Kırk Derenin Suyu

Av. Feyzi HANSEL
feyzihansel@gmail.com
Av. Feyzi HANSEL

Samimiyet, aidiyet ve miting

Yayın Tarihi: 27/04/21 07:00
okuma süresi: 7 dak.
A- A A+

Cumartesi günü, pandemi koşullarının yarattığı riske rağmen, geniş katılımlı bir miting gerçekleştirildi İnönü Meydanı’nda. Bu mitingi bulaş riski açısından konuşmaya gerek görmüyorum. Büyük risk miydi? Tartışmasız evet. Ama, oraya giden insanlar, memleketleri uğruna bu riske girmeyi değer bulmuşlardı ve bununla gurur duyuyordular. Akacak kan damarda durmaz derler ya, o hesap, bulaş riskini konuşmanın anlamı yok artık...

***

Cumartesi günü, insanlar, sözüm ona sanki Kıbrıs’ta bir anlaşma yapılmasını bizim devletimiz ve Türkiye engelliyormuş gibi, Güney Kıbrıs’la eş zamanlı bir miting yaptılar İnönü Meydanı’nda. Amaçları, iki bölgeli ve iki toplumlu bir federasyon için kendi yönetimlerine baskı yapmaktı. En azından görünen amaç buydu. Miting bitti, herkes büyük bir gururla evlerine döndü. Güneyde miting gerçekleştiren Rumlar evlerine dönerken, uluslararası geçerliliği olan kimlikleriyle bir şey kazanmadan ve bir şey kaybetmeden döndüler evlerine. Bizimkiler ise, yine dünyanın kabulüne mazhar olmadan döndüler...

***

Bu gün Rumların her isteğine tamam desek dahi iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayanacak bir federasyon Rum halkının referandumunda onay görür mü ? İmkansız. Rumların bir anlaşmayı kabul edebilecekleri tek fırsat 2004’te kaçırılmıştı. Çünkü Rumlar, o dönemin koşullarında dahi referandumda ezici çoğunlukla HAYIR demişlerdi Annan Planı’na. Biz bir evetle dünyaya bağlanacaktık sözüm ona. Ne geçti elimize? Rumların insafında bir yeşil hat tüzüğü. Bu yeşil hat tüzüğü, güya bize ürünlerimizi ihraç imkanı sağlamış. Alın bakın ihracat verilerine. Yeşil hat tüzüğü ile güney üzerinden yapılan ihracatın genel ihracatımıza oranı nedir, görürsünüz. Reva mı bu?

***

Soru basit. Bir Rum ile bir Türk arasında ne fark var? Neden bir Rum’un siyasi tercihi dünyaca kabul görürken, bir Türk’ün tercihi Rumun penceresinden değerlendirilsin? Yoksa bir Türk’ün tercihi Rumunkinden daha mı az değerlidir?

***

Her ne pahasına olursa olsun halkımızın kendine ait ve bağımsız bir devlet sahibi olması, olmazsa olmaz olmalıdır. Hepimiz Atatürkçüyüz. Atatürkçülük demek, modern bir Türk kimliği tanımlamak demektir. Milli bir devlete sahip olmak ve bu devleti yüceltmek demektir. Peki, Atatürkçülük kisvesinde devletimizden vazgeçip Rumların çoğunluk olacağı bir devlete, devlet ve halk olarak değil de toplum olarak entegre olmak nasıl bir Atatürkçülüktür? Milli devlete sahip olma ülküsü olmadan Atatürkçülük olur mu? Rumların sahip olduğu devletle, halk ve devlet olmaktan feragat ederek toplum olarak bir federasyon kurmayı benimsemek ya Atatürkçülük değildir; ya da bunu Atatürkçülük olarak lanse etmek samimiyetsizliktir.

***

Memlekette sağ, çoğunlukta olsa da yeni jenerasyonu kucaklayacak, yeni jenerasyonun ihtiyaç duyduğu aidiyet duygusunu verebilecek yeni bir politika geliştirememektedir. Bu şartlarda, ülkedeki eşitsizliklerden, haksızlıklardan, adam kayırmacılıktan, başıboşluktan, işsizlikten hatta ve hatta kimliksizlikten bunalan yeni jenerasyonu, isyan duygularını besleyen ve hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir hayal ile heyecanlandıran sola çok geniş bir meydan kalıyor. Bizde sağ, ya kafa tası milliyetçiliği, ya da halktan kopuk elitist ve ukala bir milliyetçilik hükümranlığından kurtulmadıkça, herkesi kucaklayabilecek yeni bir milli kimlik yaratmadıkça; en önemlisi ülkeyi herkesi kucaklayacak ve fırsat eşitliği kapsamında yeniden düzenleyecek bir şekilde yeniden yaratmadıkça, seçimleri kazanmaya devam etse dahi, sağ, bu ülkede solun yarattığı kitleleri ve gürültüyü yaratma imkanı bulamayacaktır.

