Tufan Hocanın/Başkanın halleri -IV-

Yayın Tarihi: 15/06/21 07:00
okuma süresi: 8 dak.
A- A A+

Ve serin bir kış sabahı yemin töreni için meclistedir müstakbel başbakan Tufan başkan.

Basın mensupları, kameralar, güvenlik görevlileri, polis hepsi orda siyasetin kalbinin attığı meydandadır doğal olarak.

Birden organize bir kötülük kaplar meydanı.

Bir gün önce talimat gelir TC Cumhurbaşkanı’ndan, Kuzey Kıbrıs’taki ‘bir pespaye gazetenin ahlaksızca başlık attığını’ söyler ve tavır almaya davet eder KKTC’deki kardeşlerini.

Taşlarla, sopalarla, tekbirlerle, hainlere ölüm naralarıyla saldırırlar meclisin ve elçiliğin yanıbaşındaki gazeteye, ‘KKTC’deki kardeşleri’.  

Polise rağmen değil, polis eşliğinde, polis gözetiminde saldırmaktadır gözü dönmüş organize kötülük.

Kalemi bırakır ruhsatlı tabancasını alır eline, gazetenin emektar başyazarı.

Yazarın ‘bizi öldürmeye geldiler, bir şey yapmayacak mısınız’ çağrılarına cevap bile vermemiştir talimatlı Polis Genel Müdürü.

Cumhurbaşkanı Akıncı ‘güvenlik’ güçlerine çağrı yapar ve sokağa fırlar faciayı durdurmaya. İnsanlığını yitirmemiş, talimata rağmen bu organize kötülüğe biat etmemiş birkaç gerçek polisin de mücadelesiyle kılpayı önlenir canlı yayın katliam.

Sıra meclistedir şimdi. Yemin töreni için toplanan meclisi içten, dıştan, çatıdan sarmıştır faşist kötülük. Fetih bayrağı dikerler ‘yüce’ meclisin damına.

Yürekli bir kadın vekil, haykırır meclis kürsüsünden ‘faşizme karşı omuz omuza’’

Üstüne alınır, küfürler, tehditler yağdırır vatandaşlığı bile şaibeli küfürden sabıkalı YDP vekili. YDP başkanı diğer vekilse, yıllar önce bir köşe yazısında şöyle seslenmiştir saldırılan gazeteye;  ‘evet ulan işgalse işgal, sen de benim esirimsin’ sonra da, gazeteciye yapmak istediği kan donduran işkenceleri anlatmıştır detaylarıyla. Yazdıklarından gerçekten pişman olan insan değil siyaset sahnesine, utancından sokağa bile zor çıkar ‘Dr.’ ünvanıyla yazdığı bu sadist satırlardan sonra. Ancak, mevkiler makamlarla takdir edilir insanlığa karşı nefret söylemleri bile buralarda.

Bazı UBP’li vekillerse meclisin dışına çıkmış, partilerine bağlı belediyelerin otobüsleriyle meydana taşınan linççi grupla kucaklaşıp gülerek kameralara poz vermektedirler. İnsana yakışır bir düzende, bitmesi gerekirken siyasi kariyerleri, faşizme kucak açan bu vekiller de ödüllendirilecektir çok geçmeden, bakanlık, başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı makamlarıyla. Tebriklerini sundukları linççiler de hep yer alacaktır etraflarında, protokollerde, diplomatik ziyaretlerde, seçim propagandalarında.

Olaylar yatıştıktan sonra demeçler başlar;

UBP’li başkan,  provokasyonla suçlar gazeteyi ve teşekkür eder polise ‘soğukkanlılığı’ için.

DP’li başkan,  tepkisinin sert olacağını söyler, ‘provokatör gazete’ kadar hukuğa aykırı davrananlara da.

HP’li başkan,  gazetenin görüşlerine katılmadığını belirtir ve şiddet olaylarını kınar.

TDP’li başkan, yaşanan olayları kınar, polisin sivile bağlanmasındaki ısrarlarının haklılığını vurgulayarak, sağduyu çağrısı yapar.

Tufan başkan, güvenlik zaafiyetine vurgu yapar, şiddet olaylarını kınar ve sağduyu çağrısı yapar.

Binlerce insan yağmur altında protesto eder yaşanan vandallığı, AKP Kıbrıs Gençlik Kolları Başkanı ise televizyon konuşmasında  ‘PKK ve PYD’li teröristler’ diye niteler barış, demokrasi, hukuğun üstünlüğü adına medeni bir şekilde yürüyen, aralarında cumhurbaşkanı ve müstakbel başbakanın da bulunduğu binlerce insanı.

