EROĞLU NE DEDİ? "İLERİCİLER" NE YAPTI?

loading
2 Haziran, Salı
£

8.51

7.56

$

6.77

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

EROĞLU NE DEDİ? "İLERİCİLER" NE YAPTI?


SİM FM'in öğlen haberlerinden öğrendiğime göre, KKTC Başbakanı Dr. Derviş Eroğlu, demiş ki (mealen):

" Olur mu? Ne demektir AB para yardımını belediyelere ve sivil toplum örgütlerine yapacak? Hükümete vermeli...Parayı biz dağıtmalıyız! Yoksa, bunu Aralık seçimlerine yönelik bir içişlerine yönelik müdahale sayarım!"

Hazret, böyle konuşunca, birilerinin de ortaya çıkıp, "yirmi küsur yıldır her seçim öncesinde Türkiye'den gelen paraları oy satın almaya, seçmene rüşvet vermeye alıştı; başka bir seçim kazanma yöntemi bilmiyor ve şimdi de para bulamıyor 'Para' lâfı duymasıyla, 'seçimde oy satın alacaklar!' diye hopladı! "E şu sizin ilçe başkanları, Kalkınma Bankası'ndan aldıkları kredileri bir geri ödesinler de sonra düşünürüz, sizin elinize para vermeyi!" derse ne diyecek? Milletin ağzı torba değil ki! İstemezin biri de kalkıp: " Şu banka batırıp beraat edenlerden alın siz o parayı" derse?! Hem de diyecekler! Bunlarda iman yoktur!!!!

"Otuz yıldır TC'nin gönderdikleri yetmedi; son 'Ekonomik Paket' dolayısıyla Ankara'nın göndereceği bilmem kaç milyon dolar da yetmedi; şimdi AB'a da 'Verin da yeyelim!' diyorlar... 'Yoksa içişlerimize müdahale ettiniz' diyeceğiz... E bunca yıl, demek ki TC içişlerimize müdahale ediyordu, öyle mi? Bunlara kalırsa, öyle... Zaten bu çarpık düzende her ne varsa, 'Türkiye öyle istiyor', 'elçilik bırakmıyor', 'asker elimizi kolumuzu bağlıyor' diyenler de bunlar değil mi?" diyebilecek terbiyesiz, bu toplumda çok! Diyecekler, göreceksiniz! "Merd-i Kipti, şecaatin arzederken, sirakatin söyler" diye bir Osmanlıca lâf vardır. Tenzih ederim ama "Çingenenin yiğidi, övünürlen hırsızlığını anlatır" anlamında bir lâftır... Bunu bile söyleyecek ahlâksızın, bu toplumda sürüsüne bereket! Ayıptır, ayıp! Durun ben size meselenin aslını anlatayım da sayın başbakanımıza haksızlık etmeyin.

Aslına bakarsanız, bence mesele bir yanlış anlamadan ya da anlayamamadan kaynaklanıyor:

Sayın Eroğlu'nun demokrasi anlayışı ile AB'ınki uyuşmuyor, hepsi bu! Nasıl mı? Buyrun anlatayım:

Demokrasinin ilk ortaya çıktığı yer olan antik Atina'da, seçmenler Agora'ya toplanır ve her konuda, hep birlikte karar verilirdi. Oy sahipleri sadece Atina'da doğmuş, Atinalı olan ailelerin soyundan gelenler olduğu ve "vatandaş" sayısı sınırlı olduğu için, "doğrudan demokrasi" denilen bu yöntemi uygulamak, mümkündü. 18.yüzyılın sonuna kadar, tarih demokrasi diye bir yönetim sistemi olduğunu, unutur. 1789 Fransız İhtilâli'ni hazırlayan fikir babaları, "egemenlik ulusundur" derken, yönetimin biçimine de örnek olarak eski Yunan'ı ele alınca, ulus devlette her karar için bütün ulusu bir araya toplayamayacaklarına göre, "temsili demokrasi" denilen bir başka demokrasi türü geliştirirler. Ulus, temsilcilerini seçip bir meclise gönderecek ve onlar da ulus adına ulusu yönetecek yasaları yapacak, hükümeti denetleyecekti! Ne olarak? Milletvekili ... Vekil! Aslı milletin kendisidir...

Temsili demokrasi, krallıktan sonra gelen bir yönetim sistemi olarak, gerçekten de "ehven-i şer" dir! Zaten bu konulara vakıf olanlar bilirler ki "mükemmel bir yönetim biçimi" yoktur... En az kusurlu olan, ehven-i şer olan, en iyisidir! Neyse...

