Halide Güzeloğlu ve müzik eğitimi

loading
29 Mayıs, Cuma
£

8.42

7.57

$

6.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Halide Güzeloğlu ve müzik eğitimi

Bir hafta kadar önce, sabah mail-box' uma baktığımda, aşağıdaki mesajı buldum.

DAÜ Eğitim Fakültesi Müzik Öğretmenliği bölümünde 2011-2012 eğitim yılında part-time olarak çalışan bir bireysel çalgı öğretim görevlisi, 1 öğrenci ile 1 saat ders yaptığı zaman 1 saatlik ücret ödeniyordu. Türkiye'deki müzik eğitimi fakültelerinde de 1 öğrenci ile 1saat ders yapılıp, 1 saatlik ücret ödeniyor. Ama 2012-2013 eğitim yılında DAÜ Yönetim Kurulu'nun almış olduğu bir karar ile öğretim görevlisi öğrencisi ile 1 saat ders yapacak ancak ücreti yarım saat olarak ödenecektir. Bir diğer ifade ile KKTC Anayasası angarya çalıştırmayı yasaklamasına karşın çalgı öğretim görevlisine ders vererek harcadığı emeğin süresi kadar ücret ödenmeyecektir.

Öğretim görevlisi yarım saat ödeneceği için pratikte yarım saat ders yaparsa uygulamada bu süre 25 dakika demektir. Müzik eğitimi yapılan bir bölümde haftada 25 dakika ders ile bir öğrencinin enstrüman öğrenmesi ve mezuniyeti sonrası kendi öğrencilerine bunu öğretmesi eğitimin ticari anlayışa kurban edilişinin en somut örneklerinden birisi olacaktır. Oysa YÖK müfredatında haftada 1 saat ders öngörülmekte ve 1 saat ücreti ödenmektedir.

"Bireysel çalgı" türündeki müzik dersleri için bir akademik personele öğrenci başına 1/2 saat yük yazılır şeklindeki karar, hiçbir amaca hizmet etmeyeceği gibi sanata da vurulmuş bir darbe olacaktır. Bunun yanında Yurtiçi ve Yurtdışından gelen öğrenciler bu kararı duyduktan sonra, DAÜ Müzik Öğretmenliği Bölümünü tercihleri arasından çıkartacaktır."

On sekiz yaşından sonra, haftada yarım saat ders ile bir enstrüman çalmayı öğrenmek, hem de "öğretmen" olacak düzeyde öğrenmek, mümkün müdür? Ders yılını yedi ay hesap edersek, dört yılda, 46 saat yapar! Toplam dört gün değil… Dört günde, gazino çalgıcısı yetişmez! Değil öğretmen!

Lise yıllarımdan beri, müzik, resim gibi derslerde; niçin yeteneği ve merakı olmayan öğrencilerden sanki de birer virtüöz yetiştirilecekmiş gibi uğraşıldığını, neden müzik ve resim kültürü aktarılmaya çalışılmadığını, düşünür dururum! Yeteneği ve merakı olan çocuklara da bir enstrümanı doğru dürüst çalmak öğretilirdi, örneğin!

Bu toplumun müzikle en iç içe dönemi, 64-74 arasıdır… Birkaç tane "misyoner" müzik öğretmeni sayesinde! Zeki Taner, Fikret Özgün, Yılmaz Taner… Zeki Taner'in üç barikat geçerek, bize ders vermeye geldiğini hatırlarım! Fikret Özgün'ün de okul grubumuzu dinlemek üzere, Limasol'dan kalkıp Lefke'ye geldiğini! "Orası Fa Majör değil, Re minördür!"…

Biz, rahatladıkça "dört ucunu goyveren" bir halk olduk! Ne yaparsak, "sureten"! Okulumuza müzik bölümü açar, öğretmensiz eğitim yaptırmaya çalışırız!

Mesele, Zeki Taner adına konferans düzenlemek değil, yeni Zeki Taner'ler yetiştirebilmektir!

Bu yazıyı yazarken, ilk okulda bana nota okumayı öğretmiş bulunan (evet, ilkokulda) öğretmenim Halide Güzeloğlu'nun vefat haberini aldım! Allah hocama rahmet, Feza, Alev ve Mustafa'ya da sabırlar versin!

Ne öğretmenler vardı, bir zamanlar!

Başka masrafları kısın sevgili yönetim kurulu üyeleri… Bize ilk okulda çocuğa alfabe gibi nota okumayı da öğreten, öğretmenler yetiştirin… Eskiden olduğu gibi…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.