Kırk Derenin Suyu

Av. Feyzi HANSEL
feyzihansel@gmail.com
Av. Feyzi HANSEL

Hodri meydan! Buyurun erken seçime!

Yayın Tarihi: 12/01/21 07:00
okuma süresi: 7 dak.
A- A A+

Kusura bakmayın, bu günkü yazım kağıda dökülürken, ülkemizde olup biten ve kabak tadı veren siyasi çekişmelerin yarattığı sinir bozukluğunu sizlerden gizleyemeyeceğim.

Sokakta yangın var. Öyle böyle değil. Bir daha açılmamak üzere indirilen kepenklerin sayısı giderek artıyor. Faiz ve kredi yükü altında ezilen işletmelerin feryadı da... Direnmek için sihirbaz olmak bile kafi değil artık.

En kötüsü, ne iktidar ne muhalefet kimse bu çılgın ve dehşet gerçekliği hala idrak edemiyor.

Şimdi neler konuşmalıydık?

Mesela, ülkede sayısı birden çok olan bilim kurulları ülkemize hangi covid aşısının getirilmesi gerektiğini, insanımızın nasıl bir program dahilinde aşılanacağını, öğrencilerin ülkeye ne zaman ve ne şartlarda geleceğini, yeni turizm döneminin ne şekilde ve ne zaman başlatılacağını filan tartışmalıydı. Sayısı birden çok olan bu kurullar birbirleriyle fikir mücadelelerine girmeli ve halkın gözü önünde yüreğimize su serpecek bu bilimsel argümanları birbirleriyle yarıştırmalıydı.

Fakat gerçek ne? Acı gerçek, artık sayısını bile bilmediğimiz ve çoğu zaman bir fotoğraf karesi ve reklam kokan bir basın bülteniyle kendini gösteren bu bilim kurullarından bırakın yeni dönemi, aşı konusunda bile tatminkar bir ses duyamıyoruz.

Mesela, dibe vurmuş özel sektöre ne şartlarda ve ne gibi katkılar ya da can suyu sağlanacağı konuşulmalıydı. Maalesef, kamudan maaş çekenlerin hayat pahalılığı alacaklarının finansmanından başka bir gaile yok. Yanlış anlaşılmasın, hayat pahalılığının kamudan maaş çekenlere yansıtılması değil derdim. Ama aylardır evine layıkıyla ekmek götüremeyen boynu bükük özel sektör için hiç bir şey konuşabilecek bir ekonomik gücü bulamamak batıyor yüreğime.

Bu günlerde, Avrupa Birliği’nden ayrılan Birleşik Krallık’tan ne elde edebileceğimizi ve Birleşik Krallık ile Türkiye’nin imzaladığı ticaret anlaşmasının neresine monte edilebileceğimizi; Karabağ sorunu çözülmüş olan Azerbaycan ile ticaret alanında neler yapabileceğimizi, üreticimize aşılmaz duvar oluşturan Mersin’i nasıl geçeceğimizi konuşmamız gerekirdi.

Yüreğim yanıyor. Yaşadığımız dünyada bir ağırlık sahibi olabilmek için konuşmamız gerekenleri değil, kısır döngü ve makus talih halini almış erken “erken seçimleri” konuşuyoruz. Kamunun nasıl disiplin kazanacağını değil, olası erken “erken seçimde” kamudan ne kadar siyasi destek alacağımızdan başka bir şey düşünmüyoruz.

Hadi siyasileri anladım, geçtim. Peki ya halk olarak biz ? Biz bu günlerde yine ailemizden kaç kişiyi devlete aldıracağız, kaç kişiye kamudan fırsat elde edeceğiz, seçim sürecinde ne menfaat kazanacağız hesabından vazgeçebildik mi?

Koskoca UBP bu hale gelmemeliydi!

