Kırk Derenin Suyu

Av. Feyzi HANSEL
feyzihansel@gmail.com
Av. Feyzi HANSEL

Elektrikte Anayasa ihlali!

Yayın Tarihi: 12/08/21 08:22
okuma süresi: 7 dak.
A- A A+

Okumayı ve yazmayı öğrendiğim zamandan bu yana yazmak büyük tutkularımdan birisi oldu. Gazetelerde yayımlamak üzere yazdığım ilk yazıyı hâlâ dün gibi hatırlarım. Tarihinden tam emin olamasam da, yazdıklarımı paylaşma hususunda beni zorlayan ilk konu ülkedeki müzmin elektrik kesintileri olmuştu. Nur içerisinde yatsın, Mehmet Ali Akpınar'ın güçlü bir ekol ve Kıbrıs Gazetesi'nin genel yayın yönetmeni olduğu 1990'lı yılların başlarıydı. Elektrik olmayan gecelerde, annemin, babamın ve aile büyüklerinin geçmişe dair masalsı gelen anılarını dinlemek elbette keyifti. Ama dünyaya kafa tutmak enerjisiyle dolu çocuk aklım, o devirde ülkede sık sık ve uzun uzun elektrik kesilmesini anlayamamıştı.

Aradan 30 yıldan uzun bir süre geçti. Ben büyüdüm, avukat oldum, bir çok resmi görevlerde bulundum ve bulunuyorum. Keza, neredeyse on beş yıldır mevzuat çalışmaları hazırlamakat ve bu bu bağlamda son on beş yıl zarfında ülkede görev yapmış her hükümete bu alanda, pek çoğu da ücretsiz olmak üzere mevzuat hazırlık ve hukuk danışmanlığı hizmetleri vermekteyim. Hele hele, 2009 - 2014 arasında beş yıl kadar bir süre boyunca Kıbtek'e kurumsal hukuk danışmanlığı hizmeti verdim. Ne grevler, ne sayıştay denetimleri, ne kritik davalar geçirdim. Değişmeyen tek şey, ülkedeki müzmin elektrik kesintilerinin periyodik olarak hortlayıp huzurumu, huzurumuzu bozmaya devam etmesidir...

Elektrik Kurumu'na hizmet verdiğim dönemde, ilk dikkatimi çeken husus, Kurum'un yönetimine ilişkin temel mevzuattaki eksikliklerdi. Bu eksiklikler hala devam ediyor. Pek çok uygulama anayasaya aykırı. En önemlisi, Elektrik Kurumu'nun personel rejimi açık açık, çığlık çığlığa anayasaya aykırı... 

2012 yılında, hatırlayacaksınız, elektrikte çok büyük bir grev olmuştu. O güne değin, sendikalara karşı çok önyargılıydım. Hala sendikaların, amacına uygun hizmet etmediği fikirlerim değişmedi ama, o grev günlerinde Elsen konusunda fikirlerimde ciddi değişiklikler olmuştu.

Grev o denli büyüktü ki, ülke günlerce elektriksiz kaldı. Pek çok şaibeli arızalar da işin tuzu biberi oldu. Teknecik greve dahil olunca, ülke karanlık kalmasın diye hükümet grevi yasakladı ama sendika sivil itaatsizlik yaparak eylemlerine devam etti. Son çare, Teknecik'teki jeneratörlerin devrede kalabilmesi için dönemin İrsen Küçük Hükümeti Aksa'dan hizmet almak zorunda kalmıştı. Teknecik personelinin tesisleri tahliye etmesi istenmekteydi. Bu amaçla Polis ekipleri, Teknecik'i ablukaya almıştı. Aksa personelinin içeriye girmesinin engellenmesi eylemcilerin benimsediği temel vazifeydi. Neyse, santrallerin arka kapısından Aksa Personeli içeriye alınmış ve jeneratörlere sevkedilmişti. Ben de, kurum hukuk müşaviri olarak, Teknecik'te görevlendirilmiştim. Bu esnada yaşadığım tecrübeler, ömrümde ilk kez bir sendikaya karşı fikirlerim değişmişti. Elsen, santrallerin devrede kalabilmesi için kritik personelini ne greve dahil etmişti, ne de santrallerden çıkışlarına izin vermişti. Aksa personeli jeneratörlerin başına geçerken, Kıbtek personeli ağlaya ağlaya gelen yabancı personele, jeneratörlerimizin zarar görmemesi için gözlemci olarak onlara eşlik etmekteydiler. Sonra, benim ve sendika avukatının da arabulucu olarak fonksiyon üstlendiğimiz bir müzakere süreci neticesinde, Hükümet ile Sendika arasında Kıbtek'in geleceği ile ilgili prensiplerde mutabık kalınması neticesinde eylemler sona ermiş, ve Kıbtek personelinden teslim aldığımız Teknecik'i, kurum ve sendika avukatları olarak, yine Kıbtek Personeli'ne teslim edilmesine nezaret etmiştik.

