CTP için kırılma anları yaklaşıyor…

Yayın Tarihi: 07/11/23 07:00
okuma süresi: 7 dak.

Dünkü programıma katılan Sol Hareket Dışilişkiler Sekreteri Abdullah Korkmazhan son yazdığı ‘Vretçalı Hoca-Özker Özgür” adlı kitabını hediye etti. CTP’nin unutulmaz liderinin anlatıldığı yeni kitabı için Abdullah’ı kutlarım. Satışları da çok iyi gidiyormuş, sevindim. Herkesin yakın siyasi tarihimizde olanları bilmesine ihtiyacımız vardır.  

Program öncesi kitabı da konuşmayı planladığım için konuya hemen girdik ve CTP’nin 80 ve 90’lı yıllarında yaşadığı bir takım kırılma anlarına baktık.

Özetle 1989’da Sovyetlerin yıkılmasıyla partinin 1990’dan itibaren yeni bir kimlik arayışına girmesini, 1993’de Rauf Denktaş’ın etkisiyle girilen DP koalisyonunu, ardından iki yılın sonunda CTP’nin o zamanki Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Özker Özgür’ün “davul bizim boynumuzda ama tokmak onların” diyerek istifa etmesini, sonrasında Mehmet Ali Talat döneminde devam edilen koalisyon ve hocanın skandal bir şekilde partiden atılmasına (1998) geçen süreyi konuştuk.

Abdullah kitabına da konu olan bu tarihi olayları büyük bir titizlikle yazmış, dün de programda anlattı.

Yukarıda Abdullah ile bir kısmını konuştuğumuz şeyler, ülkenin en eski ve en köklü partisi olan CTP’nin siyasi tarihinde birer kırılma anlarıdır.

Kuşku yok ki tarih tekerrürden ibarettir ve CTP, yakın gelecekte yine çok büyük kırılma anlarıyla karşılaşacaktır.

Bu kırılma anlarından bir tanesi ve olası en yakını Külliye meselesidir.

İçine bir işçi köyü kurulan, Pazar, bayram dinlemeden, gece yarılarına kadar harıl harıl çalışılan ve kimsenin karışamadığı inşaat en geç 20 Temmuz 2024’e kadar açılışa hazır hale gelecek.

20 Temmuz müdahalesinin 50.yılı şerefine açılması planlanan hatta Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliev’in de açılışına davetli olduğu Külliye, bildiğiniz gibi CTP’nin başını çektiği protesto gösterilerinin de odağı olmuştu. Ellerinde “Külliye değil okul istiyoruz” diye ‘naif’ pankartlar taşıyan kalabalıklar, bir keresinde tellerden atlayıp inşaat alanına da girmiş ve bu görüntüler ‘zafer’ tadında basına yansımıştı. Ama inşaat durmamıştı.

O değil de pek çok CTP’li vekil ve yetkili gerek aleni gerekse de dost meclislerinde asla Kulliye’ye gidip görev yapmayacaklarını, bunu asla kabul etmeyeceklerini de söylemişlerdi.

Peki, sonuç ne olacak? Ülkenin dümenini elinde tutanlar, “Dianellos’u kapatıyoruz gençler, hadi Külliye’ye” dedikleri zaman, CTP ne yapacak?

14 Kasım 1983 gecesi yaşananlar tekrar mı edilecek? Parti Meclisi toplanıp yine ‘kıl payı’ bir kararla, oraya gitmeye karar verecek, sonra da bazıları ‘oturup, ağlayacak mı?’

O ‘asla oraya gitmem’ diyenler bu sözlerini tutup, buna muhalefet edecekler mi?

Edince ne olacak? Zira konu öyle klasik ‘kol kırılır, yen içinde kalır’ diye geçiştirilecek bir mesele olmayacak, hatırlatmak isterim.

Ve bunun gibi hatırlatmak istediğim bir başka muhtemel kırılma anı da önümüzdeki iki yılda biri kesin, biri de muhtemel iki seçimde CTP’nin Kıbrıs sorunu konusundaki tutumu olacak.

