PANDORA

Kaan Cenk SALİHOĞLU
kaan.salihoglu@me.com
Kaan Cenk SALİHOĞLU

Üç stratejik proje

Yayın Tarihi: 15/06/22 07:00
okuma süresi: 10 dak.
A- A A+

Değerli okurlarım bugün size güzel şeylerden, KKTC’nin uluslararası alanda görünürlüğünü artıracak önemli ve bir o kadar da düşük maliyetli projelerden bahsetmek istiyorum.

Yıllardır ülkemizde kimi siyasetçilerin “Kendi havayolumuzu kurarsak sesimizi dünyaya duyurmuş ve böylece de bilet fiyatlarını düşürmüş oluruz” masallarını dinledik. Fakat bu durum gerçeği yansıtmamaktadır. Zira öyle olsaydı KTHY faaliyet gösterdiği yıllarda bu sorunlar çözülmüş olurdu. Bilet fiyatlarının düşmesinin basit bir yolu vardır: Ercan Havalimanı’nda yeni pist, apron ve terminal binası bir an önce faaliyete alınarak yolcu kapasitesi yüksek, büyük gövdeli uçakların ülkemize gelebilmesinin önü açılmalıdır. Böylece arz artacak, tarifeli seferler de ucuzlayacaktır. Fakat tüm KKTC uçuşları Türkiye aktarmalı olduğu için, Türk havayolu şirketleri tüm dış hat seferlerinde olduğu gibi yüksek vergilere tabii tutulmakta bu da bilet fiyatlarını ayrıca tırmandırmaktadır. Ancak bu sorunun çözümü de bellidir. Ya KKTC tanınarak uluslararası uçuşlar başlamalı ya da KKTC uçuşlarına vergi muafiyeti getirilmelidir. Bu aralar kamuoyunda ve kulislerde işitilenlere göre TC ve KKTC hükümetleri biletlerin ucuzlaması için vergi muafiyeti yerine Ercan’ın Türkiye’nin iç hatlarına alınmasını görüşmektedir ki her ne kadar mantıklı bir alternatif olsa da bunun çeşitli sebeplerden ötürü en azından şimdilik ideal bir çözüm olmadığını düşünmekteyim.

Fakat asıl varmak istediğim nokta şu ki, eğer ülkemizi yurtdışında tanıtmak istiyorsak bir an önce gerçeklere dönmemiz, KTHY’nin tekrar kurulması gibi güya bu amaca hizmet edecek yılan hikâyesine dönen kısır tartışmaları bir kenara bırakarak çözüm odaklı çalışmalara başlamamız gerekmektedir. Peki, KKTC’nin sesini dünyaya duyurabilecek çalışmalar neler olabilir? Ben bu yazıda sizlere üç gayri siyasi seçenek sunacağım. Gelin şimdi onlara bakalım.

Uluslararası Haber Servisi

TRT’nin uluslararası yayın yapan TRT World adlı haber kanalı son gördüğüm rakamlara göre dünya çapında 1 milyardan fazla insana ulaşıyor ve yurtdışında beğeniyle takip ediliyor. TRT World, İstanbul’un yanı sıra Londra ve Vaşington gibi yerlerden de yayın yapıyor. Madem öyle TRT ile anlaşma yaparak neden TRT World’un Kıbrıs’ta stüdyo kurmasını ve buradan dünyaya yayın yapmasını sağlamıyoruz? Zira programın başında hangi stüdyodan seslendiğini söyleyen moderatörler İngilizce Lefkoşa, Girne veya KKTC’den merhaba dediğinde TRT World’ü izleyen insanlar KKTC gerçeğini (bir kez daha) duymuş olacak ve Rum’un adanın tek sahibi olduğu iddiası güçsüzleşecektir.

