Kırk Derenin Suyu

Av. Feyzi HANSEL
feyzihansel@gmail.com
Av. Feyzi HANSEL

Covid-19 ekseninde kısır siyasetin paradoksları

Yayın Tarihi: 12/02/21 07:00
okuma süresi: 7 dak.
A- A A+

Ali Pilli Fenomeni”

Ülkede ne ararsak var. Ama herkes tarafından kabul gören ender gerçekliklerimizden birisi de Sayın Ali Pilli. Dil kullanım değerlerime yabancı sanal dünya terminolojileri kullanmak uymasa da, Ali Pilli, artık bir isim değil bir #hashtag sloganı oldu çıktı.

Ne olsa ülkede, adeta altından Ali Pilli çıkıyor. Gerçekten bizim halkı da anlamak zor. Her şeyden şikayet eden, her idari karar üzerinden saatlerce günlerce dedikodu malzemesi çıkaran bizim halk, sanki siyasi dedikodu malzemelerinden Ali Pilli’nin başarısız bir bakan olduğu çıkarımı yapılamazmış gibi, bir anda, görevden alma söylentileri karşısında Ali Pilli’ye sahip çıktı. Ali Pilli, adeta bir modern çağ Robin Hood’u oluverdi...

Gerçekten bizi de anlamak zor. Ali Pilli olmasaydı halimiz nice olurdu ? Ne konuşurduk ya da yazardık acaba? Kısır siyasetimizin en revaçtaki paradokslarından birisi Ali Pilli...

Sanırım, bir sonraki yazı günüm gelmeden yeni bir sağlık bakanımız ve belki de yeni konuşacak dedikodularımız olacak...

***

Erhan Arıklı ve Jale Refik Rogers

Bu zamanda ne ülkenin ne de siyasetin hiç kaldıramayacağı bir kazan kaynamaya başladı. Üstelik görünen o ki, bu kazanda ne pişerse pişsin hiç biri de bu halka bir fayda getirmeyecek.

Aylardır bir PCR kit tartışmasıdır aldı başını gitti. Jale Hanım’ın açıklamalarına bakılırsa, konu yargıya bile taşınmış.

Gerçekten, pandemiden dolayı yüreklerin bu kadar ağza geldiği bir dönemde, günlük testler konusunda mide bulandırıcı iddialar ileri sürülmesini aydın bir kimse olarak idrak edemiyorum; hazmedemiyorum.

Sayın Erhan Arıklı, kıymetli bir akademisyen ve kıymetli bir siyasetçi. Üstelik böylesi bir dönemde, CTP ve HP’nin yaptığını yapmayıp hükümete girme sorumluluğunu üstlenecek kadar da fedakar ve yürekli. Ne var ki, Erhan Bey’in hala hükümette değilmiş gibi hareket etmesi en azından bu zamanın koşullarında kabul edilebilir değil.

Qiagen PCR kitleri veya mevcut test yöntemleri ile ilgili bir takım iddiaları varsa bu konularla ilgili iddialarını ya da Jale Refik Rogers’la ya da başka herhangi bir kişiyle ilgili iddialarını ulu orta ifade etmek yerine, doğrudan aynı kabinede görev yaptığı Sağlık Bakanı nezdinde sorgulaması gerekmekteydi.

İnsanlar, günlük test sayılarının ya da açıklanan sonuçların bile gerçekleri yansıtmadığı düşüncesiyle kıvranırken, Sayın Başbakan Yardımcısı’nın bu ortama bir dinamit koyup da devlet hastanesindeki genetik laboratuvarının test sonuçları hakkındaki süphelerini, somut veriler ortaya çıkmadan açıkça dillendirmesi sadece halka ve halkın psikolojisine zarar verir. Sayın Arıklı, bu meyandaki düşüncelerinden feragat etsin ya da sussun demiyorum. Ama bir başbakan yardımcısı olarak, konuyu hükümet nezdinde sorgulayıp kesin ve somut sonuçlar elde etmeden böylesi kısır bir çekişmeye girmesi ya da halkı paniğe sevkedecek çıkışlar yapması anlamsızdır diyorum.

