Güzel saçmalayanlar topluluğu

Yayın Tarihi: 30/08/20 11:35
okuma süresi: 7 dak.
A- A A+

Hayatımın en saçma anlarından mini bi pazar derlemesi...

Kimi zaman kendi kendimle, başkalarıyla olduğundan daha çok eğlenirim.

Baya kafa dengiyim.

Nerede bir tuhaflık var gider yapışırım; gel bakalım, anı listemde yer alman gerekiyor diye. Bazen isteyerek ya da istemeyerek farklı tutumlar sergileriz anlıycağınız düpedüz saçmalarız. 
Hiç üzülmeyin, pişman olmayın, hepimiz aynı yolları aşındırdık. 

Yıllar önce bir gün akşam deniz kenarına gittim. Fakat ev yakın diye cüzdanımı almadım. Sanki markete veresiye yazdırıyorum. Polis çevirse ne demeyi düşündüm acaba; abi ev yakın da bilmem ne de... 

Bi güzel kahvemi içtim, denizi izledim, eve dönüş yoluna koyuldum. Birinci ışığı geçtim, ikinci ışığı geçtim eve yalnız bir trafik ışığı uzaklıktayım. Yolun ortasında bir karartı var. Seçemedim. Panik oldum. Pat diye durdum. Aaa polis! 
Adamla aramda, mini bi rüzgar esse çarpmış sayılacak yakınına gelince durdum. 

Aslında ben neden durmam gerektiğini kavrayamadım ama bir şey oldu ve ayağım frene gitti. Polis cama geldi. Elim ayağım titremeye başladı. Adamı eziyordum saniyeler önce. 

Ben o panikle camı da açamadım. Her gün kullandığım arabanın cam açma düğmesini bulamadım. Kıvrandım resmen. Sonunda açabildim. Kesinlikle ultra yakışıklı diyemeyeceğim biri. 

Siyah üniformalı, muhteşem gülen bir adam... 

Çırpınışıma gülüyordu galiba. Ama ne gülüş ya... 

Belki otuz saniyelik ama bana göre dakikalarca bakakaldık birbirimize. 

Ah be gülüşün bile hiç mi mesleki deformasyona uğramadı? 

Saat on ikiye geldiği için haliyle bir alkol sorgusu vardı. 

Nasılız dedi, tüm kibarlığıyla alkol var mı demek yerine.

Ama ben şaşkın ördek, düşünme yetimi izne çıkarıp, beynimi de torpidoya attığım için ; iyiyim siz nasılsınız dedim. 

O gülüş biraz daha büyüdü. "Bende iyiyim teşekkürler ama alkol var mı demek istedim" dedi.

"Yok ama bi profilimi ölçtürebilirim" dedim. Yüzde yüz alkollü olduğuma ikna olduğu için olucakki profilimi falan ölçmedi. 

Ehliyetim yanımda değil, ehliyetimi sorsana demek istedim ama babamı aradığımda telefonun ucundaki söylenme ihtimali anlık duygularımı elimden aldı. Ve bu da böyle bitmişti. Bir daha hiç bir siyah üniformalıda onu göremedim. 

Bir başka anımla devam edecek olursam, Mağusa'da züccaciye, hırdavatçı adı her ne ise battaniye alacağım bir yer arıyorum. Kedilere yuva yapmak için uygun bir şeyler. Tabi o zaman öğrenciyim. 

O güne kadar dikkatimi hiç çekmeyen bir dükkan buldum girdim. Eminim ki burada var. 

Dükkan yer altına doğruydu, inerken ışıkları cızırtılı yanıp sönüyordu. Tabi bi korkmaya başladım. "Kimse var mı" diye seslendim. Ses yok. Yine seslendim. Hırıltılı öksürüş "bekle" dedi. 

Her şey amerikan korku film senaryosu gibi işliyor. Amcamız geldi. Selamlaştık falan. Battaniye sordum. Durdu, uzaklara daldı. Ben de onun baktığı yöne baktım, boşluk... ilahi bir ışık mı bekliyordu bilmiyorum. 

Bir süre bekledikten sonra "var" dedi.

"Sana nasıl lazım" dedi. "Yani battaniye işte üste örtmelik" dedim.

"Hımmm" dedi. Verdiğim hiç bir cevaptan da mutlu olmuyordu. 

"Ne kadarlık bir şey istiyorsun" dedi.

"Ne kadarlık var" dedim.

"Sen tam olarak ne kadarlık istiyorsun" dedi.

"Siz fiyatları söylerseniz ben de onlardan eleme yaparım" dedim.

"Hayır, şimdi sana ne kadarlık lazım" diyerek sınırları zorluyordu amca.

"İnanın battaniye piyasasına dair hiç bir fikrim yok. O yüzden ne kadar olduğunu öğrenebilir miyim" dedim.

"Hayır yani sana tam olarak ne kadarlık lazım, mesela beş liraya mı on liraya mı on beş liraya mı?" dedi.

Beş lira kulağıma çok az geldi, on beş de çok, orta halli olsun diye:

"On liralık olsun" dedim.

"Aaaa o bizde yok işte" dedi.

"Neden var olan seçenekleri sunmuyorsunuz " dedim.

"Ama senin ne isteyeceğini nereden bileyim" dedi.

Hayatımın en tuhaf diyalogları listesinde ilk beşte yerini aldı. 

Bu konu sabaha kadar uzardı çünkü adam kendince o kadar haklı ki... Bana battaniye satmayacak bunu kabul ettim. 

Bende şansımı kilimlerde denemek istedim. Hala neyin ısrarıysa benimkide.

"Neyse madem battaniyeyi geçtim, kilim var mı" dedim. 

Eliyle işaret etti. Bende işaret ettiği noktaya doğru baktım. Çok şükür kilimler oradaydı. 

Gidip baktım, gözüme kestirdim bir iki tane. Şu boyuttaki kilimler ne kadar dedim.

Sandalyesinde istifini bozmadan "üstünde yazıyor" dedi.

Kilimlerin yanına geri gittim fiyat aramak için. Yere koydum dizlerimi ve bir kağıtta "HALILARA DOKUNMAYIN, FİYATI GÖREVLİYE SORUN" yazıyordu. Bi yazıya baktım, bi adama, bi kilimlere...

Battaniye konusundan sıyrıldım derken şu halı mevzusu da sazan sarmalına döndü. Hiç bir şey almadan çıktım oradan. 

Hayatımın en saçma anlarının mini bi derlemesine burada son veriyorum. 

Sizin de içinde bulunduğunuz saçma anları yazın bana. Yalnız olmadığımızı bilelim. 

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.