***

Cumartesi gerçekleştirilen mitinge katılan insanları fişlememek, yadırgamamak ve hor görmemek gerekir. Cumartesi günkü mitingi, kendi ülkesinde insanca yaşama fırsatlarına sahip olamadığı için kendi kendiyle kavgaya giren, arayış ve isyan içerisindeki yeni jenerasyonun bu insani duyguları üzerinden Atatürkçülük, laiklik ve Avrupa Birliği hayalleri pazarlamak suretiyle sömüren büyük güçlerin karşısında bu yeni jenerasyona beklediği fırsatları yaratamayan sağın kusurları ışığında değerlendirmek kaçınılmazdır.

***

Ne sağ, ne de memleketteki sol, yarattığı ve pazarladığı politikalarda samimi değil maalesef. Ana fikir olarak herhangi bir dini inançla ilgisi olması beklenmeyen solun laiklik kavgası yapması; Avrupa Birliği gibi emperyalist oluşumlara sıcak bakması beklenmeyen bir solun Avrupa Birliği’ni ulaşılacak hedefler arasına katması ve pazarlık meselesi yapması; milliyetçilikle ilgisi olması beklenmeyen bir solun Atatürkçülük iddiasıyla yola çıkıp hem halk olmaktan hem de milli devletten feragat etmesi samimiyet değildir. Milli devlete sahip olma, manevi değerleri taşıma ve herkesi kucaklama iddiasında olan bir sağın, ülkenin tüm gençlerine sahip çıkacak ve onları milli değerlere ve milli devlete bağlayacak politikalar ortaya koyamaması samimiyet değildir.

***

Ülke gençliği, kendini ait hissedeceği bir devlet düzeni, bir kimlik beklentisi içerisindedir. Bu beklentiyi görmezden gelerek Cumartesi günkü mitingi değerlendirmek ciddi bir hata olur. Tekrar etmek zorundayım. Sağ kendini yeniden tanımlamak zorundadır. İster sağ, ister sol, kim bu memleketin yönetimine gelirse, kesin bir fırsat eşitliği yaratmak, adam kayırmacılığa ve torpil düzenine bir son verme, devletin ellerine şefkat bulaştırıp bu şefkatli ellerle bu yurdun her yurttaşına tek tek ve eşit imkanlarla dokunacak bir düzen kurmak zorundadır. Aksi takdirde, yeni jenerasyona ihtiyaç duyduğu bir aidiyet duygusu kazandırmak mümkün olamayacaktır...

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Kuzey Kibrisli27/04/21 20:57
Sağ cenah yada sözde sağ geçinen kesim için yaptığınız saptamaların altına imzamı atarım. Yaşanan birçok sıkıntıda doğrudan veya dolaylı yoldan etkilerinin olduğu tartışılmaz. Ancak sol cenah yada sözde sol için ayni fikirde değilim. Çünkü onlar 1940’lı yılların ikinci yarısından itibaren güya ideoloji yolunda mücadele adına hep Kıbrıs Türklerinin önünü tıkayan unsur oldular. Bununla da kalmayıp süreç içerisinde Rum/Yunan milliyetçiliğinin kuklası oldular. Genç jenerasyonlara gelince, gerçek anlamda kendilerini ait hissedecekleri bir yer ve kimlik arıyorlarsa o zaman yaşadıkları coğrafyanın gerçeklerini ve dünya gerçeklerini öğrensinler. Günümüz şartlarında nerede ise tümünün internete ve bilgiye erişme yeterliliği mevcuttur. Yada şimdiki durumlarında olduğu gibi zor ve acı dolu yollardan bedeller ödeyerek öğrenmeyi seçecekler. Öyle 60-70 yıllık yalan dolan nostaljik ütopyaların peşinde ısrarla ve körü körüne koşmakta ısrar etmesinler... Çakma sağımız ve çakma solumuz gibi genç jenerasyonların elleri da öyle düşünüldüğü gibi temiz değildir...

Diğer Av. Feyzi HANSEL yazıları