KKTC halkı, Kıbrıs Türk toplumunu temsil eder mi?

Yayın Tarihi: 31/05/21 07:00
okuma süresi: 7 dak.
A- A A+

Kıbrıs sorunu BM gündemine ilk kez 1954 yılında Yunanistan’ın BM genel kuruluna başvurusuyla gelir.

Yunanistan Kıbrıs sorununun “halkların hak eşitliği ve kendi kaderlerini tayini ilkesinin BM gözetimi altında Kıbrıs adası halkına uygulanması” adı altında Genel Kurul gündemine getirilmesi için BM’ye başvurmuş ayrıca İngiltere’den de Kıbrıs’ı Yunanistan’a devretmesini istemiştir.

Yunanistan ve Kıbrıs Rum liderliğine göre, adada Rumların çoğunlukta olduğu tek bir halk vardır, bu sayısal çoğunluk ada halkının kaderini tayin etmekte yetkilidir, bu yetkisini adanın Yunanistan’a devredilmesi yönünde kullanmak istemektedir ve bu meşru isteği BM tarafından onaylanmalıdır. Türk tarafının tezi ise adada 2 farklı etnik kimliğe dayalı 2 ayrı halk olduğu ve self-determinasyon hakkının her iki halka da tanınarak adanın taksim edilmesidir.

BM, başvurunun genel kurulda görüşülmesini 1956’da gündemine alır ve 1957’de Kıbrıs'la ilgili ilk kararını alarak, sorunun barışçı ve demokratik yollarla çözümü için İngilizlerle Kıbrıslılar arasında görüşmelerin başlamasını kararlaştırır. Yunanistan ve Türkiye’nin de müdahil olacağı görüşme sürecinden ise 1960 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti doğar. KC  tarafların her ikisinin de başlangıç tezlerinin yani enosis ve taksimin kabul görmediği hatta net olarak yasaklandığı, 2 farklı etnik kimliğe dayalı, 2 toplumlu, tek egemenliğe sahip, üniter ve bağımsız bir devlettir ve kuruluşuyla birlikte BM tarafından tanınır.

Ancak iki toplum arasındaki problemler bitmemiştir ve burada tekrarına gerek olmayan uluslararası hukuğa aykırı bir dizi çetrefilli olay neticesinde ada coğrafik olarak kuzey ve güney şeklinde bölünür.

KC vatandaşı Kıbrıslı Türkler kuzeyde, Kıbrıslı Rumlar ise güneyde toplanırlar, böylece coğrafik bölünmeyi demografik bölünme izler. Kuzeyde toplanan KC vatandaşı Kıbrıslı Türklerin hükümet temsilcileri KC’deki siyasi temsil görev ve yetkilerinden çekildiklerini açıklayıp siyasi bölünme de talep ederler ancak bu BM’de yine kabul görmez ve taraflar sorunun uluslararası hukuğa uygun çözümü için toplumlarası görüşmelere davet edilir. Bu görüşmelerde toplumları, tarafların ayrı ayrı seçecekleri toplum liderleri temsil edecek ve meseleye BM çerçevesinde yeni bir çözüm bulunana kadar adadaki tek geçerli siyasi yapı KC devleti olacaktır.

Kıbrıs Türk Toplumu devletteki resmi görevlerinden çekildiğinden, KC sadece Rum toplumu tarafından temsil edilmektedir. Kıbrıs Türk Toplumu ise BM kararlarında KC’nin işgal edilmiş toprakları olarak nitelenen kuzeyde ilerde adı KKTC’ye dönüşecek ayrı bir devlet kurmuş  ve KKTC vatandaşlığına da geçmiştir. Bu ayrı devlet BM tarafından TC’nin etkin kontrolündeki alt yönetim  olarak tanımlanır, ‘’yasadışı ve geçersiz’’ ilan edilir ve meşru muhatap olarak kabul edilmez.

TC’nin etkin kontrolündeki bu ‘yasadışı’ devlete zamanla yerel nüfustan daha kalabalık olacak şekilde KC vatandaşlığı olmayan TC vatandaşları da yerleştirilir ve bu insanlara da "yasadışı" devletin vatandaşlığı verilir. Böylece KC vatandaşı Kıbrıs Türkler ile KC vatandaşı olmayan TC vatandaşları BM’nin tabiriyle ‘’yasadışı ve geçersiz’’ KKTC devleti vatandaşlığı altında birleştirilir ve ortaya KKTC halkı çıkar.

KC vatandaşı Kıbrıs Türkler BM şemsiyesi altındaki çözüm görüşmelerinin meşru tarafıdır ve kendi iradeleri ile belirlemeleri gereken toplum lideri tarafından görüşmelerde temsil edilme hakkına sahiptir, ancak kuzeydeki ‘yasadışı’ durumdan dolayı Kıbrıs Türk Toplumu lideri Kıbrıs Türk Toplumunun iradesiyle değil, KKTC halkının iradesiyle belirlenmektedir. Bir başka deyişle görüşmelere taraf olmayan ‘yasadışı ve geçersiz’ bir devletin vatandaşları sorunun 2 meşru tarafından birinin temsilcisini belirlemekte ve KKTC’nin faaliyetleriyle ilgili her konuda son derece hassas ve dikkatli davranan BM ve KC bu duruma göz yummaktadır.

KKTC’nin uluslararası platformdaki faaliyetleri ile ilgili tüm meselelerde engelleyici kararlar almakta hiç tereddüt etmeyen BM bu durumu neden görmezden gelmektedir?

