Küçük gölden büyük denize

Yayın Tarihi: 20/09/20 11:50
okuma süresi: 10 dak.
A- A A+

Bir yanı manken bir yanı harika bir sporcu. Yakışıklılığın, karizmanın ve nezaketin vücut bulmuş hali YİĞİT YURTSEVEN.Kastamonu’da tüm hayatını, kurulu düzenini bırakıp İstanbul’da kendine sıfırdan bir hayat kurdu. Öyle aman efendim benim hayallerim var diye de koşa koşa hayal kovalamayın diye de bolca tembihledi tüm gençleri. Bir iş adamının oğlu ne yapar? Elbette işlerin başına geçer, kurulu düzeni yönetmeyi öğrenir. Yiğit de tam da bu amaç uğruna düştü yola, kendi hayatını yönetebilmek, kalemi eline almak için. 

 Bize biraz kendinden bahseder misin? Ne demek bedenini sergileyeceğin her işe el atmak ve hepsinden alnının akıyla çıkmak... 

Esas mesleğim beden eğitimi ve spor öğretmenliği. Mankenliğe de şöyle başladım; bana bir teklif gelmişti pek de oralı olmadım çünkü yolumdan sapmak istemedim. Hiç böyle bir hayalim yoktu. Çok da dağılmak da istemiyorum dedim. Bi çay kahveye gitmemle başladı  aslında; gitmişken hadi bi fotograf da çekelim dedik. 
İstanbul moda haftasında mankenlik yaptım. Mercedes benz fashıon week de mankenlik yaptım.

4 yıl önce özel ders verdiğim ünlü bir moda tasarımcısı vardı. O istedi ilk olarak benim mankenlik yapmamı. Hiç aklımda olmayan bir durumdu. Epey bir süre üzerine düşmedim sonra bir gün ajansın olduğu taraflardayken gittim. Seçildim ve bana bir kaç kombin giydirdiler. Bir baktım ki  bana verilen kombin, benim ders esnasında giydiğim günlük kombinimle aynı. Sanırım o zamanlar o tasarımcının neden beni de bu sektörde görmek istediğini anladım. Tasarladığı kombini tam olarak benim için tasarlamıştı ve bunu da sunmamı istedi. Ordan sonra bir çok yerden daha teklif aldım. Farklı projelerde yer aldım. Reklam filmleri gibi...  Ama hiç bir zaman antrenörlüğün önüne bunu geçirmedim. Bir çok teklif vardı son olarak hatta diriliş osman dizisinden de teklif aldım. Kabul etmedim. Çünkü bu değil benim hayalim, hayali oyunculuk olan binlerce insan var bunu onlar yapsın. Benim hayalim iyi bir kondisyoner olmak belki bir milli takımın kondisyoneri olmak. 

Bunların yanında seni spora çeken kısmı neydi?
 
Basketbol hep hayatımda vardı. Kendimi bildim bileli. Herkesin bir ifade ediş biçimi vardır ya sanırım bende basketbolu seçmiştim kendimi ifade etmek için. Tabi ailem çocuk yaşlardan beri hep derslerime daha çok ağırlık vermemi isterlerdi.

Bunu nasıl aştın? 

Hiç bir şekilde vazgeçmedim. Onlar beni vazgeçirdiğini sandı ama ben vazgeçmedim. 

Sonuçta bunu kabullendirebilecek yaşta değildin, nasıl baş ettin?

Yaşım büyüdü. Onların bıraktırdığını zannettiği sürede ben takımın antremanlarına gitmedim sadece okulda oynamaya devam ediyordum. Buna o zamanlar belki şımarıklık dediler ama zamanla gördüler ki bunun bendeki yerini, önemini. 

Sen kendi yolunu çizip başardığını görünce ailenin tepkisi ne oldu?

Açıkcası çok mutlu oldular. 

Kendi başkaldırışınla başardıkların inanılmaz bir haz.

Bir şekilde yol ayrımına geldim iş konusunda. Kastamonu’ya döndüm. Babamın yanında çalışmak için. İşe başladım. Kastamonu küçük bir şehir olduğu için bana dar gelmeye başlamıştı. İşe gitmemeye başladım. 5-6 ay işe gitmedim. Tek yaptığım spor salonuna gidiorum antreman yapıyorum, eve geliyorum yemek, uyku bu kadar. Tabi her gece stresten mide spazmlarım oluyor. Bi de çok takıntılı bir adamım. Bi şekilde tanıdığım eski milli takım kaptanı abim Tamer Oyguç vesile oldu. 

Macfit e başvurdum.

