Konjonktür

Yayın Tarihi: 09/09/26 11:20
okuma süresi: 7 dak.

Cuma günü. Radyo açık.

Kıbrıs Türk Cemaat lideri Rauf Denktaş konuşuyor. Gördüğü rüyayı anlatıyor. Rüyasında karşısında Atatürk:

“Konjonktüre dikkat et, Denktaş.”

O günden sonra “konjonktür” bu adada sıradan bir kelime değildir. Rüyayla kutsanmış, tarihsel otoriteyle mühürlenmiş bir kelime. Sonraki elli yıl boyunca “bekleyin” demenin başka bir yolu olur. Aynı kelime. Anlamı tersine döner; otoritesi kalır.

Sivas’ta konjonktürü dinlemeyen adam, bu adanın rüyasında “konjonktür” tembihlemektedir. Konjonktür mandadan yanayken “kabul olunamaz” diyen Atatürk, Denktaş’ın rüyasında ihtiyat hocasıdır.

Rüyayı iklim yazar.

Ama iklim yalnız rüyaları yazmaz. Neye baktığımızı da belirler.

1990’larda Türkiye’deydim. Magazin her yerdeydi. Televizyonda, gazetelerde, sokakta. Kim kiminle, kim nereye gitti, kim ne giydi. Bir süre sonra bunları okumak için magazin sayfasını açmanız gerekmez. Refleks yerleşir. Dünya önünüze geldiğinde neye bakacağınızı artık bilirsiniz.

Sonra İngiltere’ye taşındım. Daily Mail manşetlerini gördüm. Aynı refleks.

Bazen hayal ederim: Magazin editörü olsam manşeti nasıl atardım?

Homeros, Cassandra’yı altın Afrodit’e benzetir. Manşet hazır:

“Aphrodite Met Her Match!”

Türkiye’de olsaydı:

“Afrodit’in Tahtı Sallanıyor!”

Afrodit kıyameti koparırdı tabii. Kavga büyürdü. Sayfalar dolardı.

Bu arada Truva yanardı.

Ama Cassandra kim? Truva Kralı Priamos’un kızı. Sonraki Yunan geleneğinde Apollon ona kehanet gücü verir. Cassandra onu reddedince Apollon verdiği gücü geri alamaz, ama bir lanet ekler: Cassandra doğruyu söyleyecek, kimse inanmayacak.

Ve öyle olur. Truva’nın düşeceğini söyler, dinlemezler. Tahta at konusunda uyarır, dinlemezler. Truva yanar. Tam da onun söylediği gibi yanar.

Cassandra’nın trajedisi yanılmış olması değildir. Haklı olup kimsenin bakmamasıdır.

Cassandra’nın kaderini hep Kıbrıs Türk sol aydınının kaderine benzetmişimdir. Söylediler. “Bu gidiş doğru değil,” dediler. Uyardılar, yazdılar, bağırdılar. Bir noktaya kadar Yeni Düzen de bu sesin parçasıydı.

Dinleyen olmadı.

Şimdi dinlemeyen kendileri.

Geçen hafta Yeni Düzen, bir CTP milletvekilinin ekonomi üzerine yazısını yayımladı. Yazıdaki temel rakamların yanlış olduğunu için bir düzeltme gönderdim. KKTC İstatistik Kurumu ve Dünya Bankası verilerini yan yana koydum. Aynı ölçüyle karşılaştırıldığında ortaya çıkan tablo, anlatılan hikâyeden çok farklıydı: KKTC ekonomisi son üç yılda dünya ortalamasının yaklaşık üç katı hızla büyümüştü.

Yanıt gelmedi.

Burada mesele benim haklı olup olmamam değil. Verilerim yanlışsa gösterirsiniz. Hesabım hatalıysa düzeltirsiniz. Karşı veriniz varsa koyarsınız.

Ama bakmamak başka bir şey.

Birkaç gün önce bu kez bir CTP’li belediye başkanı çöpten nüfus tahmini yaptı: 800-900 bin. Yeni Düzen bu tahmini sorgulamadan yayımladı.

Oysa atık miktarından nüfus tahmini kullanılan varsayımlara son derece duyarlıdır. Daha önce aynı hesabı ben de yapmıştım. Eldeki verilerle ulaşabildiğim en yüksek rakam yaklaşık 523 bindi. Daha fazlası çıkmıyor.

