Çuvaldız tamam da, iğne kime?

Yayın Tarihi: 01/03/21 12:18
okuma süresi: 4 dak.
A- A A+

1998 yılında, İzmir Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldum...

Yani bundan tam 23 yıl önce...

Her İletişim Fakültesi öğrencisi gibi, benim de staj yapmam, müfredat dahilinde mecburiydi, yaptım...

Sene 1994...

Kıbrıs Gazetesi’nde, mesleğe ilk adım olmasa da ülkemde gazetecilik mesleğine ilk adımı atmış oldum...

Allah rahmet eylesin Mehmet Ali Akpınar, Kıbrıs Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmenliği görevinde, Allah uzun ömürler versin Haber Müdürü Süleyman Ergüçlü ve Yazı İşleri Müdürü Artun Çağa...

Böyle bir yönetim kadrosunda ve bir o kadar değerli muhabir ve editör kadrosu ile ülkenin o dönem içinde en etkili ve en güçlü gazetesi, Kıbrıs Gazetesi’nde mesleğe ilk adımımı atmış olmanın heyecanını yaşama şansına sahip oldum...

Girne Ciklos mevkinde yapılan yol çalışmaları sırasında çektiğim fotoğraf, merhum Mehmet Ali Akpınar tarafından maaşımın iki katı ödülle onurlandırılması, benim için mesleğimin unutulmaz anıları arasında en üst sırada yerini hâlâ koruyor...

Maaşımla satın aldığım ilk fotoğraf makinem de, mesleğimin o ilk adımları anısına sakladıklarım arasındadır.

Sami Saygun ile fotoğraf baskı stüdyosunda mini gitar konserlerimiz, Ali Cansu, Dilek Çetereisi gibi gazetecilik mesleğinde bana göre önemli isimlerle bir arada çalışmanın ayrıcalığı ve Göksel Can’a yapılan muzip şakalar karşısında verdiği tepkiler, hâlâ sakladıklarım arasında...

Bana gazetecilik mesleğini öğreten, sevdiren isimlerden birkaçıydı sadece bunlar... Daha birçok önemli isim sayabilirim...

Mesleğe ilk adımı attığım gazete de, mesleği öğrendiğim ve öğrenmeye devam ettiğim isimler de, benim için her zaman değerli ve önemli kalmaya devam edecektir...

Ancak konumuz bu değil...

Konumuz, gazetecilik mesleğinin içinde bulunduğu erozyon yapı...

Bu meslek öyle Ticaret Odası ya da Sanayi Odası'na üye olmak ya da doktorluk gibi diploma zorunluluğunu gerektiren bir meslek değil elbette...

Ama bir doktorun da gazeteci olabildiği bir meslekten bahsederken, alaylı-mektepli diye katagorik bir durumu varken, erozyona uğrama tehlikesi ile karşı karşıya kalması kaçınılmaz olur.

Ekonomik kaygılar, siyasi ilişkiler ve sosyal güç dengeleri açısından da değerlendirdik mi, al sana erozyon sebebinin dik alası...

Bugünkü eylem, belki de geç kalınmış bir eylem... Haklı da bir eylem...

Ancak ben eyleme gidilmeden önce, meslek içerisindeki gerek gazetecilik tanımı gerekse de gazetecilik etik değerler manzumesi içerisinde, mesleğin yeniden tanımlandırılması ve şekillendirilmesidir.

İleriki yazılarımda belki etik değerler ve gazetecilik tanımını kendimce örneklerle daha fazla açarım...

Basın yayın ilkeleri, etik değerleri ve bir basın mensubunun sosyal, siyasi ve kültürel ilişkileri ile mesleki sorumluluğu, mesleğin gelişimine ve kamuoyunun bilgilendirme şekline bağlı oranda gelişir ya da erozyona uğrar...

Kısaca ifade edebildiğim bu nedenlerin toplamı da o ülkenin basın sektörünün kalitesini belirlediği gibi, hem siyasi yapıyı hem de sosyal yaşamın kalitesine de katkı sağlar... Tabii ki bu katkı olumlu olabildiği ölçüde, olumsuz katkı da sağlıyor olabilir.

Gerek geleneksel medya gerekse de çağımızın yükselen trendi haline gelen dijital medya, aynı neden sonuç ilişkisine bağlıdır.

90’lı yıllarda adımımı attığım gazetecilik mesleği, o dönemki teknolojik sadelikten uzak, yerini dijital zenginliğe bırakmış olsa da, mesleğin toplumsal sorumluluk ve ahlaki değerlerden uzaklaşmadan, etik değerlere ve mesleki otokontrole olan gereksinimi her zaman var olacaktır.

Yani kısacası, çuvaldız tamam da, iğneyi batıracak yer de lazım...

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer İrfan BATU yazıları