Cumhurbaşkanı ve sivil toplum baskısıyla soruşturma ve yargılama süreci başlatılır saldırganların en azılılarına. Kameralarda görüntüleri olan, kimlik tespitleri yapılan birçok saldırgan ise ‘muaf tutulmuştur’ soruşturmadan. Devrededir yine talimat.

İşkence satırlarının ‘pişman’ yazarı başkanın partisine mensup avukatlardır, daha önce de benzer suçlardan sabıkalı saldırganları savunanlar ve bu partinin vekilleri, mensuplarıdır mahkeme salonunda, koridorlarında olay çıkaranların büyük çoğunluğu. “Saldırıya dair işareti Erdoğan verdi!” der parti başkanı yargı sürecine dair bir demecinde, böylece aslında kiminle karşı karşıya olduğunu hatırlatmaya çalışır hukuğun gereğini yapmaya kararlı kıdemli yargıca.

Bir meclis oturumunda yargı sürecini baskılamaya yönelik söylemlerini  eleştiren başbakana sonradan şöyle cevap verecektir sadist satırların ‘pişman’ yazarı parti başkanı;  ‘Bu konuşmanın üstüne Başbakan bana kalın ayar verdi ama ancak kısa süre sonra Ankara’ya çağrıldı ve orada 45 dakikalık kalın ayar aldı.’ Anlaşılan parti başkanı, anavatanına şikayet etmiştir başbakanı ve gereğinin yapıldığını söylemektedir gururla. Bildiğim kadarıyla, Tufan başbakan cevap vermez bu iddiaya.

Yargıcın hapis kararı bozulur sonra, yeni hükümetin atadığı şartlı tahliye kurulu kararıyla serbest kalır saldırganlar. İstifa eder hemen onurlu yargıç ve elçilik tarafından dava edilen gazetenin avukatlığını üstlenir. Yargıç cübbesini çıkarır, avukat cübbesini giyer, bir nebze adalet adına. Dünya hukuk tarihinde var mıdır buna benzer bir dava, belgeseli filmi yapılmalı bence bu eşsiz hikayenin, anlatılmalı tüm insanlığa.

Yargı süreci devam ederken kurulmuştur 4’lü hükümet ve başbakan olmuştur Tufan başkan. Daha dün polisin gözünün önünde yaşanan korkunç olaylara ve demokrasi talep eden binlerce insanla yağmur altında birlikte yürümüş olmasına rağmen,  polisin sivilleşmesi yine yoktur hükümetin programında. Uzlaşamadık, koyamadık programa der başbakan.

Oysa,bu 4’lüden 3’ünün polisin sivilleşmesine açık ve net desteği, kayıtlıdır geçmiş meclis tutanaklarında. 4’üncüsü ise partileşmeyceklerini söyleyip durduğu toparlanma hareketi zamanlarında,  polisi sivilleştiremedikleri için çok defalar eleştirmiştir geçmiş hükümetleri .

O halde kimdir, nedir engel uzlaşıya? Tüm bu yaşananlara rağmen hükümetin programında neden yoktur yine polisin sivilleşmesi? Talimat mı gelmiş, tavrını mı değiştirmiştir bu 4’lüden biri/birileri,  yoksa aslında hepsi uzlaşmış mıdır yine şimdi bunun hiç sırası olmadığına? Kimse sormaz, başbakan da anlatmaz.

Olayların hemen sonrasındaki demecinde vurgu yaptığı güvenlik zaafiyetinin esas  sebebinin ne olduğunu çok iyi bilmesine rağmen, razı olur yine ‘mümkün olana’ Tufan başkan. Razı olur,  polise talimat veremeyen, görevini yapmadığı için hesap soramayan, görevden alamayan, soruşturma hakkında bile doğru düzgün bilgi edinemeyen yetkisiz bir başbakanlık makamına. Polise, yargıya, basına talimatlar yağdıran geçici bir elçi kadar hükmü yoktur hukukçu başbakanın, doğup büyüdüğü bu topraklarda.

Yıllar önce Işık Kitabevi’nin kundaklanması sonrası, ‘Max Frisch’in o muhteşem oyunundaki Biederman karakteri gibiyiz hepimiz. Topunu, tüfeğini kuşanmış, üzerimize gelen tehlikeyi fark etmemek için özel bir çaba içindeyiz. Parlak bir misafirperverlik örneği göstererek aldık evimize kundakçıları, kuş sütüyle besleyerek, bizi yakmak için ihtiyaç duydukları hazırlıkları tamamlamalarını bekliyoruz’ diye yazar olaydan çok sarsılan Tufan hoca...

(Devam edecek...)

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Onur DOĞASAL yazıları