Türkiye’nin beka meselesi

Yayın Tarihi: 25/06/24 07:00
okuma süresi: 12 dak.

Ekonomik kriz ve dolayısıyla sosyal huzurun bozulma tehdidinin yanı sıra bugünlerde Türkiye’nin çok büyük iki sorunu vardır. Bunlardan biri farklı uyruğa sahip sığınmacıların sistematik bir şekilde, kitleler halinde ve olabildiğince yoğun şekilde ülkeye göç etmesidir. Bir diğeri ise PKK destekçilerinin bazı Batılı devletlerin desteğini arkasına alarak artık her yerde ve her platformda sözde Kürdistan’ın kurulması taleplerini daha gür bir şekilde dile getirmesidir. Bu nedenle Türkiye tarihinde hiç olmadığı kadar büyük bir beka sorunuyla karşı karşıyadır. Elbette benzer bir durum KKTC için de geçerlidir. Fakat bölge ve bizim için de kilit bir ülke olan Türkiye’nin zora girmesi hepimizi doğrudan etkileyeceği ve ancak Türkiye güçlü oldukça bizdeki sorunlar da peyderpey çözülebileceği için bu yazıyı aylar öncesinden söz verdiğimiz üzere anavatan için kaleme aldık.

Türkiye ne yazık ki son yıllarda eskisinden daha çok bölücü hainleri besleyen ve onlarla asimetrik mücadele eden bir ülke haline gelmiştir. Öyle ki bir yandan Türk Silahlı Kuvvetleri dağda bölücü terör örgütü PKK'yla mücadele ederek şehit verirken diğer yandan onun siyasi uzantıları gerek TBMM’de gerekse yerel yönetimde ülkeye fiilen ve fikren meydan okuyor, ülkenin kaynaklarını “Teröristan”ın kurulması yönünde tahsis ediyor. Buna rağmen Anayasası Mahkemesi’nin, HDP ve DEM’i kapatmamakta ısrar etmesi vicdana sığmamaktadır. AYM bu tutumuna uzun bir süredir bağlı kalsa da sözü geçen partilerin düpedüz terör örgütünün siyasi ayağı olduğu gerçeği değişmemektedir. Öyle ya, geçmişte yapılan polis baskınlarında bu teşkilatlara ait yerleşkelerde Apo’nun posterleri ve bölücü propaganda malzemeleri gibi terör örgütüne ait birçok delil elde edilmişti. Bunun yanında zamanında partinin en üst kadrolarındakilerin sarf ettikleri “Başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz” ve “Türkiye’yi tükürüğünde boğacağız” gibi ihanet dolu cümleleri de unutmayalım. Nitekim bu partilere ait bireylerin Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi makam arabalarıyla dağa para ve gençleri kaçırdıklarını, bürolarında gençleri devşirdiklerini, bundan birkaç sene önce hendek kazmak suretiyle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde adeta iç savaş çıkarttıklarını da hatırlayalım. Bu sebepten dolayı eski genel başkanları başta olmak üzere bugün bu partiyle iltisaklı birçok kişi cezaevindedir. En son birkaç hafta önce Hakkâri Belediye Başkanı aynı nedenlerden tutuklanmış ve yerine İçişleri Bakanlığınca kayyum atanmıştı. Bu bölücü partinin diğer illerde çıkardığı belediye başkanları da araştırıldığında, büyük oranda aynı suçlara bulaştığı görülebilir. O nedenle bu partinin galip geldiği birçok yerde aynı tarifenin uygulanması hukuken ve vicdanen tercihten çok bir zarurettir. Aksi takdirde Türkiye hiç uğruna şehit vermeye devam edecek ve ne yazık ki dolaylı olarak şehitlerin kanı yerde kalacaktır.

Parantez 

Sözü geçen partinin gerek Türkiye’de gerekse KKTC’de Kürtlerin temsilcisi olduğunu öne sürerek ve sözüm ona “Kürt Sorunu” sebebiyle onların mecliste yer alması gerektiğini savunarak bu yapıyı meşrulaştırmaya çalışan, kendini aydın zanneden tatlı su Atatürkçülerine de yeri gelmişken iki çift lafımız olacak. 

Yolundan gittiğinizi düşündüğünüz Atatürk, altı ilkesinden birini milliyetçilik ilan ederek “Türk Milleti” kavramının farklı etnik kökenleri aynı gaye etrafında şekillendiğini vurgulamamış mıydı? (Gerçi Osmanlı döneminde Türkmenlerin özellikle de Alevilerin Kürtleşmiş olduğu varsayılıyor ki buna göre Kürtlerin içinde ciddi oranda asimile olmuş Türkmenler olduğundan yola çıkabiliriz. Bkz: Martin Van Bruinessen’in ilgili eserleri.) Bununla birlikte Atatürk ayrıştırıcı ve bölücü amaç güden herkesle sonuna kadar kararlılıkla mücadele etmemiş miydi? Zaten Kürtler bugün hemen her partide yer almıyor mu? Türkiye’de geçmişte ve hâlihazırda Kürt kökenli cumhurbaşkanı, başbakan, bakan, meclis başkanı, milletvekili, MİT başkanı veya bürokratlar devlet nezdinde görev almadı mı veya almıyor mu? 