Burada Şenkul’den önce Yeni Düzen’e düşen bir görev vardı. Gazeteciliğin en eski formülü: 5N1K.

Nasıl?

800-900 bin rakamına nasıl ulaştınız? Hangi çöp miktarını kullandınız? Kişi başına kaç kilogram atık varsaydınız? Hangi ülkeyi veya hangi standardı karşılaştırma noktası aldınız?

Bunları belediye başkanına benim sormam gerekmiyordu. Yeni Düzen’in sorması gerekiyordu.

Üstelik bu ilk kez olmuyor. Salahi Şahiner nüfusu 1,2 milyon olarak hesaplarken Yeni Düzen şu cümleyi aynen yayımlamıştı:

“Elektrikteki tüketimin 3 bin kilovatsaat diliminde olduğunu belirten Şahiner, ‘Tüketilen elektrik 900 bin civarında çıkıyor. Bu da projeksiyon nüfusunun neredeyse iki katıdır.’”

Bu cümle ne demek?

Bilmiyorum.

3 bin kilovatsaat neyin tüketimi? 900 bin nedir? Bunlardan 1,2 milyonluk nüfus nasıl çıkıyor?

Belki Şahiner eksik anlattı. Belki aktarılırken bir şey kayboldu. Belki hesabın benim görmediğim bir açıklaması var.

Ama tam da bunun için gazeteci var.

“Nasıl?” diye sormak için.

Şimdi aynı gazete Şenkul’ün 800-900 bin tahminini yayımlıyor. Yine aynı soru yok:

Nasıl?

Bunun adını da koymak gerekiyor. Bu kötü gazeteciliktir.

Ama mesele yalnızca kötü gazetecilik de değil.

Bir süredir yazdığım şey tam da bu. Yeni Düzen’in yaptığı tek tek hatalardan söz etmiyorum artık. Bir örüntüden söz ediyorum. CTP çevresinden gelen iddialar sorgulanmadan yayımlanıyor; karşı veri geldiğinde bakılmıyor; düzeltme geldiğinde sessiz kalınıyor. Daha vahimi, KKTC ekonomisinin büyüme oranı, milli geliri, nüfusu, enflasyonu gibi en temel verileri üzerinde bile ortak bir gerçeklik zemini kalmıyor.

Bu çevrede siyasetçi var, gazeteci var, akademisyen var. Biri söylüyor, diğeri yayımlıyor, öteki tekrar ediyor. Bir süre sonra tekrar, kanıtın yerini alıyor.

Bunun sonucu yalnızca kötü gazetecilik değildir. Toplumun gerçekliği algılama biçimi sistematik olarak bozulur.

İşte iç konjonktür dediğim şey bu.

Cassandra’nın laneti tanrılardan geliyordu.

Bizimkinin tanrıya ihtiyacı yok.

Çünkü insanın refleksini içinde yetiştiği iklim belirler.

Şimdi Denktaş’ın rüyasına dönelim.

Belki “konjonktür”ü elli yıldır biraz eksik anladık. Konjonktürü hep dışarıda aradık: Ankara’da, Atina’da, Washington’da, Londra’da. Güç dengelerinde, garantilerde, ordularda, büyük devletlerin ne yapıp ne yapmayacağında.

Elbette bunların hepsi konjonktürdür.

Ama bir konjonktür daha vardır: içerideki.

Bir toplumun neyi sorguladığı, neyi sorgulamadan kabul ettiği. Hangi veriye baktığı, hangisini görmezden geldiği. Aynı cümleyi kimin söylediğine göre doğru veya yanlış saydığı. Hangi soruyu sormayı akıl ettiği ve daha önemlisi, hangisini artık sormadığı.

Belki Atatürk’ün Denktaş’a söylediği o cümleyi bugün yeniden okumak gerekir:

“Konjonktüre dikkat et.”

Ediyoruz.

Ama bu kez yalnız dışarıya değil.

İçeriye de.

Çünkü rüyayı iklim yazar.

Kâbusu da.


Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
#mesajınızvar
Levent ÖZADAM'dan
#mesajınızvar
Gözden Kaçmadı
#gozdenkacmadi

Yorumlar

Dikkat!
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.