Bu adada biri yerken, diğeri bakıyor!
KKTC, Avrupa’nın en yüksek enflasyonuna sahip ülkelerden biri haline gelmişken, yapılan zam oranları sosyal adaletsizliğin artık inkâr edilemez boyuta ulaştığını açıkça gösteriyor.
Rakamlar konuşuyor, vicdan ise suskun değil. Asgari ücretliye yüzde 18,39 zam yapılırken, milletvekili maaşlarına yüzde 21,66 zam verilmesi bu düzenin kimin lehine işlediğini net biçimde ortaya koyuyor.
Hayat pahalılığı her haneyi vuruyor. Elektrik, gıda, kira, eğitim, ulaşım… Hepsi durmaksızın yükseliyor.
Asgari ücretli ise aldığı zamla ay sonunu getirmeye değil, yalnızca biraz daha az borçlanmaya çalışıyor. Buna karşın milletvekilleri, zaten yüksek olan maaşlarına asgari ücretliden daha fazla oranda zam alıyor.
Üstelik bu maaşlar, birçok milletvekili için temel geçim kaynağı bile değil; çoğu için yalnızca “ek gelir”.
Bu tablo yalnızca milletvekilleriyle sınırlı değil. Yüksek kademeli memurlar, müdürler, müsteşarlar da aynı zincirin içinde.
Yukarıda olanlar kendilerini enflasyona karşı güvence altına alırken, aşağıda kalanlar her yeni zam haberinde biraz daha yoksullaşıyor.
2011 sonrası memuruyla, işçisiyle bu ülkenin geniş bir kesimi yıllardır kıt kanaat yaşamaya mahkûm.
Ortaya çıkan şey açık: Çalışan yoksullar. Sabah işe gidip akşam evine dönen ama geçinemeyen insanlar. Bir yanda sofralar büyürken, diğer yanda mutfaklar küçülüyor. Biri yerken diğeri bakıyor; hem de aynı ülkede, aynı adada.
Oysa burası küçük bir ada. Kaynakları sınırlı olabilir ama adil paylaşılsa herkese yetecek kadar imkân var.
Sorun kaynak eksikliği değil, tercih meselesi. Mevcut düzen, zengini daha zengin eden, güçlü olanı daha da koruyan bir yapıya dönüşmüş durumda. Emeğiyle geçinen ise her yıl biraz daha geriye itiliyor.
Bunu söylerken kimse servet düşmanlığı yapmıyor. Çalışanın kazanmasına, üretenin zenginleşmesine itiraz yok. İtiraz, fedakârlığın hep dar gelirlinin sırtına yüklenmesine. İtiraz, “hep birlikte kemer sıkıyoruz” denirken kemerin yalnızca asgari ücretlinin belini sıkmasına.
Siyasetin artık bu tabloya bakıp kaçacak yeri kalmadı. Asgari ücret enflasyon karşısında ezdirilmemeli.
Zam oranları yukarıdakilere daha cömert, aşağıdakilere daha cimri olmamalı. Kamuda maaş uçurumu daraltılmalı, sosyal devlet anlayışı söylemde değil, pratikte hayata geçirilmeli.
Bu ada, birlikte yaşamanın ve paylaşmanın adasıdır.
Sosyal adaletsizlik derinleşirse yalnızca ekonomik değil, toplumsal bir kırılma da kaçınılmaz olur.
Siyasetin görevi bu adaletsizliği izlemek değil, gidermektir. Asgari ücretlinin ve dar gelirlinin sesi duyulmadıkça, bu adada huzurdan söz etmek giderek daha zor hale gelecektir.
Toprak Aynı, Ağaç Yok: Sorumlu Kim?
Türkiye tarafından yapılan Cumhurbaşkanlığı ve Meclis yerleşkesinin etrafındaki ağaçlandırmayı görmemek mümkün değil. Dizi dizi dikilmiş, hızla yeşeren ağaçlar…
Henüz birkaç yıl içinde o alanın yemyeşil bir dokuya kavuşacağı şimdiden belli. Toprak aynı toprak, iklim aynı iklim. Demek ki olabiliyormuş.
O zaman soruyu sormak kaçınılmaz: Bizim belediyelerimizi bu konuda eleştirsek haksız mı oluruz?
Lefkoşa’ya, Gönyeli’ye, yeni yerleşim alanlarına bakalım. Caddelerde, sokaklarda, konut bölgelerinde gözünüze çarpan düzenli bir ağaçlandırma görüyor musunuz? Çok nadir.
Yeni imar alanlarında “yeşil alan” diye ayrılan yerler var ama çoğu olduğu gibi duruyor. Ne ağaç var, ne gölge, ne nefes. Yazın kavurucu sıcağında betonun ortasında bırakılmış boş parsellerden ibaretler.
Peki bu alanlara ağaç dikmek, yeşillendirmek bu kadar mı zor?
Cumhurbaşkanlığı yerleşkesinin etrafını kim yeşillendirdi? O ağaçlar nereden geldi? Mars’tan gelmediler. Aynı adaya, aynı koşullara dikildiler. Demek ki mesele “imkânsızlık” değil; mesele öncelik, irade ve vizyon meselesi.
Belediyeler yıllardır bütçe yokluğundan, personel eksikliğinden, yetki karmaşasından söz ediyor. Hepsi bir noktaya kadar anlaşılabilir. Ama mesele sadece para da değil.