Ha, hükümet nezdinde bu konuda yapacağı girişimler sonuçsuz kalırsa, o zaman Erhan Bey ve Partisi’nin bu hükümette işi kalmamıştır demektir. Bunu da vakti geldiğinde çıkar ve aslanlar gibi kamuoyuyla paylaşır.

***

“Kıbrıs Sorununun BM Parametreleri Nezdinde Çözümü ile Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye’ye İlhakı Paradoksu”

KKTC’nin tanınmasını, ya da iki devletliliği fantezi olarak görenler var. Kıbrıs Cumhuriyeti’ne geri dönmeyi çözüm olarak görenler var. Birleşik ve federal bir Kıbrıs’ı çözüm olarak görenler var. Hepsinin de ortak noktası, KKTC’nin tanınmasının BM Kararları ve Parametreleri nedeniyle imkansız olması. Belki bu konuda haklıdırlar. Ne var ki, bu kesimin Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye’ye ilhak edileceği endişesini taşımasını son derece anlamsız buluyorum. Madem ki, KKTC’nin tanınması imkansız, o halde Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye’ye ilhakından niye korkuluyor? KKTC’nin tanınmayacağı bir dünyada, Kuzey Kıbrıs’ın alması muhtemel Türkiye’ye ilhak kararı nasıl tanınacak? KKTC’nin tanınmasını imkansız kılan uluslararası hukuk, Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye’ye ilhakını da imkansız kılar. Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye’ye ilhakının mümkün olması halinde ise, KKTC’nin tanınması da mümkündür.

Müzakereye başlamadan Birleşik ve Federal Kıbrıs diye masaya oturmak, bu tezi bile benimsemeyen Rum Yönetimini yola bir adım önde başlatır. Bu şartlarda, insanlara ilhak korkusu vererek, Rum hegemonyasında olacak bir devlete ilhakı savunmak da son derece anlamsızdır.

Bir kere, bu noktadan sonra, adı ne olursa olsun Kıbrıs Türkü’nün kendine ait bir devleti olmak zorundadır. Kıbrıs Müzakerelerinde federasyon müzakere edilecekse kadife ayrılık da müzakere edilebilir. Kendi devletine sahip olma hakkı tanınmadıkça Kıbrıs Türkü, kurulacak hiç bir ortaklık devletinde egemenliğin kaynağı ya da egemenlik haklarını devreden bir varlık olamayacaktır.

Tüm bu nedenlerledir ki, Türkiye, Kıbrıs’ta kendi kendine yeten, kendi ayakları üzerinde duran bir Kıbrıs Türk Devleti istemektedir. Bu devletin adının ne olacağı önemli değil.

***

Bizdeki paradokslar, ya da kısır döngüler bitmez.

Örneklenebilecek çok paradoks var. Şimdilik yukarıdakilerle yetiniyorum. Bu paradokslardan kurtulmak için ne istediğimize karar vermeliyiz. Kendi kendine yeten, istikrarlı ve güçlü bir devlet mi yoksa tutanın tuttuğu elinde kalan ama bundan istifadeyle becerenin istediğini aldığı kokuşmuş şimdiki düzenin devamı mı?

Eğer mevcut düzenin devamını istiyorsak, ne devlet olabiliriz, ne düzen kurabiliriz, ne ortak olabiliriz ne de varlığımızı devam ettirebiliriz. Ha yok, samimiyetle şimdiki durumdan şikayetçiysek, o zaman da, hatırla gönülle ahbaplıkla bir şeyler elde etmekten vazgeçmeli ve üzerimize düşen sorumlulukları layıkıyla ve usulü ile yerine getirmeliyiz. Biz düzelmeye başlarsak, iktidar da muhelefet de düzelmeye başlayacaktır.

Muhalefete baksanıza! Aniden hükümet bozulur da kendi kucaklarına düşer hükümetçilik ya da aniden bir erken seçim olur da oy istemek zorunda kalınır diye, ne etliye ne de sütlüye dokunmuyor. Muhalefet, sünnetçi korkusu verir gibi gerçekleşme ihtimali nerdeyse bulunmayan ilhak karşıtı propaganda yapmak yerine kendi kendine yeten bir adil bir devlet düzeni kurulması için öneriler yapsa ve bunların ısrarlı takipçisi olsa, ülke çok daha farklı yerlerde olurdu...

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Av. Feyzi HANSEL yazıları