YANKI

Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR
chaglarm@yahoo.co.uk
Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR

Zaaf ve zayıflıklarımızdan kurtulmalıyız

Yayın Tarihi: 07/06/21 07:00
okuma süresi: 8 dak.
A- A A+

1974’t 1983 yılına kadar geçen yılların Kıbrıslı Türkler için özeti:

“Ne veriliyorsa...”

1983 yılından 1994 yılına kadar geçen yılların Kıbrıslı Türkler için özeti:

“Ne veriliyorsa...”

1994 yılından 2004 yılına kadar geçen yılların Kıbrıslı Türkler için özeti:

“Ne veriliyorsa...”

2004 yılından günümüze yani 2021 yılına kadar geçen yılların Kıbrıslı Türkler için özeti:

“Ne veriliyorsa...


YASTAYIZ

Bir toplumun, kurucu mitleri ile oynarsanız, 

belli bir süre sonra, hiç kimse, hiçbir şeye inanmaz hale gelir. 

Hiç kimsenin, hiçbir şeye saygısı kalmadığı gibi, 

her şeyden de, kuşkulanmaya başlarsınız. 

Toplumları inançsızlığa götüren belki de en önemli şey, 

liderlerin tutarsızlıkları değil midir?

 

Zihinleri okumak gibi bir yeteneğimiz yok,

Sadece anlamaya, anlamlandırmaya çalışıyoruz. 

Gerçekler karşısında popülizmin bir değeri kalmaz. 

Gerçek iz bırakır ve gerçeğin izini de hiçbir şey silemez.

 

Bu bağlamda “yas”;

“İdallerini kaybetmektir…”

“Kariyerini kaybetmektir…”

“Çocukları için planladıklarını kaybetmektir…”

“Kurulan hayallerin çökmesi  ve

“Geleceğini kaybetmektir…”

Kayıplarımız var, hepimiz yastayız!...

                                                                                             

“NE VERİLİYORSA…”

Son yarım asrın Kıbrıslı Türkler için özeti olan “ne veriliyorsa…” ifadesi,

bugün Kuzey Kıbrıs'taki "akıl"ın ve onun yaşamdaki pratik ifadesidir!

Neye mahkûm ederler, ya da ne sunarlarsa ona razıyız!

Dün de razıydık bugün de...

Bu konuda maalesef ki ideoloji diye bir şey yok!

Var mı?

Olsa olsa batılı bir iktisat ve İslami hayat tarzının taklidi var sadece...

Bir de bilgiyi ve mantığı kullanmadan,

günü kurtaralım diye, ne veriliyorsa artık" rejimine teslim olmak var!

 

HAYATIMIZI KİM YÖNETİYOR?

Kültürlü olduğumuzdan, duyarlı olduğumuzdan ve bilgili olduğumuzdan bahsediyoruz. 

Peki toplumsal olarak;

“Ne veriliyorsa” zihniyetini yıkmak için neler yapabiliriz?

Bizim acilen, durup düşünmeye ihtiyacımız. var…

Her şeyi “sorgulamamız”ın zamanı geldi de geçiyor!

Hakikati inkar edenler, gerçeği okuyamayanlar, bildiklerini okumaya devam edeceklerdir.

Algısal operasyonların tuzağından kurtulup, “hakikati” görmemiz gerekiyor. 

Bizi toplumsal olarak koruyacak olan şey, “bilgi”dir.

Bilgiyi ve mantığı kullanarak, düşünmeye ihtiyacımız var.  

 

Katı olan herşey buharlaşıyor, kutsal olan herşey dünyevileşiyor ve en sonunda insanlar yaşamın gerçek koşullarıyla ve diğer insanlarla ilişkileriyle yüzleşmeye zorlanıyor.

Modern burjuva toplumu, böylesine kudretli üretim ve mübadele araçlarının bir araya getirmiş olan bu toplum, yer altı güçlerini kontrol edemez bir büyücüye benziyor.”

                                                                                        -Karl Marx-

                                                                                                                 

Ne kadar acıdır ki, 2021 yılında bugün, ölüm döşeğinde yatan bir kültür var:

"Kıbrıs Türk Kültürü!"

Yemek yemeyi bırakmış...

Nefes alış verişi düzensiz, hırıldamaya başlamış,

Kıpırdamadan kendisine ayrılan yerde yatıyor!

Artık ölüm döşeğinde yatan için, 

federasyon, Avrupa Birliği normları, o/bu, öyle şeyler hikaye olur tabi ki.

Kıbrıs Türk Kültürü yerine uydurulup kondurulmaya çalışılan kültür de belli:

"Kuzey Kıbrıs kültürü!"

 

Ne oldu, nasıl oldu bu peki?!