Bu mesleki anımda, benim için en çarpıcı kazanım, ömrümde ilk kez bir sendikanın işvereni olan milli zenginlik hususundaki hassasiyetleri, ülkedeki sendikalaşmaya olan bakış açımı değiştirmişti. Hala, Elsen konusunda eskisi gibi önyargılı değilim. Ne var ki, 2012 döneminde, hem sendikaya hem de dönemin başbakanı Sayın İrsen Küçük'e başbakanlıktaki toplantıda, Kıbtek'teki personel rejiminin açıkça anayasaya aykırı olduğunu ifade etmiştim. Hatırladığım kadarıyla, sendika sonrasında, Kurumun özerkleştirilmesi ve personel rejiminin anayasaya uygun hale getirilmesi için bir yasa taslağı hazırlatmışlardı. Hatta, yanlış hatırlamıyorsam bu çalışmayı kıymetli dost ve hocam Sn. Tufan Erhürman ile yürütmüşlerdi. Aradan 6 - 7  yıl kadar geçtikten sonra dahi bu konuda bir arpa boyu yol alınmadı. 

Hatta, kuruma müdür atamalarıyla ilgili avukatlık yaptığım bir davada, Kıb-Tek personel rejiminin Anayasaya aykırı olduğu iddiasıyla ilgili Bakanlar Kurulu kararı ile toplu iş sözleşmesinin anayasa mahkemesine havalesini talep etmiştim ve mahkeme de bu hususları Anayasa mahkemesine havale etmişti. Duruşmaya geçileceği esnada, sendika, açmış olduğu davasını geri çekti ve bu konunun anayasa mahkemesinde tescili olanağı ortadan kalktı.

Şimdi dönüp geriye objektif olarak bakarım. Kurumun elektrik altyapısı ile ilgili özellikle yüksek gerilim hattı geçişleri, anayasal rejimimize uygun değil! Kurumun personel altyapısını düzenleyen Bakanlar Kurulu kararları ve toplu iş sözleşmesi anayasamızın 121 ve 122'nci maddelerine açıkça aykırı. 

Bu ülkede 2012 yılından bu yana kaç hükümet değişti? El-Sen hep El-Sen olarak kaldı. Defalarca, personel rejimin anayasaya aykırılığı tartışıldı. Ne değişti? 

Kaç bakan geçmişse, grevler eylemler, özerkleşme sözleri, popülizm hat safhada derken; ne yatırım yapıldı; ne mevzuat yenilendi, ne kafalar değişti! Olan yine bize, halka oluyor. Yine karanlıktayız. Yine, elektrik üretimi için gerekli yakıtın kaç paraya alınacağının stresi altında ezdiriliyoruz. Üstelik 30 yıl önce benim anlayamadığım elektrik kesintilerini, 30 yıl sonra dört yaşındaki oğluma anlatmam artık daha zor!

Kıbtek dediğimiz vazgeçilmezimin pek çok yasal dayanağı Anayasaya aykırı. Ya Anayasayı değiştirip kuruma uyduralım; ya kurumu özelleştirip mevcut rejimini Anayasadan kurtaralım; ya da hem kafaları, hem de kurum mevzuatını Anayasaya uygun hale getirelim! Ya da hiçbirini yapamayacaksak, neyse daha ileriye gitmeyeyim...

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Av. Feyzi HANSEL yazıları