Böyle bir hamle stratejik olmakla birlikte KTHY’nin kurularak Kıbrıs Türklerinin varlığını duyurmasından çok daha etkili olacaktır. Hatta bu stüdyodan Kıbrıs ile ilgili gerçekleri de ara ara vererek platformu sesimizi dünyaya çok güçlü bir şekilde duyurmaya aracı edeceğimize inanıyorum. Tabii gönül ister ki TRT World yerine BRT World gibi kendi kanalımız ve yerli bir markamız olsun ki bu her ne kadar zor olsa da mümkündür. Fakat bizler daha BRTK müdürünün güya seçim yasaklarını deldi diye tutuklanmasını tartışmaktan ve bu olayın üzerinden siyasi prim yapmaktan vazgeçemiyoruz. Haliyle bu işe sağlam bir irade sahip olana ve bazı kesimler Rumlara karşı özgüvenini kazanana kadar önce TRT World markasıyla başlamak en doğrusudur. Bu Rum’un maksimalist tavır ve taleplerine karşın önemli bir stratejik hamle olacaktır.

Film Platosu ve Tematik Parkı

Biliyorsunuz ki Türk dizileri dünyayı etkisi altına almış durumda. Öyle ki Türk dizileri ABD’li prodüksiyonlardan sonra dünyada en çok izlenen yapımlardır. Bu nedenle de Latin Amerika’da yaşayan arkadaşlarımdan İran’a göç eden dostlarıma ve Balkanlardaki tanıdıklarıma kadar birçok kişinin hemen her gün Türk dizileri izlediğini ve bu nedenle de gayet akıcı bir şekilde Türkçe konuştuğunu duymaktayım. Hal böyleyken Türkiye gittikçe dizi ve film prodüksiyonlarına önem vermekte, bu yapımlara devlet tarafından sübvansiyon sağlanmakta ve yeni platolar kurulmaktadır. Yakın zamanda bölgemizin en büyük film platosu olma özelliğine sahip olacak ve Los Angeles’te bulunan Universal Studios Hollywoodtarzında inşa edilen, Ahmet San’ın sahibi olduğu Midwood stüdyo kompleksi İstanbul’da açılacaktır.

Peki, Türk dizilerinin dünya pazarında payı bu kadar büyükken biz neden KKTC olarak Türk dizi ve film yapım şirketlerine yer tahsis edip ülkemizde de prodüksiyonlara yönelmesini teşvik etmiyoruz? Bunun ekonomimize doğrudan ve dolaylı olarak milyarlarca lira getirisi olacaktır. Ayrıca böylesi bir platonun bir bölümünün ziyaretçilere açık olan tematik bir park konseptiyle ele alınması KKTC’ye gelen turistlerin sayısını artıracak ve hâlihazırda burada eğitim gören öğrenciler için önemli bir adres haline gelecektir. Bununla beraber Kuzey Kıbrıs’ın marka değerinin artmasına katkı sağlayacaktır. En önemlisi de dizi ve film çekimleri için Kıbrıs’taki platolara gelecek olan yabancı ve dünyaca ünlü yıldızların adamızı keşfetmesine ve sosyal medya hesaplarından KKTC kareleri paylaşmaları sonucu tanıtımımıza katkısı olacaktır. Az maliyetle büyük fırsatlar sağlayacağını düşündüğüm bu önerinin özellikle kamuoyu tarafından güçlü bir şekilde tartışılması gerektiğini düşünüyorum.   