Derken, 1789 ile kurulan bu "Temsili demokrasi"nin de mahzurları bir bir sökün etti! Örneğin kimi diktatör kafalı yöneticiler, "çoğunluk diktatörlüğü" ile demokrasiyi karıştırır oldular..."Seçilmiş kral" olarak atandıklarını zanneylemeye başladılar! Bunun üzerine, demokrasi tanımı, "azınlığın haklarının teminat altına alındığı düzen" şeklinde yeniden yapıldı! Bazı parti kodamanları, milletvekili listelerini hazırlama yetkilerini kullanarak, partileri kendi çiftliklerine çevirdiler... Böylece mecliste oturanların, milletin mi; partinin başındaki tiranın mı vekilleri olduğu, tartışılır oldu... Kimi diktatör kafalı ve köylü kurnazı başbakanlar, hükümet olmakla, mecliste çoğunluk grubunun başkanı olmak avantajını etik yokluğu dolayısıyla bir birine karıştırıp, meclisin denetim fonksiyonunu ortadan kaldırdılar, v.s.

Yüce rabbime şükür, bizde bunların hiçbiri yoktur ve olmadığından da sayın Eroğlu'nun böyle şeylerden de haberi olmayabilir! Normaldir! Ne var ki bazı geri kalmış ülkelerin geri kafalı parti başkanları, başbakanları bunları yaptığından, "demokrasi" yi çoğunluk diktatörlüğüne çeviren bu gibilere karşı, Batı Avrupa'da belki de yüzelli yıldır, bu sorunlar tartışılıyor. Örneğin parti başkanlarının milletvekili listeleriyle oynamasına karşı, İngiltere'de Dar bölge seçim sistemi uygulanır! Ülke çapında daha çok oy alanın mecliste azınlıkta kalması ihtimaline karşın, vekilleri parti başkanının oyuncağı yapmak daha büyük bir mahzur olarak görülür ve dar bölgelerde, her seçim bölgesinden bir vekil seçilerek, isteyenin ve halkın tuttuğunun tek başına da girip kazanabilmesinin yolu, hep açık tutulur!

Bunun gibi, en azından son yirmi yıldan beridir de iktidarın merkezden, çevreye doğru taşınmasının, yâni yayılmasının, yani tekel olmaktan çıkarılmasının ve ülke düzeyinde merkezi iktidarla, yerel iktidarların gücünün eşitlenmesinin ve sivil toplumun da özellikle bu iktidara eşit biçimde güçlendirilmesinin, meclisteki denetimsizliği zapt-ü rapt altına almak yoluyla, demokrasinin ruhuna daha çok hizmet edeceği konuşuluyor! Merkezden çevreye doğru yayılan bu iktidar paylaşmasında, başrolü belediyeler ve sivil toplum örgütleri oynuyorlar!

Şimdi, AB Kıbrıslı Türkler'e yardım yaparken, yerel yönetimleri ve sivil toplum örgütlerini, işte bunun için muhatap kabul ediyor! Kendi demokrasi anlayışlarının bir gereği olarak! Italya'da, çok etnili bir özerk bölge olan Bolzano'da kurulu koca bir akademi var bu konuyu araştırıp, fikir üreten: Avrupa Akademisi, diye...

Derviş Bey'in itirazı, Brüksel'de anlaşılamayacaktır! Son yirmi yıldır, bu konuda düşünen, yazan, konuşan herkesin fikir birliği içinde olduğu "iktidarı yerel yönetimler ve sivil toplumla paylaşarak daha da demokratikleşme" fikrine karşı çıktığı sanılarak, Le Pen ile ayni kefede değerlendirilmesine yol açacaktır. Bu, haksızlık olur, yazıktır!

Ne de olsa kendisi şimdilik bizim başbakanımız olarak göründüğüne göre bu derekede algılanması, doğrusu benim betime gider! Tahsin bey, Taçoy falan ya da DP'li bakanlar kendisini bir uyarsalar, diyorum! Onlar bilirler... Hiç duymadıysa bu konseptleri, bir rapor verip biz de anlatabiliriz, yâni!

Bu arada, dünya iktidarı yayarken merkezileştiren Belediyeler Birliği Yasasını destekleyenler de pek bir ilerici çıktılar doğrusu... Pes!

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.