AKLIMA TAKILANLAR

Ulaş BARIŞ
ulasbaris1973@gmail.com
Ulaş BARIŞ

Erkenden de erken bir seçim kaçınılmazdır

Yayın Tarihi: 24/03/21 12:03
okuma süresi: 7 dak.
A- A A+

İşimizi gücümüzü bıraktık, hükümetin 3 partili mi 4 partili mi, 27 başlı mı, bilmem kaç başlı mı, onu konuşuyoruz.

Üstelik bu konuşmaları salt muhalefet üyelerinin açıklamaları dolayısıyla değil, bizzat hükümetin üyelerinin açıklamaları sebebiyle yapıyoruz.

Mesela, geçen sene UBP Başkanlığına aday olup, tam da kazanacağı sırada kurultaydan el çektirilen Faiz Sucuoğlu diyor ki "hükümet 4 partiden ve 27 başbakandan oluşuyor…"

Efendim buradaki 4. parti denilen oluşum, azınlık hükümeti onay alabilsin diye partilerinden istifa edip, meclisi açan ve hükümetin güvenoyu almasına sebep veren bağımsızlar grubundan başkası değil.

Dokunulmazlığı kaldırılan, hakkında davalar bulunan ve yargının karşısına çıkmayı bekleyen, ancak hâlâ daha çıkamayan UBP'li Aytaç Çaluda ise, bahse konu bağımsız grubun, hükümetin kurulmasına olanak vermesi için yaptığı o etik dışı manevra için "başbakandan birtakım istekleri olmasının doğal olduğunu" söyleyebiliyor.

Yani ülke demokrasisi açısından 'facia' olan bu durumun aslında 'normal' olduğunu söyleyerek, kirli pazarlıkların 'gündelik' karşılanması gerektiğini ifade ediyor.

Böylece geçtiğimiz gün Mecliste yaşanan ve nisap krizine yol açan durumun altındaki sebebin ne olabileceğine dair birtakım gerçekler kendiliğinden ortaya çıkıyor.

Çünkü KP, nisap krizinin yaşandığı gün yaptığı haberinde, söz konusu grubun, başbakandan, kendilerine yakın bir kişiyi, üst düzey bir devlet görevine atama sözü aldığını ancak bu sözün UBP içinde başka bir krize yol açtığını yazmıştı.

Aytaç Çaluda'nın ifadelerinden hem olayın doğruluğunu hem de hükümetin gerçekte kaç partiden oluştuğunu anlayabiliyoruz.

Buraya kadar yazdıklarıma bakınca, ortaya hem koalisyon arasında devam eden bir krizden, hem koalisyona dışarıdan destek veren bağımsız grupla UBP arasında yaşanan bir krizden hem de UBP'nin kendi içinde yaşadığı bir başka krizden söz ettiğimi görürsünüz.

Rusların sembol oyuncağı Matruşka bebek gibi, açtık sonra içinden başka bir krizin çıktığı bu kaotik ortamının ne kendilerine, ne meclise ne de memlekete hayrı olacağını anlamak için alim olmaya gerek yoktur diye düşünüyorum.

Öte yandan başka acayiplikler de olduğunu yazmadan edemeyeceğim.

Mesela Ali Pilli olayı.

Görevden alındıktan sonra bunu kendine yediremeyen, yapılanları sindiremeyen Pilli'nin, hükümete karşı sürdürülen muhalefetin en başlarına geçtiğini dün yapılan meclis oturumunda bir kez daha gördük.

Birden fazla kez kürsüye gelen Pilli, önce tam bir muhalif vekil ağzıyla "temaslı takibi için PCR değil, rapid test yapılırsa bunun sonucu facia olur" dedi, ardından da "Etrafta iki ayaklı Covid-21'ler türedi ama bunlar Ali Pilli'yi öldüremezler" diye meydan okudu.