Kürt çoğunluğu bu partileri kendi temsilcileri olarak kabul ediyor mu ki onları muhatap alıyorsunuz? Çocukları dağa kaçırılan Diyarbakır Annelerinin ve Almanya’da Alman Başbakan Ofisi önünde tek başına eylemde bulunan Maide Töremiş’in feryatlarından hiç mi haberdar değilsiniz? 

Bakınız, açık konuşmak gerekirse Türkiye’de bir “Kürt Sorunu” yoktur. Sadece PKK’nın başını çektiği bir bölücülük sorunu vardır. Kürtler zamanında elbette büyük zorluklar çekmiştir, ancak Anadolu’da yaşayan birçok kavim ve kesim için de aynısı geçerlidir. Bunun için ülkeyi paylaştırmak mı gerekiyor? Kürtlere verilen her bir ayrıcalık diğer gruplar tarafından da er ya da geç talep edilecektir. Bu ülkeyi geri dönülmez bir çıkmaza sokar. O nedenle yapmayın, efendiler! Ayrıca Kürtlere son 20 yılda tanınan haklar muhasır medeniyet seviyesinin çok üzerindedir. Üstelik zamanında Turgut Özal, Saddam Hüseyin yönetimi altında zora giren Irak Kürtlerine bile üstün yardımlarda, Türkiye’deyse Kürtlerin sıkıntıları bitmesi için üstün hizmetlerde bulunmuştu. Hal böyleyken daha neyin tartışmasını yapıyoruz? 

Son gelişmeler

Gelgelelim son haftalardaki gelişmelere. Genel çerçeveye bakıldığında Türkiye’de 2013 ile 2015 yılları arasında ülkeyi bir felaketin eşiğine getiren sözde çözüm sürecinin bir benzerinin bugün de gayri resmi olarak başladığı anlaşılıyor. Zamanında PKK’nın Türkiye’nin doğusunda kimlik kontrolleri yapmasına ve “Türkiye’de ikinci resmi dil Kürtçe olsun” gibi taleplerin öne çıkarılmasına göz yuman hükümet, yerel seçimlerdeki mağlubiyetin ardından maalesef bölücülere karşı sessizliğe bürünmüştür. Öyle ki senelerdir yabancı haber ajanslarının başlattığı “Türkiyeli” söylemi Türkiye’de şu günlerde ana gündem olmuşken, PKK destekçileri aslen ve uluslararası kıyasla herhangi bir karşılığı olmayan “Türkiyeli” kavramını bilerek öne sürerken ve Türkiye’de kimliksizleştirme ile inkılabın altı oyulmaya çalışılırken hükümetten bu konuyla ilgili herhangi bir sert eleştiri gelmemiştir. Aynı şekilde A Milli Takımının geçtiğimiz Cumartesi Portekiz’e karşı mağlubiyeti sonrasında HDP’nin sözde eski Şırnak milletvekilinin X’te “Biji Portekiz” yazmasına da maalesef iktidar kanadından herhangi ağır bir eleştiri yoktur. 

Bu yaşananlardan cesaret toplayan bölücüler son günlerde gerek sosyal medyada gerekse sokak röportajlarında Türkleri ve Türk devletini alenen tehdit ederek sözde Kürdistan fikrini yüceltecek açıklamalar yapmaya, hatta artık sadece Mezopotamya’yı değil Mersin’e ve Trabzon’a kadar uzanan bölgeyi kendilerine hak gördüklerini açıkça beyan etmeye başlamışlardır. Bunun yanında gerek yurt içinde gerekse yurt dışında Türk bayrağına çirkin saldırılar yapılmıştır. Hatta Doğuda geçen hafta çıkan elim yangında “Katil devlet neredesin?” gibi sözler rahatça sosyal medyada sarf edilmiştir. Buna karşın devlet tarafından bu tavırlara hiçbir müdahalede bulunulmadığı gözlemlenmektedir. Bakınız açık konuşmak gerekirse burada verilen tavizlerin devam etmesi halinde Türkiye’yi çok sıkıntılı günler beklemektedir. Çünkü Türkiye sadece içeriden değil, “BOP”un mimarı ABD ve İsrail desteğiyle Suriye’de kök salan ve gün geçtikçe devletleşen YPG tarafından dışarıdan da bir dar çemberin içine alınmıştır. Aynı şekilde Irak da Kürtleştirilmeye çalışılan ve adeta Misak-i Milli’nin serhatları olan Irak Türkmenlerinin maruz kaldığı baskıyı da hatırlayalım. 