Ağaçlandırma, asfalt kadar “acil” görülmediği sürece bu tablo değişmez. Beton dökmek görünür bir iş; ağaç dikmek ise sabır ister, takip ister, sahiplenme ister. Belki de sorun tam olarak burada.
Oysa ağaç, lüks değildir. Yeşil alan, süs değildir. Kent sağlığının, yaşam kalitesinin, hatta ruh sağlığının temel parçasıdır.
Ağaç yoksa gölge yoktur, gölge yoksa sokak yoktur. İnsan evinden çıkmaz, çocuk oyun oynamaz, kent yaşanmaz hale gelir. Sonra da “neden insanlar mutsuz, neden şehirler ruhsuz” diye sorarız.
Daha vahimi şu: Yeşil alan diye ayrılan yerlerin boş kalması, zamanla başka amaçlara göz dikilmesinin de önünü açıyor. Bugün “nasıl olsa boş” denilen alanlar, yarın “imar baskısı” ile karşı karşıya kalıyor. Ağaç dikilmediği her gün, o alanlar savunmasız bırakılıyor.
Şu soru artık yüksek sesle sorulmalı: Belediyelerin ağaçlandırma için bir planı var mı? Kaç fidan dikildi, kaçı kurudu, kaçı takip ediliyor?
Yeni yerleşim alanlarında neden ilk yapılan iş yeşillendirme olmuyor? Yoksa yeşil alan tabelada güzel durduğu sürece mi yeterli sayılıyor?
Cumhurbaşkanlığı yerleşkesinin etrafındaki ağaçlar bize şunu gösterdi: İstenirse yapılır. Yol vardır, yöntem vardır, fidan vardır. Geriye sadece karar vermek kalır.
Bu küçük adada betonla övünmek yerine, gölgeyle övünmeyi öğrenmek zorundayız. Belediyelerin görevi yalnızca çöp toplamak, asfalt dökmek değildir.
Kentin nefesini korumak da asli sorumluluktur. Aksi halde birkaç yıl sonra dönüp şunu soracağız: “Ağaçlar nereye gitti?”
Ve bu sorunun cevabı, bugünkü ihmalin aynası olacaktır.
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvarGözden Kaçmadı
#gozdenkacmadiLevent Özadam'dan #mesajınızvar
Sayın İzlem Gürçağ ALTUĞRA,
12/01/2026 05:00
Yakın bir zamanda partinizden kopup bağımsız milletvekili kalacağınız yönünde siyasi kulislerde yorumlar yapılmaya başlandı. Önümüzdeki süreçte siyasette büyük değişimler yaşanacağı ve sizin de başrolde olacağınız iddia ediliyor, hadi bakalım hayırlara vesile olsun...
Sayın Ejdan SADRAZAM,
12/01/2026 05:00
Milli Arşiv Araştırma Dairesi Müdürü olarak koltuğunuzun sallandığı yönünde ve bu makama çok sayıda aday olduğunu biliyor muydunuz? Bu sıralar sağlam basmaya gayret gösteriniz zira genelde darbeler insana en yakınlarından gelirmiş...
Sayın Hüseyin Çavuş KELLE,
12/01/2026 05:00
Başından beridir bakanlığınızı içine sindiremeyenler vitesi büyüttü ve bundan böyle sivil toplum örgütlerini de devreye koydu. Parti içi muhalefeti de buna eklerseniz görüntü çok da iyi değil. Hatta bazıları görevden alınmanız halinde yeni isimin de belirlendiğini iddia ediyorlar...
Sayın Mustafa ZURNACILAR,
12/01/2026 05:00
Yeni Boğaziçi Belediyesinde şu anda yaşanan bir takım arazi peşkeşi iddialarının sizin başkanlık dönemine kadar uzadığı yönünde bir takım mesajlarınız gelmeye başladı. Konuyla ilgili yakında kapınız çalınırsa sakın şaşırmayın olur mu?
Sayın Sunat ATUN,
12/01/2026 05:00
Olası bir kabine değişikliğinde ki bunun Cevdet Yılmaz’ın ziyaretinden sonra gerçekleşeceği iddia ediliyor yeni kabinede sizin de olacağınız yönünde çeşitli yorum e tahminler yapılmaya başlandığını biliyor muydunuz? Değişimin bölgenizde hayli ses getireceği kaçınılmaz olacak değil mi?
Sayın Anıl KAYA,
12/01/2026 05:00
Oyları artan parti konumunda olan YDP kurmayları ile dirsek temasında olduğunuz ve milletvekili adaylığı konusunda da uzlaşmaya vardığınızı duyduk, hayırlı ve uğurlu olsun. Sıralama konusunda da şimdiden ağırlığınızı koymanız öneriliyor, haberiniz olsun istedik...
Sayın Ersin TATAR,
12/01/2026 05:00
Size yakın kaynaklar ilk UBP kurultayında genel başkan adaylığı konusunda şahsınıza yönelik baskılar yapılmaya başlandığını ifade eden mesajlar göndermeye başladılar. Eğer amaç intikam almaksa hiç yanaşmayın, emekliliğin keyfini çıkarın deriz.
Yorumlar
Yorum yapmak için GİRİŞ YAPMANIZ gerekmektedir
Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da
benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Sayın Ünal ÜSTEL,
12/01/2026 05:00
Ülke genelinde bazı projeler yıllar geçmesine rağmen tamamlanmamışsa bundan haberiniz olmamanızın tek sebebi size yakın olan üst düzey yetkililerdir. Artık onların değişim zamanı da gelmiş ve geçiyordur, bir kez daha düşünün deriz...