BM, Kıbrıs Türk Toplumu Lideri’nin belirlenmesinde KKTC yönetiminin seçim sonuçlarını tanıyarak kendi Güvenlik Konseyi’nin KKTC yönetimini yasadışı ve geçersiz ilan eden 541  ve 550 nolu kararlarını  ihlal ettiğinin farkında değil midir?

BM, "TC’nin etkin kontrolü altındaki" KKTC halkının iradesinin, Kıbrıs Türk Toplumu’nun iradesinin yerine geçmesini uluslararası hukuğa uygun ve meşru mu görmektedir gerçekten? Yoksa bölgedeki çok uluslu konjenktürel siyasi dengeler, Kıbrıs Türk toplumunun gerçek iradesinin bir süre daha görmezden gelinmesini mi gerektirmektedir?

KKTC’nin varlığına ve faaliyetlerine meşruiyet kazandıracak her türlü girişime karşı yoğun diplomatik mücadele içinde olan KC yetkililerin bu durumu kabullenmiş görünmelerinin nedeni nedir?

‘’TC’nin etkin kontrolü altındaki’’ KKTC halkının iradesini, eşit vatandaşlık hakkına sahip Kıbrıs Türk Toplumu’nun iradesine tercih mi etmektedirler yoksa?

KC makam ve yetkilerini Kıbrıs Türk Toplumu ile paylaşmaktansa cumhuriyetin topraklarını ‘yasadışı ve geçersiz’ bir yönetimle paylaşmaya razı mı oldular gerçekten?

Peki ya Kıbrıs Türk toplumu?

Her gün ağlayıp sızlayan ama meşru sorumluluğunu üstlenmeye cesareti olmayan bu toplumun Kıbrıs sorununun çözümünde özne olmaya niyeti var mıdır gerçekten?

İradesinin yok sayıldığı, kendi temsilcisini bile belirlemekten aciz bırakıldığı bu hileli oyunun figüranı olmaya devam mı edecek, yoksa örgütlenip gerçek iradesinin görüşme masasına yansımasını sağlayacak uluslararası hukuğa uygun adımları atmaya başlayacak mı artık?

Yarım asrı aşkın bir zamandır süregelen bu sorunun en büyük mağduru olduğu iddiasında olan bu toplumun, BM’nin başlıca yargı organı olan Adalet Divanı’na bir kez olsun başvuruda bulunduğunu bilen, duyan, gören var mıdır?   

Bu sorunun uluslararası hukuğa uygun çözümünde samimi olan herhangi bir taraf var mıdır gerçekten?

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Alexy Flemmings31/05/21 12:40
"KKTC, BM tarafından TC’nin etkin kontrolündeki alt yönetim" olarak tanımlanmamaktadır. BM'nin böylesi bir tanımı hiçbir yerde yoktur; bir yazar, KENDİ KAFASINA GÖRE, olmayan bir şeyi varmış gibi uyduramaz! Yasa dışı olan bir şey varsa, o da, BM'nin KKTC'yi "yasadışı ve geçersiz ilan etmesi"dir: BM Uluslararası Adalet Divanı 2010 Kosova Kararı: "Uluslararası hukukta bağımsızlık ilanlarını yasaklayan HİÇBİR ŞEY YOKTUR!" ABD Federal Mahkemesi (09.10.2014): "Her ne kadar ABD, KKTC'yi bir devlet olarak tanımasa da, KKTC bir başkan, bir başbakan, yasama ve yargısı ile birlikte DEMOKRATİK BİR CUMHURİYET olarak işlemektedir. KKTC, Washington'daki bir hukuk davasında ELE ALINAMAZ". Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi (03.02.2017): "Birleşik Krallık yasalarında Birleşik Krallık'ın KUZEY KIBRIS'ı tanımasını kısıtlayıcı hiçbir şey YOKTUR. Birleşmiş Milletler'in kendisi de, KUZEY KIBRIS kolluk kuvvetleri ile birlikte çalışıyor ve adanın iki kısmı arasındaki işbirliğini kolaylaştırıyor. Birleşik Krallık polisi ve KUZEY KIBRIS'ın yasal kurumları arasında ilişki YASALdır." BM Güvenlik Konseyi’nin KKTC yönetimini yasadışı ve geçersiz ilan eden 541 ve 550 nolu kararlarının YASADIŞI VE GEÇERSİZ olduğunu BM'nin BİZZAT KENDİSİ DE BİLDİĞİNDEN (bkz. BM UAD 2010 Kosova Kararı; ABD Federal Mahkemesi kararı; Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi kararı), BM'nin, Kıbrıs Türk MİLLETİNİN (toplum değil! Zira, "millet" olmanın 8 şartı BM Kosova 2010 kararında verildi; KKTC halkı, "millet" olmanın 8 şartının 8'ini de karşılıyor ) Lideri’nin belirlenmesinde KKTC yönetiminin seçim sonuçlarını tanıyarak, BM Güvenlik Konseyi’nin KKTC yönetimini yasadışı ve geçersiz ilan eden 541 ve 550 nolu kararlarını ihlal etmemektedir. Çünkü, BMGK 541 ve 550 sayılı kararları, ULUSLARARASI HUKUKA GÖRE YASADIŞIDIR; BU KARARLAR YOK HÜKMÜNDEDİR. Yok hükmünde olduğu için, HERKES (BM'nin kendisi de dahil), BMGK'nın 541 ve 550 nolu kararları istediği gibi HAYVAN YERİNE KOYABİLİR! Bunda anormal bir şey yok!

Mete Baris31/05/21 09:03
Guzel bir konuya degindiniz. Kibrisli Turklerin iradelerinin yansimadigi bir duzenden umut bekliyoruz ne yazik ki.

Diğer Onur DOĞASAL yazıları