Uluslararası Etkinlikler

Pandora’nın ilk yazılarında bu konuya yüzeysel olarak bir iki kez değinmiştim. Dikkat ederseniz ülkemizde doğru düzgün (uluslararası) bir etkinlik düzenlenmiyor. Uluslararası etkinlikten kastım özellikle kendi kültürümüzü de tanıtacağımız moda haftasından edebiyata, film ve dizi yapımlarının ödül törenlerinden büyük çapta konser haftalarına kadar çeşitli organizasyonlardır. Elbette KKTC tanınmış değildir ve bunun için uluslararası etkinliklere dünya çapında katılım sağlanması kolay olmayacaktır. Fakat bu imkânsız da değildir. Ayrıca ülkemizin tanıtım projelerine bir yerden başlamak gerekmektedir. Şuna inancım tam ki dünyanın farklı yerlerinden adaya bu vesilelerle ilk defa gelecek olan insanlar buraya âşık olacak ve bir sonraki organizasyonlara katılım gittikçe artacaktır. Nitekim bugüne kadar benim tavsiyem üzerine KKTC’ye gelen herkesten “Keşke önceden burayı keşfetmiş olsaydım” gibi cümleler duydum.

Böylesi etkinlikler film platosu örneğinde olduğu gibi sadece ünlü oyuncu, yazar, müzisyen ve modacıları ülkemize getirmeyecek aynı zamanda organizasyonlara katılmak isteyen birçok insan da adaya akın edecektir. Böylece KKTC’nin uluslararası arenada görünürlüğünü arttırmış olacağımıza inanıyorum. Bunun ekonominin yanında elbette çok önemli bir siyasi boyutu vardır ki bu önerileri özellikle bu nedenle burada sıralamaktayım. Belki bazı okurlar diyecek ki: “Böylesi organizasyonlara kim gelecek? Zaten Rumlar yine gelmek isteyenleri tehdit edecek.” Bu endişeleri elbette anlıyorum. Fakat Rumlar birilerini tehdit edecek diye baştan her şeyden vazgeçmek de bir çözüm olmayacaktır. Aksine sadece güneydeki komşumuzu sevindirecektir. Onların bu toplum üzerinde baskı kurmasına ve motivasyonumuzu düşürmesine artık birlik olup izin vermeyelim. El ele verdiğimizde büyük projeleri hayata geçirebileceğimize ve bu topraklarda tarih yazacağımıza inancım tamdır. Yeter ki biz kendi içimizde dayanışma kuralım. Bunu başardığımız anda bizi resmi olarak birileri tanısa da tanımasa da siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel gücümüzle tüm korku bariyerlerini ve ambargoları yıkacağımıza inanıyorum. KKTC bölgenin Güney Kore’si veya Singapur’u olabilir. İnsan bu satırları ilk kez okuduğunda her ne kadar garipsese de bu oldukça mümkündür. Bunun için milli dayanışma, üretim odaklı ekonomik model, yeni alt ve üst yapı yatırımları ve önceki makaleler de dikkatinizi çektiğimiz birçok proje ve reform hayata geçmelidir. Bu ülkenin (diğer bahsi geçen devletlere nazaran) en büyük avantajı arkasında anavatanın durması, eğitim altyapısının hazır ve insanlarının girişken olmasıdır (bkz. Günsel otomobilin hikâyesi).

Ara başlığa dönecek olursak şunu da belirtmek lazım: Eğer Rum tarafı baskı uygulayacak diye yukarıda saydığım etkinliklerin organizatörlerinin büyük endişeleri olacaksa bu organizasyonlara önce Türk dünyası ve her halükârda Türkiye’nin himayesi altında başlanabilir. İsteyen diğer devletler de istedikleri zaman bu tarz etkinliklere peyderpey resmi olarak katılabilir. Fakat şu da unutulmamalı ki Efes 2022 tatbikatında gün yüzüne çıktığı gibi Türkiye güçlendikçe yabancı devletler Yunanların veya Rumların tehditlerini pek de takacak değillerdir.

Sonuç olarak lütfen artık KTHY gibi önceliğimiz olmayan ve enerjimizi boşa tüketen konularla vaktimizi harcamayalım. Tüm siyasi kutuplaşmaları bir kenara bırakıp cennet KKTC ve onun tanıtımı için çalışmaya gayri siyasi olarak da bir an önce başlayalım. 

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Levent Kutay
Levent KUTAY'dan
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Diğer Kaan Cenk SALİHOĞLU yazıları