Bi öyleyim bi böyle...

loading
10 Ağustos, Pazartesi
£

9.51

8.55

$

7.27

A- A A+

Bi öyleyim bi böyle...

Daha önce bahsettiğim bi konuyla ilgili yazmak istiyorum bugün.

Yıllarca değişime açık bir insan olduğumu zannederdim. Yeniliklere hemen adapte olduğumu düşünürdüm. Yeni insanlarla tanıştığım zaman hayatlarına cumburlop diye girer, mutfak nerede ben bi kahve yapıp geliyim der insanları neye uğradığını şaşırtırım.

Herkesin hayatına pata küte girmeyi severim; selam ben geldim, kahve aşığı, anasona karşı da ayrı bi ilgisi olan, güzel ekmek yapar, çok sever, çok konuşur, bazen de çok susarım. Tüm bunlar beni şekkilendiren; yapmak için planlamadığım durumlar. Şöyle bakınca dengemi kurmuşum aslında. Bir yanım kafein aşığı; hep uyanık kalmak istiyor, hiçbir durumu kaçırmak istemiyor, hayatın hep içinde, her yerinde olmak istiyor. Diğer yanım anason ve şarap aşığı.

Her yerde olma isteğimi dizginliyor bu durum. Beni sadece bulunduğum yere bağlıyor. An’da kalmama sebep oluyor.

En çok sevdiğim iki içeceğin; tam olarak içimdeki fırtınaların sözsüz dışa vurumu olduğunu, kaleme almadan farketmem mümkün değildi.

Bazen çok konuşur susmak bilmem , sustuğumda da konuşmak bilmem. Çok konuşmak düşündüğümü düşünmediğimi süzgeçsiz, filtresiz ortaya dökmek demek.

Kimi zaman da zihnimde dizdiğim sımsıkı eleklerden geçemeyen kelimelerimi hep odalarına geri gönderiyorum cezalı çocuk gibi.

Hep bi kontrol etme derdindeyim. Aman aşık olma canın yanar. Aşık olunca bilimsel olarak kanıtlanmış bir çok bulgu meydana geliyor vücudumuzda, bunlarla nasıl baş edersin, aman diyeyim yavrum ağzımızın tadı kaçmasın. Kalp ritmin normal, iştahın yerinde hiç gerek yok başımıza yeni yeni icatlar çıkarmaya.

Anne babalar bile çocukların elini bırakmayı biliyor belli bir yaşa gelince, biz neden yeri gelince kendi içimizdeki çocuğun elini bırakamıyoruz? Hadi artık zamanı geldi, bu yolda tek başına yürüme vakti demeye korkuyoruz.

En zoru da bu değil midir zaten? Karşımızdakine öğütler vermeyi çok severiz, bilmiş bilmiş konuşur, büyük büyük laflar ederiz. Kelimeler ağızdan çıkınca farklı bir güce sahiptir artık. O yüce kelimeler tüm dünyaya emirler yağdırarak herkesi yönetebilceğini zanneder. Oysa o kelimeler hala içimizdeyken, daha mercimek tanesi kadar değilken; bedenimize, zihnimize hükmedemez.

İçimizde öyle gaddar yargıçlar sıralanmış ki, biri yumuşayacak olsa diğeri müsade etmiyor. Eski zamanların eli sopalı öğretmenleri de diğer yanımızı sarmış durumda, yapacağın en ufak bir yanlış için hepsi gözünü dört açmış bekliyor. Bundan dolayı ne bir yanlış yapabiliyoruz, ne de bir adım ileri gidebiliyoruz. Yanlış yola sapman ne mümkün içindeki izbandut gibi trafik polisleri düşmüyor ki yakandan.

Oysa hani yenliklere açıktın, hani kısa sürede yeni olan her şeye adapte olabiliyordun? Kendini ne çabuk unuttun...

Kabuk değiştirmezsem büyüyemezsin, kendini ölüme mahkum etmiş olursun. Yengeci düşün! Büyümek için evinden vazgeçiyor. Kabuğundan sıyrılıyor. Ne zaman gerçekten büyüyebiliyor biliyor musun? İçine sığabileceği kabuğuna yol aldığında.

Peki sen kendini , güvenli olduğuna inandırdığın kabuğunda kalmaya mahkum ettiğin sürece, büyüyebileceğine inanıyor musun? Bu, kendini ölüme terk etmekten başka bir şey değil. Neden sürekli bu korumaya çalışma halim. Kendini, kendinden korumaya çalıştıkça herkese karşı güçsüzleştirirsin.

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.