Gerçekten UBP içerisindeki kısır çatışmaları benim kapasitem algılamaya yetmiyor. Devlet kuran ve en uzun iktidar yükü taşıyan bu parti, kendi adayını cumhurbaşkanı yaptıktan sonra pusulayı kaybetmiş adeta. Çok yazık. On iki bin üyenin yüzüne baka baka, koca koca adamlar Kurultay bitmeden kurultayı bitirdi. Hem de oybirliğiyle. Sonra, sanki o oyları veren birlikte kendileri de yokmuşlar gibi, aman da müdahale, vay müdahale çığlıklarıyla bu sürecin yarattığı genel başkan ve başbakana nanik yapıyorlar. O koca koca adamlar ki, sanki partinin Meclis Başkan adayı belirlenirken kendileri orda yokmuşlar gibi, belirlenen adayın küçük düşürülmesinden daha öte sonuçları olan mızmız bir isyana kalkıyorlar.

Be efendiler, neyin kafasındasınız? Onlara sorulsa, hepsi de parti adayına oy verdi. Herhalde başbakan ve Resmiye Hanım, parti adayına oy vermedi. Aksi halde tutmaz o oy vermeyip de verdim diyenlerin hesabı. Esas sorun, sokaktaki yangına baka baka koltuk kavgası veya bu anlama gelecek kısır kavgalardan da geri durmayacak kadar hazım kudretine sahip olmaktır.

UBP, partililer ve Başbakan bu mızmız isyanı bastırmak ve bu isyancılara hadlerini bildirmek zorundadır. Hem on iki bin üyenin hatırına, hem de en önemlisi ekmek kavgasından bitap düşmüş sokaktaki gerçek dünyanın hatırına...

Kimsenin kimseye gülecek hali yok ki...

Halkın Partisi, bu halkın umutlarını, yeniliğe duyduğu heyecanı, temiz bir gelecek beklentisini hoyratça sömürmüş ve hem bu inançları kırmış, hem de kendi kendine defa defa gol atmıştır. Elitist bir kaprisle, iki defa hükümet bozmasalardı, aynı kaprislerle devam etmeyip UBP’yle ikinci kez hükümet kursalardı belki bu gün bazı şeyler daha farklı olurdu. Halkın zamanını çalan tek unsur bu yeni hükümet değil yalnız. Halkın Partisi de benim nazarımda aynı derecede kusurludur.

CTP ise profesyonel bir çizgide, ama işlerin ne içinde ne de dışında olarak, hiç bir şey yapmadan yaparmış gibi görünüyor. Tufan Hoca’ya halkın duyduğu güven ve Hocanın yıpranmamış kendi itibarı da maçı götürüyor. Hem de sessiz ve derinden hazırlanarak ve de neredeyse yıpranmayarak. Üstelik Tufan Hoca, adım adım her hazırlığı kendisi takip ve tatbik ediyor işini şansa bırakmadan. Bıyıklılar bıyıksızlar, ya da eski ekol yeni ekol çatışması yaşanmazsa, CTP en kötü ihtimalde dahi herşeye hazır durumda. Hükümete girmek hariç. Çünkü, bu koşullarda olası bir hükümet görevi hem içerde hem de dışarda CTP’yi çok yıpratır...

YDP ise taşın altına korkusuzca elini koymuş olmasının karşılığını hala alamadığı için huzursuz. UBP’nin kendi içindeki isyan, YDP’yi de isyan noktasına getirmez inşallah. Nitekim Sayın Bertan Zaroğlu’nun geçen haftaki samimi çığlığı beni ürkütmeye başladı bile. YDP, kimsenin beklemediği bir zamanda, beklenmeyen bir başarı elde etti ve öyle görünüyor ki, bu grafik de sürecek. Ne var ki, hükümetin akıbetinin belirsizliği, YDP’yi ortaklarından daha fazla rahatsız eder. Çünkü aldıkları kuvvetlendirilmiş tek bakanlık üzerinden halkın menfaati için yapabilecekleri icraatlara hala başlayamadılar.

Gidilecek köyün yolları çoktan belli oldu. Başbakan geri dönülmez bir biçimde fitili ateşledi.

Bu saatten sonra bu işi çok erken seçim temizler. Tabii herkes her bakımdan kendini yenilemeye, menfaat beklentisinden vazgeçmeye ve halkın canını yakan siyasi figürlere ceza kesmeye hazırsa!

Görelim bakalım. Hodri meydan....

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Av. Feyzi HANSEL yazıları