PANDORA

Kaan Cenk SALİHOĞLU
kaan.salihoglu@me.com
Kaan Cenk SALİHOĞLU

Buyurun gidin!

Yayın Tarihi: 01/06/22 07:00
okuma süresi: 7 dak.
A- A A+

Çok değerli okurlarım, öncelikle yazılarımın altına yapılan yorumları genellikle okuduğumu belirtmek ister ve verdiğiniz destek için çok teşekkür ederim.

Biliyorsunuz ki geçtiğimiz haftalarda çok çirkin iki olaya şahit olduk. Bir yandan Neopolemos Leftis ve Athis Petridis isimli EOKA terör örgütü üyelerinin canlı yayında 1964 yılından itibaren farklı zamanlarda 68 Türk’ü nasıl vahşice öldürdüklerini anlatmalarına tanık olduk. Üstüne üstlük bu caniler, yaptıkları yetmiyormuş gibi cinayetlerden haberdar olan o zamanın cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios’un bu durumdan ne kadar memnun kaldığını da pişkince ifade etti. Diğer yandan birleşik Kıbrıs’ı savunan bir avuç kişinin Türkiye Büyükelçiliği önünde toplanarak “İşgalci Türkiye defol” gibi pankartlar açtığını gördük. İlk olaya söyleyecek bir söz bulamıyorum. Zira Rumların hangi zihniyette olduğunu hepimiz zaten gayet iyi biliyoruz ve ne acıdır ki bu açıklamalar bizleri artık şaşırtmıyor. Fakat “Türkiye defol” diyenlere söyleyecek iki çift lafım olacak.

Öncelikle Allah kimseyi nankör, kör ve cahil eylemesin. Çünkü bu durum gerçekten yüz kızartıcıdır. Fakat bu sıfatlar ne yazık ki ülkemizde bir avuç grubu gayet iyi tanımlamaktadır. Öyle ki Türkiye Büyükelçiliği önünde toplanan güruh bu tanımlamalara layık olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. Çünkü “Türkiye defol” diyen sözde laik, modern ve dünyaya geniş pencereden bakan bu zatlar bugün adada Türk askerinin niçin bulunduğunu belli ki bilmemektedir. Bilselerdi ya Ankara’dan fazla Türkiye’yi zamanında yardıma çağıran ebeveynlerine öfkelenirlerdi (Ki bu durumu -her ne kadar katılmasam da- en azından mantıken anlardım) ya da EOKA teröristlerinin son açıklamalarına aynı ölçekte tepki verirlerdi. Fakat bu grup her zaman olduğu gibi Rumların tüm alçaklıkları karşısında suspuslar ve onları bugüne kadar tüm nankörlüklerine rağmen koruyup kollayan ülkeyi tehdit etmekteler. Bu zatlara Türk askerinin adaya acaba neden geldiğini ve adada niçin kaldığını sormak lazım. Nasıl bir cevap vereceklerini açıkçası çok merak ediyorum. Muhtemelen verecek cevapları ya olmayacak ya da söyledikleriyle rezil olacaklar. Çünkü dedik ya her ne kadar kendilerinin ileri görüşlü olduğunu zannetseler de kör, bilgisiz ve dolayısıyla cahiller.

Belki bu zatlar araştırmadıkları için bilmiyorlardı. Fakat EOKA teröristlerinin açıklamalarından sonra, en geç şimdi, eski birleşik Kıbrıs’ın cumhurbaşkanının başpiskopos olduğunu öğrenmişlerdir diye ümit ediyorum. Madem öyle bu bir avuç şahsiyetsiz bundan sonra da halen egemenlikleri altına geçirdikleri bir grup sendikayla birlikte laiklik adı altında din derslerine karşı çıkacak mı? Esasen din dersiyle laikliğin de bir ilgisi yok ama olsun, onların bakış açısı böyle olduğuna göre bunu bu şekilde varsayalım. Eğer çıkmayacaklarsa bir sorun yok ama “Olmaz öyle şey!” demeye devam edeceklerse tutarsız olduklarını bir kez daha ispat etmiş olacaklardır. 