Tabii bunun yanında Avrupa’yı da unutmayalım. Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde Kürtlerin Suriye’de Türkiye tarafından katledildiği propagandası yapılarak, PKK’nın AB kurumlarına Apo lehine afişler asmasına izin verilerek, hatta basında bilgiler çarpıtılarak Kürtlerin Türkiye’de insan haklarının hiçbirine sahip olmadığı yalanları yayılıyor. Böylece Türkiye açık hedef olarak gösterilebiliyor ve itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor. İslamofobinin ve yabancı düşmanlığın arttığı, Türkiye’deki bir Kürt kadar Türklerin geniş haklara sahip olmadığı Avrupa tarafından bunların öne sürülüyor olması tabii işin en ilginç tarafı. Somut olarak konuşacak olursak mesela en az üç buçuk milyon Türkün yaşadığı Almanya’da devlet tarafından hibe edilen resmi bir Türkçe kanalı var mıdır? Anadilde eğitim sağlanmakta mıdır? Berlin-Kreuzberg haricinde hiçbir yerde çift dilde tabelalar mevcut mudur? Sanırım bu soruların cevabının “Hayır” olduğunu açıkça vurgulamak bile gerekmiyor. Ancak üçüncü dünya ülkesi olarak lanse etmeye çalıştıkları Türkiye’de bunların hepsi var. Buradan yola çıkarak AB’nin tek hedefinin Türkiye üzerinden demagoji olduğu anlaşılmaktadır. Bunlar senelerdir boşuna PKK’nın kendi topraklarında yapılanarak dağa takviye sağlamasına izin vermediler. Bunu birkaç gün önce yayımlanan Alman iç istihbaratından sorumlu Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın 2023 yılı raporu da rakamlarla gözler önüne sermektedir. 

Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’nin en yakın zamanda harekete geçmediği takdirde ülkenin er ya da geç bir beka sorunuyla yüzleşeceği acı bir gerçektir. Bunun yanında mevcut ekonomik şartlar ve göçler bu sorunu daha da derinleştirecek birer unsurdur. 

Tek çözüm seçeneği 

Peki, mevcut şartlarda hangi yol haritası izlenmeli? AYM’nin girişte sayılan partileri kapatmadığı ve ilgililere siyasi men yasağı getirmediği takdirde bu partilerle ilişkili olan ve Türkiye’yi düşman ilan eden, aynı şekilde Türk Milleti ve Türk bayrağıyla barışık olmayan, terörle iltisaklı tüm kişilerin vatandaşlıkları iptal edilmelidir. Bu kişilere kendi isteklerine bağlı olarak Kuzey Irak’a göç yolu açık tutulmalıdır. Yine bunun yanında Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerine nüfus dengeleme politikaları uygulanarak gerek yurtdışından gerekse yurtiçinden Türkmen, Türk, Uygur veya diğer soydaşlar yerleştirilmelidir. Bunun yanında PKK’nın yayın organı olan Rudaw ve benzerlerinin Türkiye’deki yayınları derhal sonlandırılmalıdır. 

AB Komisyonu’ndaki görevlerimiz süresince bu bağlamda tecrübeler edinmiş biri olarak bu yazılanların ne ırkçılık ne de ayrımcılık olduğunu, bilakis AB’de uygulanan politikaların bir benzeri olduğunu ve devlet politikası olarak kritik bir stratejik amaç taşıdığını vurgulamak isterim. Bu tezlere Türk bayrağını ve Türkiye’yi benimsemiş samimi Kürt kardeşlerimizin de destek vereceğine inancım tamdır. 

*****

“Belli bir sıcaklığa gelindiği zaman maden erir. Elmas ile kömür birbirinden ayrılır. Sıcaklığın artışı bir ayrıştırma vesilesi olur. Bizim yaşadığımız hayat, karşımıza çıkan insanlar ve hadiseler de bize verilen bir sıcaklıktır. Yeterli sıcaklık derecesine ulaşınca kimin elmas kimin kömür olduğu hızla ortaya çıkar…”

Mecit Ömür Öztürk

#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Mete Baris28/06/24 22:01
Ne kadar sig ve fasist bir yaklasim. Bizimle farkli dusunen herkesi vatandasliktan atalim, yerine bize biraz daha benzeyenleri getirelim, ne guzel cozum, degil? Bu gazeteyse, sen de kose yazariysan, ben da astronotum.

Diğer Kaan Cenk ADASOY yazıları