Bir avuç “ganimetçi”, Rum mallarını alıp/satarak hepimizi bir güzel sömürdü...

İç/dış borçlar büyüdü...

“Kamu kesiminin ağırlığı” nefes borumuzu daralttı ve her “akılcı” karar “kamuya” çarptı!

 

Kurumları zayıflattığınız anda kaos başlar. 

Sözünüzün bir değeri de kalmaz. 

Ve şu anda da olduğu gibi, herkes bildiğini okur!

Neticede, "ne veriliyorsa artık" rejimine muhtaç kaldık.

Bu rejim ne sosyalist, ne de kapitalist ...

Neyin nesi olduğu belli değil!    

Tek bildiğim: 

Ganimetle, borçla beslenen bir “refah dönemi” yaşandığı.

Şimdi o yolun sonuna gelindi!

Borcu borçla ödeyen zincir koptu!

Kıbrıslı Türkler,

her geçen gün, bir avuç rantiyeciye gün be gün borçlandırılarak,

“esir” haline getiriliyor.

 Öyle bir ülke ki,

Dünyayı ve evrensel değerleri referans almayacak kadar farklı bir ülke!

“Ne veriliyorsa..

 

 ÜRETMEYEN SADECE UYUM SAĞLAR!

Şuna-buna  ZAM...

Zam nedir?

Zam dedikleri şey:

Bizim, ya da bize biçilen zihniyetin bir ölçüsüdür...

Ve bu ülkeyi yönetmeye soyunanlar,  

geçmişten günümüze,

bu ölçüsüzlüğün elinde “esir” olmaktan kurtulamamıştır!

Neden? 

Çünkü üretmeden, el-avuç açarak,

ne kimlik korunabilir ne de varlık!

Ne yeşil korunabilir, ne mavi, ne de toprak!

Dünyanın her yerinde üreten değişir ve değişebilen yıkılmaz...

Üretmeyen sadece uyum sağlar!

Neye mi? 

ZAM' lara, “ne veriliyorsa...” ya!

 

Bu noktada, hakikatin görülmeye ihtiyacı var.

Bizler bencillikten arınarak, değişimi seçebilme gücüne sahibiz.

Artık toplumdaki sessiz çoğunluğun hakikati deşifre etmesi gerekiyor. 

Toplum aydınlarının, entelektüellerin, gerçeği, anlayabileceğimiz bir şekilde, anlatmaları gerekiyor.

Tutunabileceğimiz sözcüklere, tutunabileceğimiz söylemlere, tutunabileceğimiz bilgilere ihtiyacımız var. 

Toplumda yaşanan, sosyo-ekonomik yıkımla, parçalanıp dağılıyoruz. 

Parçalanıp dağılmayı engelleyecek tek şey ise, birliktir, dayanışmadır.

Toplumsal dayanışmayı engelleyecek olan, düşman yaratma tehditinden uzaklaşarak, 

Kıbrıslı Türkler olarak, “teslim ettiğimiz” toplumsal gücü elimize alıp, 

üretebilen ve değişebilen bir toplum yaratmaya, 

zaaf ve zayıflıklarımızdan kurtularak başlayabiliriz.

…………………………..…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………

KISSADAN HİSSE

Bilgiyi ve mantığı kullanmadan,

günü kurtaralım diye kendi kendine gelin güvey havası ile hareket eden,

ayak üstü fikirler yürütenlere ne oduğunu gelin bir fıkra ile özetleyelim:

 

“3 avcı ve Temel,

Temel’in rehberlik ve önderliğinde ormanda ilerliyormuş.

Karşılarına küçük bir delik çıkmış.

Temel:

"Yatın, tavşan deliği" demiş.

Yatmışlar...

Delikten tavşan çıkmış...

Tavşanı avlayıp yola devam etmişler.

 

Yolda bakmışlar, daha büyük bir delik...

Temel:

"Yatın, tilki deliği" demiş.

Yatmışlar...

Tilki çıkmış, vurmuşlar.

 

Sonra delik biraz daha büyümüş;

“Yatın, ayı ini” diye bağırmış Temel...

Yine yatmışlar…

Ayı çıkmış.

Ayıyı da avlamışlar...

 

Temel’in her şeyi bilmesinin rahatlığıyla keyiflenmiş avcılar...

Bir süre sonra, bu kez kocaman bir delik çıkmış karşılarına…

Temel’e bakmışlar...

Temel:

"Uşaklar" demiş,

“ne çikacağuni bilmeyrum.

Ama siz yine de yatın, ne çikarsa bahtimuza" demiş..!”

 

Ertesi gün gazetelerde şu haber varmış:

"4 avcı, tünelden çıkan trenin altında kaldı"..!

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Prof. Dr. Mehmet ÇAĞLAR yazıları