Neden pahalıyız?

Yayın Tarihi: 25/11/22 07:00
okuma süresi: 8 dak.
A- A A+

Yazımı kaleme almadan önce bir market sahibi ile konuşuyordum. “Pazartesi’ni bekle” dedi bana “tüm etiketler değişecek ve her şey tekrardan zamlanacak, hazırlan” diye de ekledi. Dediği de oldu. Fiyat etiketleri değişti ve her şey iğneden ipliğe zamlandı. Peki bu iş nereye gidecek ve nasıl bir şekil alacak.

Hükümeti çok sıkıştırırsanız alacağınız cevap hazır “ne yapalım dünyada da durum aynı, üstelik kıtlık var “diye yanıtlıyorlar sizi. Bunun ardına bir de dövizdeki yükselişi örnek gösteriyorlar size. Bu birkaç cümlenin ardından nutkunuz tutuluyor ve cevap dahi veremiyorsunuz.

Gerekçeler ve mazeretler hazır, cevap? Cevap yok dostlar. Hiç kimse ama hiç kimse ilerleyen ve gerçekten kötüye giden bu sürecin nereye varacağını bilmiyor. Hani bazı gıda ürünlerini pahalıya alırsınız zaman zaman, bu normaldir çünkü dönemseldir ama tepeden tırnağa bir zam furyası ile karşı karşıyaysanız işte o zaman işler sarpa sardı demektir.

Adınız gibi emin olun yarın sabah bir ekonomist konuk alsam ben benim diyen ekonomistler bile çıkış yolunu bilmiyordur.

Ekonomistlere de sorduğunuz da onların da aslında ne olacağını bilmediklerinden geçiştirici cevapları hazırdır “bu hiçbirimizin beklemediği bir kriz, dünya bu krize hazır değildi ve evet bunun bir reçetesi yok” diyorlar.

Yani anlayacağınız bu kadar pahalılaşan hayat karşısında kimse ne yapılacağını bilmiyor; yani bir başka deyişle bu sorunun cevabı yok dostlar.

PEKİ, NEDEN PAHALIYIZ?

Bakın değerli Ekonomist Görkem Çelebioğlu pahalılık ile ilgili bir dönem bana neler anlatmıştı...

DOLAYLI VERGİNİN DOĞRUDAN SONUCU: HAYAT PAHALILIĞI

“KKTC’de bizim özel sektör diye tanımladığımız kesim dünyanın geri kalanına göre ticari işletme dahi değil. Ticari İşletmenin farkını anlamak için yanı başımızdan bir örnek. Türkiye bankaları senelik 40 milyon TL’den fazla satışı olan işletmeleri ticari işletme sınıfına koymakta. Eğer yıllık ciro bu tutarın altında ise KOBİ (Küçük ve Orta Boy İşletme) statüsüne tabi etmekte.

İngiltere’de ise yıllık satış rakamı 10 milyon sterlin ve üzeri şirketlerin bağımsız denetim raporuna ihtiyaçları var. Hem İngiltere’nin hem de Türkiye’nin çizgiyi nerede çektiğine dikkat edin... Her iki ülke de dünyanın en büyük 20 ekonomisi içerisinde.

KKTC ekonomisini konuşmaya her başladığımızda dönüp dolaşıp geldiğimiz yer devlet idaresi.

İskandinav ülkelerinde ne varsa KKTC’de o yok. İstikrarlı bir nüfus yapısı, siyasi düzen, devlet harcamalarında şeffaflık hem eğitim hem de sağlıkta özel sektör ve devlet rekabeti ve daha niceleri...

Sosyal devletçilik oynamaya çalışan KKTC hem kendi insanının ekonomik becerisi hem de Türkiye’nin devamlı ekonomik katkılarıyla bu oyunu normalden uzun bir süre oynadı. Özellikle Türkiye’nin desteklerini aşağıdaki tablodan net bir şekilde görebilmekteyiz.

Yeni kurulan KKTC’nin büyük miktarda dış yardıma muhtaç olması anlaşılabilir. Yeni bir devlet beraberinde birçok altyapı yatırım harcamalarını da beraberinde getirmiştir. Ancak 1983’deki düzen günümüze kadar devam etmemeliydi.

İngiltere’nin Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) kararı doğrultusunda tarımsal ürünlerimize engel koymaya başladığı 1994 yılına kadar gayet iyimser bir KKTC tablosu mevcut. Dış yardımları gittikçe azalan ve kendine yetebilen.

