Sayın Davutoğlu'na

loading
26 Eylül, Cumartesi
£

9.77

8.92

$

7.66

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Sayın Davutoğlu'na

Türkiye Dışişleri Bakanı Davutoğlu, "O pankartı gördüğümde, nerede hata yaptık diye düşündüm" dedi…

O düzeydeki bir beyinden, tam da beklenen…

Bir süre önce bir yazımın sonunda, "Kıbrıs sorumluluğunu da Davutoğlu'na verin" demekle, doğru bir tespit yapmışım…

"Hata yaptığınız" noktayı, izninizle söyleyeyim sayın bakan:

Gerek Türkiye'yi yönetenler, gerekse onların etkisi ile Türkiye halkı, bir türlü buranın başka bir memleket, burada yaşayanların da "Başka türlü bir Türk" olduğunu anlamak istemediniz…

Hata budur...

Bunu, anlıyorum ama hatalı.

Çünkü, Türkiye Cumhuriyetini kuran irade ve seksen senede oluşturulan paradigma, sürekli farklılığın bölünme nedeni olacağı korkusu ile yaşadı.

Taner Akçam bir kitabında, "Türkiye Cumhuriyeti, bir korkunun üzerine kurulmuştur. Milli marşı bile, 'korkma' diye başlar" der…

Balkan Savaşı'ndan başlayarak, cumhuriyetin ilk on yılına ve hatta Hatay'ın geri alınmasına kadar geçen süre, Anadolu'da yaşayan Türk halkının ve Rumeli ile Kafkasya'dan gelen göçmenlerin, bırakın bir devleti, vatansız kalma korkusunun da zeminini oluşturur.

Bundan dolayı, "kaynaşmış bir kitleyiz" söylemi, yalnız devletin değil, vatanın da elde tutulabilmesinin alt yapısını oluşturmaktaydı.

Bu bakımdan, kendine Türk diyen, Türklük için savaşan ama "ben farklıyım" da diyen bir topluluk, Türkiye cumhuriyet paradigmasında, kuşku yaratmaktadır.

Anlıyoruz…

Ancak fark, somut bir şeydir…

Kaynağında, 1878'den itibaren farklı tarihler yaşanmış olması yatar.

Dialekt'ten tutun, sosyal yaşamın standardından tutun, geleneklerin bir kısmından geçin, demokratik teamüllere gelin, farklıyız…

Örneğin Anadolu'da devleti ordu kurdu…

Burada halkın bütünü on bir yıl savaşarak, kendi kurdu…

Örneğin buradaki sendikal gelenek, sömürge yönetimi altında bile, savaş koşullarında askeri inşaatlarda grev yapabilme geleneğinden geldi; Türkiye'de bugün bile o düzeyde bir demokrasi yok!

Örneğin öğretmen sendikaları, Kıbrıs'ta milli mücadelenin örgütsel eksenini oluşturduğundan dolayı, en üst düzeyde bir saygınlığa sahip; Türkiye'de öğretmenler bugün bile sendikasız…

Örneğin burada, ûlema İngiliz işbirlikçiliğini sürdürdüğü için, 1913'te medreseler öğrenci bulamadığından kapandı, onların da hiçbir saygınlığı kalmadı.

Henüz Osmanlı idik…

Kadiri Tekkesi 1915'ten beri kayıp…

Mevlevi Tekkesi, 1930'lardan beri bir tür müze…

Bektaşi tekkelerini de siz kaybediyorsunuz…

Mevlâna Şeyh Nâzım-ı Kıbrısî El Hakani'nin her milletten müridi var ama Kıbrıslı mürid bulamıyor…

Sizse buraya külliye yapmaya çalışıyorsunuz!

Örneğin Kıbrıslı kadınların başları, 1930'lardan beri açık…

Köylerde kalıp ya da İslami gerekçelerle başını açmayanların başörtüleri, 1958'de Türkiye'den derin devletin gönderdiği Celal Hordan'ın yönettiği Gençlik Teşkilatı tarafından, Lefkoşa sokaklarında, başlarından zorla alınıp yırtıldığı için, başını örten kadın kalmadı…

Siz bize maneviyattan bahsediyorsunuz!

Örneğin, Türkiye'nin de inkâr edilemez çok büyük katkıları ile Kıbrıs'ta okullaşma düzeyi nerdeyse %100; toplumun %70'e yakını üniversite mezunu…

Herkes bir yabancı dili çok iyi, bir başkasını da derdini anlatacak kadar biliyor. Herhangi bir Avrupa ülkesi ve özellikle İngiltere'de en azından bir evi (yani akrabası) olmayan kimse yok!

Herkesin cebinde, üç pasaport var: Kıbrıs Cumhuriyeti, KKTC ve Türkiye…

Toplumun nerdeyse %30'u bir de dördüncüyü taşıyor: İngiltere…

Kıbrıs doğumluların tümü, iki vatandaşlığın sahibi: KKTC ve Avrupa Birliği…

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı da olunabiliyor ama çok geç!

Orada fırsatını bulanın duraksamadan alacağı, AB vatandaşlığından sonra…

AB vatandaşlığından dolayı, çocuklarımızı bir Avrupa ülkesinde okutmak, Kıbrıs ve Türkiye'de okutmaktan çok daha ucuz bugün…

Hiç mi farkımız yok?

Ne var ki biz Kıbrıslı da olsak Türk'üz ve Türkiye ile duygusal, tarihsel, etnik, kültürel, sosyal, politik, stratejik bağlarımız var.

Ama bu kadar da farkımız var!

Hatanız, oradaki egemen paradigma dolayısıyla, bizi de ille kendinizle homojen bir kitle yapmaya çalışmanızdır.

Bütün yanlışların temelinde bu yatıyor…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.