Pilli, eğer kişisel sıkıntısını bir kenara bırakabilseydi, ilk yazdığım cümlesini meclis kürsüsünden değil, telefonu kaldırarak şimdiki sağlık bakanına söylerdi. Ya da onunla konuşmuyorsa Başbakana söylerdi. O da olmadı, illa ki partiden birine söylerdi.

Ancak bunun yerine çıkıp kürsüden söyleyiverdi.

İkinci dediği şey, yani Covid-21 esprisi ise direkt Başbakana ve çevresine yönelikti. O bunları konuşurken, kendisini izliyordum ve bu sözleri muhalefet sıralarına değil, Başbakanın oturduğu tarafa doğru bakarak, kendi parti sıralarına söylüyordu.

Şimdi eğer ben Başbakan olsam ve partime de hakim olsam, bu konuşmaların ardından yapacağım tek şey, Pilli'yi direkt disiplin kuruluna sevk etmek, gerekli yaptırımı uygulatmak olurdu.

Sadece onu değil, geçtiğimiz gün bir TV programına katılan ve Başbakan için "abesle iştigal konuşuyor" diyen Hasan Taçoy'a da aynı uygulamayı yapardım.

Makalenin başında aktardığım Sucuoğlu'nu da ilgili ifadeleri sebebiyle aynı şekilde disipline verirdim.

Ama Başbakan partisine hakim değil çünkü Başbakan o makama 'atama' ile gelmiş birisidir, seçilmiş değildir.

Dolayısıyla parti üzerinde herhangi bir kontrolü olmasına imkan yoktur.

Öte yandan UBP'nin muhalefeti serttir. Yıllarca iktidara alışan bu parti ne zaman muhalefete düşse, karşısındaki rakibi parçalamak için dört koldan saldırır.

Ama UBP'nin parti içi muhalefeti daha da serttir ve genelde mahkemede sonuçlanan birtakım olayları da beraberinde getirir.

İşte bu noktada, Başbakanın işi sanıldığından daha zordur çünkü dediğim gibi hem partisine hakim değildir, hem seçilmiş değildir, hem de kendisine karşı muazzam bir parti içi muhalefetle karşı karşıyadır.   

Geçtiğimiz yıl yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yapılan pervasız müdahaleye kucak açan, Mustafa Akıncı'yı Rumculukla suçlayıp duran UBP'nin sert isimlerinden Zorlu Töre ise, UBP'nin bu kaotik durumuna parmak basarak "UBP'de demokrasi ayıbı ortadan kalkmalıdır" diyor. Yani erken seçime gidilmeden, partinin tamamlanamayan kurultayının bitmesini istemektedir.

Zorlu Bey kusura bakmasın ama Cumhurbaşkanlığı seçimine yapılan müdahale "demokrasi" oluyorsa, o zaman kendi partisine karşı yapılan müdahale de bu bağlamda "demokratik" olur.

Yanlış anlaşılmasın, bana göre her ikisi de demokrasi sınırları içinde değildir, hiçbir zaman da olamaz.

Tam da bu yüzden 'demokrasinin bir gün gelip herkese lazım olabileceği' şeklindeki kadim deyişi geçen yılın o müdahale günlerinde yazıp durmuştum.

Lafın kısası, hem hükümetin, hem UBP'nin hem de memleketin hali kaotikten de öte, perişan bir haldedir.

Her ne kadar da bu sistem altında, bu bağımlı düzen içinde, yapılacak olan yeni bir seçimin özünde bir çare olamayacağını düşünsem de, bu noktada erkenden de erken bir seçimin kaçınılmaz bir şekilde karşımızda olduğunu söylemem gerekir.

Meclis aritmetiğinin yeniden şekillenmesinin en azından 'görüntü' olarak da olsa birtakım sıkıntıları giderebileceğini düşünüyorum.

Ayrıca sadece UBP'de değil, diğer partilerde de baş gösteren parti içi çekişmelerin bu yolla bitmese bile 'azalabileceğini' şahsi görüşüm olarak buraya not edeyim.

Aksi takdirde bu kaos sürer ve olan da halka olur…

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Ulaş BARIŞ yazıları