Aynı dönem KKTC’nin kendi ayakları üzerinde durmaya en yakın olduğu zaman. Bu dönem yurtdışı ile ticaretin ne kadar önemli olduğunu bize hatırlatmakta.

2001 sonrası dönemde ise Türkiye’nin hibe ve kredilerinin KKTC devleti içerisindeki payı düzenli bir düşüş sergiledi. Tarihten hatırlanması gereken, Kemal Derviş ile başlayan Türkiye’nin sıkı mali politikasının doğum yılı da 2001 olmuştur.

Aynı dönemde Türkiye Cumhuriyeti’nin Kamu Borcu ekonomik büyüklüğe oranı %80’den %30’a geriledi.

Türkiye’nin yardımlarının bütçe içerisindeki payı azaldıkça KKTC devletinin önüne iki seçenek belirdi.

Ya harcamaları kısıp devletin ekonomi içindeki payını azaltacak, ya da vergi gelirlerini bir şekilde arttırıp harcamaya devam edecek.

Ortalama hükümet ömrü 1,5 sene olan bir ülkede devletin harcamalarını kısması hayal bile edilemez. Zaten koltuktaki süre çok kısa... Onu da acı reçete uygulamaya kimsenin siyasi kredisi yok.

Doğal olarak KKTC hükümetlerinin tek çaresi daha fazla vergi toplamak oldu."

DOLAYLI VERGİNİN DOĞRUDAN SONUCU: HAYAT PAHALILIĞI

Dolaylı vergiler yukarıda bahsettiğimiz gibi yediğiniz, içtiğiniz, tükettiğiniz mal ve hizmetlerden alınan bir vergidir. Dolaylı vergi doğrudan toplumun tüm kesimleri için hayat pahalılığı yaratmaktadır.

Avrupa Birliği Bahar 2017 Euro barometre anketine göre vatandaşın bir numaralı şikâyeti hayat pahalılığı. Aynı raporda gazetelerin manşetlerinden düşmeyen Kıbrıs sorunu ancak 5. sırada kendine yer bulmakta. Kuzey Kıbrıs’ta hayat pahalılığı ile mücadeleyi gündeme almaya geç bile kalınmış.

Devletin ufalması ya da harcamalarını kısması mevcut siyasi düzende mümkün değil. Diğer taraftan doğrudan vergi toplumun hangi kesimini hedef alırsa alsın çok ciddi bir karşı tepki doğurmakta...

Dolaylı vergilerin hayatımızdan yakın bir gelecekte çıkmayacağını öngörmek zor değil.

Üzerinde durulması gereken dolaylı verginin nasıl doğru kullanılabileceğini irdelemek olmalı. Hükümet edenlerin ya da hükümet etmeye heveslenenlerin daha detaylı değerlendirmesi gereken konu bu.”

DOĞRU VERGİ POLİTİKASI EKONOMİK BAĞIMSIZLIK GETİRİR

Aslında biz zaten dolaylı vergileri bazı durumlarda doğru kullanıyoruz. Sigara, alkol, ateşli silahlar ve benzeri lüks/eğlence ürünlerine %20’lik bir KDV yüklüyoruz. Bu ürünler lükse kaçtığı hatta sağlığa zararlı olduğu için talep edilen vergi oranları çok da tepki toplamamakta.

KKTC’de bu listenin çok daha genişletilmesi ve nüfus yapısına uyarlanması şart. Yeni dolaylı vergi kalemleri için seçenek çok...

Basit bir çalışma ile toplum sağlığını destekleyici vergiler getirilebilir. Dünya Sağlık Örgütü’nün tavsiyesi doğrultusunda şekerli yiyeceklere ve içeceklere yeni vergiler gelirse bundan kim zarar görecek? Zaten toplu tüketilmeyen bu ürünlerin Güney Kıbrıs’tan kaçak yollarla ülkeye sokulması da, et örneğinin tersine, cazip bir kaçakçılık yolu oluşturmayacak.

Bir diğer alternatif ise süratle gelişen medya sektöründen olabilir. Milyon dolarlık arabalara binen futbolcular, bölüm başına yüz binler kazanan evlilik programı sunucularının kazandığı parada KKTC halkının da katkısı var. Bir şekliyle bu medya harcamalarına vergi uygulanabilir.  Yeter ki konu gündeme gelsin.”

*************

Günün Sözü

"Adları unut, yüzleri, sesleri, kokuları falan. Geçmişine bir asfalt dök. Yürüyebilmek için ihtiyacın olacak…"

Burak Aksak

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Levent Kutay
Levent KUTAY'dan
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Gökhan ALTINER yazıları