dolar borç var. Kim ödeyecekti bunu? Çözüm bulunmazsa toplum olarak hepimiz ödeyeceğiz. Yapılan zarar kollektif bir zarar. Neden hasabı sorulamıyor? Eğer zararı beraber çekiyorsak, niçin bu zarar ettiren düzenin arkasında duralım. Bunu fark edip, belki de belli bir süre hepimiz özveride bulunalım. Bu pastayı birlikte büyütmenin yollarını bulalım. Bunun çaresi de var. Bu yapılırken, eksik program uygulanırken, söylemiş olduğum gibi reel sektörü gerçekten büyütecek, motivasyonlar ilave edilmeli , bunun paralelinde kayıt dışındaki ekonomiyi kayıt altına almalıyız.. Kaynak var. Yeter ki bunu doğru planlayalım.

Soru: Kıbrıs konusuna bakışınızla bitirelim isterseniz. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Metin Yalçın: Kıbrıs konusunda aniden pozitif bir gelişme olursa bu halimizle ayakta kalamayacağımızı anlattık. Kıbrıs sorunu nereye gidiyor diye baktığımızda, çok net bir tablo var önümüzde. Bütün dünya artık Kıbrıs probleminden bıktı. Avrupa Birliği'nde de Amerika'da da Birleşmiş Milletlerde de kısacası bu adanın dışındaki hiçbir makam artık Kıbrıs problemini duymak dahi istemiyor. Bir bıkmışlık var. Zaten AB'nin politikalarındaki değişimi de herkes fark etmiş olmalı. Rumlar artık yıllardır sürdürmekte oldukları politikalardan vazgeçip o kendi etraflarında örmüş oldukları hamaset duvarını yıkıp dünya insanı gözüyle kendi politikalarına kendi özeleştirilerini yapmaları lazım.

Bakın Türkiye politikasını değiştirdiği içindir ki Rumlar çok ciddi sıkıntı yaşamaya başladılar. Eğer onlar da bunun farkına varıp hayal dünyasından , "ben devletim nasılsa her şey benim elimde" düşüncesinden vazgeçerlerse bir yere varılabilir, Alınan mesajlardan görülmektedir ki, Dünyanın beklentisi 2010 sonu için Kıbrıs'ta sonuç alınmasıdır. Tabii ki bu hedefe ulaşılabilmesi için uluslararası toplumun da motive etmesi gerekiyor tarafları. Eğer yıl sonuna kadar çözülemezse iki şey olur. Eğer kırılma noktasında biz hala daha çözüme olan inancımızı tekrarlayarak masadaysak başka, çözümsüzlükle suçlanıyorsak başka sonuçlarla karşılaşılacaktır. Bu duruma göre bir çözüm yolu aramaya başlayacaklar. Rum tarafı yoluna devlet olarak devam edebilir. Onu hiç kimse değiştiremez. Ama Türk tarafının statüsünde değişiklikler olabilir. Ama bunun da koşulu, bugüne kadar sürdürülmüş politikaların devamıdır. Her pozisyonda çözüme dönük tavrımızın korunması yararımızadır. Eğer burada bir zedelenme yapar, uluslararası toplumun gözünde şüphe uyandıracak bir davranışımız olursa, bizim de işimiz zor.
Eğer 2010 sonuna kadar aniden bir çerçeve anlaşması ve referanduma sunulacak bir metin ortaya çıkarsa politika toplumların vereceği cevaba göre yeniden dizayn edilecektir. Eğer böyle bir durum yaşanmaz ve görüşmeler tıkanırsa her iki tarafın pozisyonuna göre dünya artık yeni politikasını belirleyecektir.. Her iki taraf belki adada komşu olarak yaşamaya devam edecek ama çözümle ilgili umutlar yitirilmiş olacak. Ben böyle bir fırsatın tepilmesinden sonra artık hiç kimsenin dönüp tekrar bu işle uğraşacağına inanmıyorum.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

En güncel gelişmelerden hemen haberdar olmak için

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.