Andreas'ın sofrasında bir cumartesi öğlen...

loading
6 Haziran, Cumartesi
£

8.57

7.64

$

6.77

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Andreas'ın sofrasında bir cumartesi öğlen...

Rahmetli dedem, Kudrafa'lı idi…

Dağdan tutun, ta denize kadar, o bölgede sevilen biriydi.

Sofraya, sıcak, dumanı tüten yemek konulmasından, nefret ederdi.

O da rahmet isteyen ninem, masaya içecek bir şey içecek bir şey koymayı unutursa da küplere biner, "Ahhh…" derdi… "Cıraları görecen, bir tayikada trabezi nasıl döşer…"

Elbette ninem, bu sataşmanın altında kalmaz, "Be Goronya tilkisi" diye başlayıp, madem ki Rum kadınları bu kadar becerikli, neden vaftiz olup da bir Rum kızı ile evlenmediğinin, hesabını sorardı…

Goronya Tepesi, şimdi Taşpınar, Taşköy ve Kudrafa arasında sınırdır…

Ayrellileri meşhurdur ama 1974'ten beri üzerine çıkabilen yok!

Tepede Etniki Furra'nın bir mevzisi var, söylentiye göre, arazi de mayınlı!

Dedemin o kadar övdüğü bir Rum sofrasına, ben ilk defa elli yaşımda oturdum…

Aklımın kesmediği yaşlarda komşu evlerinde bulunmuşluğum hariç!

Herhalde Bizans'tan kalma, çok gelişmiş bir sofra kültürleri var komşularımızın…

Ama elbette ki "Bizantium" yâni çağdaş İstanbul'a yetişmesi, söz konusu değil…

Kapıların açılmasından sonra, bizim Yedidalga'daki evin, arada bir gelen, konuk bir çifti var…

Lulla ile Andreas…

Her geldiklerinde, eşimle beni davet ederler…

Hiç uydurup gidemememi de politik bir tavır olarak algılarlar.

"Doktor, bir kahve içmeye dahi mi zamanın yok?"

Israrlarının altında yatan neden ise Kıbrıs'ı tanımıyanların anlayamayacağı bir ayrıntı…

Ben Gönyeli Çemberi'nde oturuyorum; onlarsa Kermia'da…

Komşuyuz yani…

Ama iki komşunun arasında, bir sınır, üç ordu ve beş bayrak var…

Dün tatil günü! Evde otururken, ansızın aklımıza esti…

"Şu Lulla'ya gidip, bir sürpriz yapalım mı?"

Yapmasına yapalım da evi nasıl bulacağız?

Telefonu açıp, "Sana bir kahve içmeye geliyoruz, evi tarif eder misin?" dedi eşim…

Çok da kolaymış meğer…

Kontrol noktasını geçince sola dönüyorsun, ilk eczanenin karşısındaki sokakta, okulu geçince, soldaki ev…

Gittik…

Lulla, ırkının bütün özelliğini gösterdi…

On beş dakikada, sofrayı kurmuş…

Andreas bir şişe Femous Graus'u açmış, mutfak televizyonunda bizim Kanal T!

Türkçe konuşuluyor…

Onu bile düşünmüşler…

Epey zamandır içince, ritim bozukluğu başlamasını da boş verip, iki tek de ben attım…

Lulla, habersiz gittiğimiz için, sofranın istenen zenginlikte olmadığından sözü açıp, özür diliyor…

Ben şaşkın…

Eşim, hayretler içinde! "Yahu biz bir kahve dediydik…"

Ayrelli'li, taze baklalı, birkaç çeşit peynirli,bol zeytinyağı gezdirilmiş salatalı, samarellalı tam bir Kıbrıs Sofrasıydı…

Et cinsi olarak, yalnız tavuk!

Anlamını her Kıbrıslı bilir.

Üstüne de Samsı!

Bir ara, sigara içmeye avluya çıktım.

Yılın ilk turunç çiçeklerini de Andreas'ın evinde gördüm bu sene…

Andreas, DİKO'yu destekliyor…

Milliyetçi…

Zaten Makatiotate'nin köyü, Panaya'lı…

"İlk defa bir komünisti seçtik ama hiç de umduğuz gibi olmadı…" dedi bana…

Sanki de bu lâfı daha önce de duyduydum…

"Adios Andreas" dediğimde, "Stogalo" dedi, "spidimu, spidissu…"

Dedem haklıymış!

Nasıl bir memleket bu?

Biz ne biçim insanlarız?

"Evi, evimmiş…"

Biz neden savaştık?

Hey büyük Allah…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.