Bir fotoğrafın çağrıştırdıkları

Yayın Tarihi: 18/04/21 07:00
okuma süresi: 5 dak.
A- A A+

“İçindeki sanatı sev. Sanatın içindeki kendini değil."

15 Nisan tarihinde Dünya Sanat Günü idi. Yukarıdaki sözleri ünlü Rus tiyatro sanatçısı ve direktörü Constantin Stanislavski söyledi.

Sanat sübjektif bir kavramdır. Birçokları için büyük bir şaheser olarak kabul edilen bir eser başkaları için anlamsız bir şeydir.

Sanat konusunda geçmişte yazdığım makaleler olduğundan bugün sadece çoğu zaman sanatın fakir akrabası olarak görülen fotoğraf sanatına değinip bir fotoğrafın bana anımsattığı şeylerden bahsedeceğim.

Cep telefonlarının iletişim olduğu kadar fotoğraf makinesi olarak da kullanıldığı günümüzde fotoğraf sanatçılarının değerinin, fonksiyonlarının azaldığı düşünülebilir.

Benim açımdan bu hiç de öyle değil. Fotoğrafçılık benim için çok önemli bir sanat dalıdır. Profesyonel çekilmiş bir fotoğraf hala çok değerlidir ve fotoğraf sanatçılarının hala çok önemli bir işlevi vardır.

Bir fotoğraf bin kelimeden daha çok şey ifade eder derler. Ne kadar doğru.

Hazım Gönenç Facebook arkadaşlarım arasındadır. Birkaç yıldan beri kim olduğunu bilmeden “Çocukluğumuzun Lefkoşalıları” grubunun sayfasında çektiği fotoğrafları büyük bir beğeni, büyük bir nostalji ile izlemekteyim.

Birkaç hafta önce grupta gördüğüm fotoğrafı beni gafil avladı. Bahsettiğim grubun sayfasında 50li yıllarda Lefkoşa’da, Mevlevi Tekke Sokakta kaldığım evin fotoğrafına rastladım. Aniden gözlerim doldu. Uzun zaman kendime gelemedim.

Anılar bir saat boyunca film şeriti gibi gözlerimin önünden akıp gitti.

Sokağın başında, bir tarafı Abdi Çavuş Sokağına bakan büyük bir evdi. Kocaman pencereleri, panjurları vardı. 

Avlunun ortasında kocaman bir su havuzu vardı. Fonksiyonunun ne olduğunu pek hatırlamam. Ama biz çocuklar için büyük bir eğlence, ailelerimiz için ise korku kaynağı idi. Su ile dolu olduğunu pek hatırlamam.

Hazım’ın 4 Haziran 2017’de çekilen fotoğrafından havuzun yanındaki ulu dut ağacının haşmetli dalları görülüyor. Bunca yıl sonra çocukluğumun dut ağacının varlığının devamını görmek beni sevindirdi.

Dut ağacının taze yapraklarını toplar, potin kutularına doldurur ve ipekböceği beslerdik. Onların kozalarını ne yaptığımızı hatırlamam. Tabii dut ağacının nefis meyvelerini bol bol mideye indirmeyi de ihmal etmezdik.

Evin diğer ucunda büyük dedem (büyükannemin babası), Ali dedemin odası vardı. Çok yaşlı olan Ali dedem odasından pek çıkmazdı. Ender dışarı çıktığında beni elimden tutar, Lozan’ın yanındaki Cemal Efe’nin kahvesine giderdik.

Çok mutlu günlerim geçti o evde. Ama yaşadığım korku dolu bir günü de 6 yaşında olmama rağmen hiç unutmadım. Ne de unutacağım.

Kıbrıslı Türkler için bir milat olan 27-28 Ocak 1958 olaylarının küçük bir kesitine evin ön odasındaki pencereden şahit oldum.  

27 veya 28 Ocak mıydı hatırlamam. Soğuk, bulutlu bir gündü. Sabahtı sanırım. Bağrışmalar duyunca Abdi Çavuş Sokağına bakan pencereden dışarı baktım.

Tam pencerenin altında bir grup Kıbrıslı Türk gencini tam teçhizatlı İngiliz askerleri itiştiriyor, onlara silahlarının dipçikleriyle acımasızca vuruyorlardı.  

Ansızın evin içi duman doldu. İngilizler gençleri dağıtmak için göz yaşartıcı bomba atmışlardı. Teyzem koşarak beni içeri çekip panjurları kapattı. Benim ve kendi başına ıslak havlu attı. Ama dumanın tesirinden kurtulmamız epeyce uzun sürdü.

Olayın anısı aradan 62 yıl geçmesine rağmen belleğimde taptaze duruyor.

O korku dolu günü sonradan daha kötü birçok günler takip edecekti tüm Kıbrıslılar için.

İşte sevgili okurlar, Hazım Gönenç dostumun fotoğrafı bana genellikle güzel, ama bir de korkulu anımı anımsattı.

Hazım’ın kardeşimin çok samimi bir arkadaşı olduğunu fotoğrafla ilgili yazışmalarımızda anladım. Onu çok iyi hatırladım.

Çok sağ ol sevgili Hazım. Eminim fotoğrafların daha birçok insanın anılarını tazelemiştir, tazeliyor. O tarih kokan fotoğraflarını çekmeye lütfen devam et. Seni ve diğer fotoğraf sanatçısı dostlarımı sevgi ve saygı ile selamlarım.

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Ertanç HİDAYETTİN yazıları