Şunu da belirteyim ki tüm bu eleştirilerimin ideolojik görüş farklılıklarıyla hiçbir ilgisi yok. Bu malum sol grubun tavırları (bazı sol partilerinin aksine) ideolojik bir beyan değil, en hafif tabiriyle vatana ve millete ihanettir. Bunlar dışarıdan fonlandıkları için olsa gerek, kendi soylarına ve geçmişlerine o kadar yabancılar ki nerelerinden tutsanız elinizde kalır. Zira bunlar sadece Türkiye’nin adadaki askeri varlığından rahatsız olmuyor, aynı şekilde Türkiye’nin Kuzey Suriye’de kendi güvenliği için yürüttüğü terör operasyonlarına da karşı çıkıyor ve açık açık PKK’yı destekliyor. Hatta Türkiye’nin bölünmesini savunacak kadar alçalıyor. Sonra da “Biz Avrupalıyız biz de ifade özgürlüğü var,” diyorlar. Avrupa’nın herhangi bir ülkesinde böyle cümleler kurun, (Bunu size hukukçu olarak temin edebilirim) bakın bakalım ne oluyor. Ama bunlar her konuda olduğu gibi Avrupa’daki yaşam ve hukuk kurallarından da bihaberler. Ve kimse kusura bakmasın “Ama ekonomi kötü” gibi ifadeler bu olup bitenleri de haklı kılmıyor. Evet, ekonomi kötü. Bunun için eleştiriler yapılır, çözüm önerileri sunulur, hatta gösteriler bile düzenlenir ama kendi benliğinden vazgeçilmez. Avrupa’da da bu durum böyledir. 

Son olarak ben bu güruha buradan net ama onların kaba üslubun aksine nazikçe seslenmek istiyorum:

Madem Türkiye’den ve soydaşlarınızdan o kadar nefret ediyorsunuz, buyurun Güney’e gidin. Hatta PKK’ya destek olmak için dağlara kaçın. Biz de sizin ne kadar samimi olduğunuzu görelim!

Kendi adıma konuşayım: Gitmeniz isabet olur. Bu ülkenin böylesi suni gündemlerle meşgul olarak, enerjisini boşa harcayarak kaybedecek zamanı kalmamıştır. Artık bir an önce önemli reformlar hayata geçirilmelidir. İnsanlarımızı ekonomik sıkıntılardan kurtaracak ve refah seviyelerini arttıracak programlar ortaya konulmalıdır. Üretim odaklı ekonomik model bir an önce devreye sokulmalıdır. Aynı zamanda siyasi istikrarsızlığı sonlandıracak yeni hükümet sistemine geçilmeli ve en önemlisi de ulaşıma, alt ve üst yapı yatırımlarına yoğunlaşılmalıdır. Nihayetinde de yapay zeka, endüstri 4.0, teknolojik devrim ve insansız hava/kara/deniz araçlarının geliştirilmesi ve/veya üretilmesi gibi konulara üniversitelerle işbirliği halinde başlanmalıdır. Bunun yanında tarımdan denizciliğe, gök biliminden sanata ve diaspora açılımına kadar bizleri bekleyen bir sürü önemli konu vardır. Bunun için isteseler de istemeseler de işin doğası gereği Türkiye ile birlikte hareket etmek kaçınılmaz ve elzemdir.

***

Geçen hafta çok sevdiğim yazar ve editör arkadaşımın bir bloğu olduğunu öğrendim ve bloğa şöyle bir göz attım. İnanın hayran kaldım. Eğer siyaset ve ekonomideki bunalımlara ara verip nefes almak ve kendinize bir iyilik yapmak istiyorsanız bu bloğa göz atmanızı tavsiye ederim: www.dendenblog.com

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Levent Kutay
Levent KUTAY'dan
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Kaan Cenk SALİHOĞLU yazıları