Kesin olan seçim 2025 Cumhurbaşkanlığı ya da toplum liderliği seçimidir. Bir diğeri ise UBP içindeki karışıklıklara bağlı (yoo, utanıp gitmeyecekler) olası bir erken genel seçimdir.

2020 seçimlerinde sola ve sonrasında sağ kesime yapılan açık müdahaleler, KKTC siyasetinin hem en tepesini hem de meclisini/hükümetini dizayn etmiş ve Türkiye’nin uygulamaya koyduğu ‘eşit egemenlik’ soslu iki devletlilik formülünü hayata geçirmiştir.

Bu formül aradan geçen 3 yıllık zamanda dünya tarafından hiçbir şekilde kabul görmemiş ancak ısrardan da vazgeçilmemiştir. Vazgeçilmediği gibi federal çözüm taraftarları üzerinde büyük baskılar oluşturulmuş, bu çözümü isteyenler ‘Rumcu’ diye yaftalanmaya başlanmıştır.

Öte yandan CTP son yıllarda özellikle başkanlarının pasif çözüm siyaseti nedeniyle federal çözüme istenci sorgulanan bir parti kimliğine bürünse de tabanının geniş kesimleri hala daha federasyona sıkı sıkıya bağlıdır. Ancak parti yönetimi gerek popülizm, gerekse de bir takım kariyer saplantıları yüzünden çözüm konusunda çok eleştirilmektedir. Son dönemlerde bir takım eski parti yetkililerinin yaklaşan tehlikeyi görüp, ‘federasyon yerine çözüm tabirini kullanalım’ diye konuşması benim bu makalede anlatmaya çalıştığım kırılmalardan bir diğeridir.

Bakınız, oradan buradan kulağıma çalınıyor, diyorlar ki ‘CTP’ye bir takım sözler verildi ancak bu sözlerin hayata geçmesi için en başta federal çözümden vazgeçilmesi isteniyor.’ Bu mümkün mü?

CTP’nin parti tüzüğü çok açıktır. İkinci maddesinde federal çözüm yazmaktadır. Orada yazılı olan şey basit bir tüzük maddesinden çok ötede, partinin yaşam sebeplerindendir çünkü CTP hemen her dönem bu ülkedeki federal çözüm mücadelesinin lokomotifi olmuştur.

Kırılma anından tam olarak kastım, “alın size KKTC’nin yönetimini verelim, karşılığında da federal çözümden vazgeçin” denildiğinde, partinin elitlerinin ne yapacağıdır.

Tarih tekerrürden ibarettir dediğim şey budur. Denktaş, 14 Kasım 1983 gecesi sarayda topladığı zamanın siyasi partilerine “yarın Cumhuriyeti ilan ediyoruz. Reddedenin yeni kurulacak düzende siyaset yapmasına izin verilmeyecektir” demesiyle bu makalede anlattıklarım arasında tarihsel olarak çok benzerlik vardır.

Hem sokakta hem mecliste diyerek bu işler olmaz demiştik. Meclisten çekilin, demokrasicilik oyunundan vazgeçin, gerçek muhalefeti çözüm yolunda örgütleyin dediğimizde kızmıştınız.

Yüzünüze baka baka meclisten geçirilen yasaları zırt pırt Anayasa Mahkemesine götürüp, yargıyı hedef tahtası haline getirerek muhalefet yapılmaz dediğimizde de dinlemediniz.

Son günlerde sizin gayrı-meşru dediğiniz hükümetin diline pelesenk olan şey Adalet Bakanlığı kurmak için devletin ismini ve Anayasasını değiştirmektir. Bir sebebi de sizsiniz.

Şimdi kırılma anları yaklaşıyor ve kuşku yok ki durum o meşhur deyimdeki gibidir: “Hem ekmek bütün hem de köpeğin karnı tok olmaz…” Olmayacak da.

Babamın partisi, Naci abimin partisi, dayımın partisi CTP ne yapacak?

Kendine yakışanı mı yapacak yoksa dayatmalara teslim mi olacak?

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Ulaş BARIŞ yazıları