Tabi buraya girmek de kolay değil. 
O sırada Sinop’ta yazlığımızdaydım. Artık tamam dedim kabullendim Kastamonu’ya dönünce işe başlayacağım. Baktığın zaman alabileceğim en iyi arabayı alacağım, en lüks evlerde oturabileceğim istediğim tüm imkanlar var ama gel gelelim iş öyle bir şey değil. Ben kendim var oldum. Böyle de devam etmesi gerekiyordu.

Ben tatildeyken Macfit insan kaynaklarından beni aradılar. 

Ne yapacağım konusunda kararsız kaldım. Sonunda kendimi İstanbul’da buldum. 

Gittim görüşmeye. Ve daha önce hiç karşılaşmadığım bir sistemin içinde buldum kendimi. Size maaş vermiyoruz dediler. Siz şirkete giriyorsunuz, antrenör olarak başlıyorsunuz, kendi şirketinizi kuruyorsunuz. Bağkurunuzu kendiniz yatırıyorsunuz. Bizim için haftalık 15 saat shift tutuyorsunuz. Bu 15 saatin içinde sizden grup dersi istiyoruz, alan görevi istiyoruz, tanıtım randevusu istiyoruz. İçerde satttığınız özel ders ücreti sizin. Eğer bu şartları kabul etmek istemiyorsa, salona sadece ev kirası öder gibi kira ödeyebilirsin diyor. Bunu duyunca otuz kişi falan böyle iş mi olur diye çıktı gitti. Otuz diyorum çünkü iş başvurusuna yüzlerce insan gelmiş. 

Ben Kastamonu’ya döndüm. Sonra beni aradılar. İşe alınmışım. Akademiye gelmemi istiyor. Tamer (Toyguç) abiyi aradım abi ben  geliyorum dedim. Onda kalacağım. Şahıs şirketi kurmak için uğraşmaya başladım. Tabi önceki hayatım gibi bir rahatlık yok artık. Şurada yiyeyim, burada içeyim, gezeyim tozayım gibi bir durumum yok. 
Akademiye başladım ve tamamladım. Sonra sınava girdim ve onu da geçtim.

Şu an da ilk o sıfırdan başladığın halinle bir çok başarıya imza atmış halin arasında nasıl bir fark var? Bu gelişim sürecindeki gözle görülür en büyük fark ne?

Mesela şu an salonda en fazla ders verme rekoru bende. 1 ayda 339 saat.

Sabah 06:30 da iş başı yapıyordum ve gece 23:00 da eve gidiyordum. 

Bir sonraki hedefin nedir?

Milli takımda kondüsyonerlik yaptırmayı ilk hedef olarak isterim tabiki.

Miili takımda yer almak sana nasıl bir avantaj sağlayacak?

Sonuçta şöyle düşün, parayı pulu bırakıp bu işin peşine düştüm ben. Oradaki sporculara katkı sağlamak amacım. Paranın, pulun ötesinde oradaki sporculara level atlatmak amacım. 

Sen oradaki sporcuyu çok iyi geliştirirsen; örneğin bir sakatlık geçirmiştir sen onu yeniden spora döndürebilirsen, zayıf yönünü güçlendirince sende gelişiyorsun. Bir marka olmaya çalışıyorum. 

Sende işin reklam tarafı da var. Yani çok iyi bir sporcusun evet, fakat bir çok sporcudan farklı olarak işin reklam boyutunu da çok iyi yapabilen birisin. 

Yaş olarak çok da aileden kopabileceğin bir yaş değil. Ki bizde ataerkil bir toplumdan geliyoruz. 
Yeni nesle ve ailelerine söylenecek mutlaka bir şeyler vardır. Onlara bir yol, bir ışık olabilecek neler söyleyebilirsin. 

Gerçekçi ol imkansızı iste. 
Gerçekçi olup hayellerinin peşinden koşmak lazım. Genelde insanlar yapılanı anlatıyor da yapılmayandan bahsedilmiyor. Yapamadığının üstünü örtmeye çalışıyor. Biraz gerçekçi olmakta fayda var. 

Sen hayallerinin peşinden koşarken gerçekçi mi oldun? Sonuçta varlıklı bir ailenin çoçuğu olarak yaptıkların tam olarak gerçekçi bir hayalin peşinden koşmak mıydı? :)

Ben okuduğum bölüme başladığımda zaten oradan bir şey çıkmaz denildi. 

Söyleyeceğim çok net bir şekilde gerçekçi olmak. Kişi kendi kapasitesini de bilmeli. İmkansız için savaş ama boşa kürek çekme. Hepimiz belli yetilerle geldik dünyaya, geliştirildiği takdirde başarı elde edebiliriz. Fakat bir balığı düşünün, onun ağaca tırmanmasını beklemek nasıl mümkün değilse bizim için el verişli olmayan branşların ayrımı yapabilmemiz gerekli. 

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.