Refik Halit sever misiniz?

loading
2 Haziran, Salı
£

8.49

7.56

$

6.77

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Refik Halit sever misiniz?

Türk edebiyatında Türkçecilik akımının öncülerinden biridir Refik Halid Karay! Ömer Seyfeddin'in hikâyeleri kadar güzel ve ünlü öyküleri var! İttihat ve Terakki'nin önemli karşıtlarından biri olarak, Talât Paşa tarafından sürgüne gönderilmiş, ama yazarlığının verdiği tad yüzünden, Cemal Paşa ve daha da önemlisi Ziya Gökalp tarafından sadrazama rağmen, affedilmiştir! Af ne kelime? Gökalp ona bir de partinin dergisi Yeni Mecmua'da sayfa vermiş, başyazı bile yazdırmıştır! Buna rağmen üstad, parti savaşı kaybedip de hükümetten düşer düşmez; karşıt hükümetin önemli mensuplarından biri olarak görev almış, bu defa da Ankara Hükümeti ile takışarak, ( çünkü ona göre İttihatçıdır…) bir sürgün daha yemiş, meşhur "yüzellilikler" listesine girip, on beş sene Halep'te yaşamak zorunda kalmıştır! Bu defaki "affedicisi", doğrudan doğruya Atatürk'tür! Kitaplarını, makalelerini okuyan, "Aleyhimize yazıyor ama güzel yazıyor!" diyen Mustafa Kemal, onun vatan hasreti kokan yazılarına dayanamayarak, kendisini "Özel misafir"i olarak, Ankara'ya davet edip onurlandırmıştır! Rivayet, Yüzellilikler'in affının sebebinin Atatürk'ün Refik Halit sevgisi olduğu yönündedir! Anadolu'ya ilk geçtiği dönemde, telgraflarını yasaklayan bir genel müdür, sonraki dönemde de her yaptığını eleştiren bir yazar olarak Mustafa Kemal'in bu adamı sevmesinin tek sebebi, onun Türkçe'yi kullanmaktaki ustalığı ve bu lisanı bir kültür diline çevirenlerin başında gelmesidir!

Refik Halit'in Türkçe'yi yazmakta yarattığı lezzetin hayranları arasında, ben de varım! Bunu geç keşfetmekten adeta utanır, aradaki açığı kapatmak üzere, başucumda daima bir Refik Halit kitabı tutarım… Siyasi anılarını anlattığı iki kitaptan biridir, Bir Ömür Boyunca… 1960'larda yazmış! Kitabın bir yerinde "Şimdiki Çalışma Bakanı Ecevit" dediğine bakılırsa, 1961'den sonra; 1964'ten önce…

Geçenlerde bir yazımda, yüz yıl önce Türkçe'nin 97bin kelime ile konuşulduğunu, ama şimdi bunun 27bin'e düştüğünü aktarıp, ileri geri söylenmiştim! Üstad Türkçecilik akımının, tescilli öncülerinden biridir! Adını andığım kitabının bir yerinde, "Ziya Gökalp beni kayırdıktan kelli ne korkum olacaktı?" diyor! Ben sadece bizde kullanılır sanıyordum o kelime, Istanbul Türkçesi'nde de varmış! Yazar, Kırım Hanları soyundan geldiğine göre, belki de Bahçesaray'da bile vardı… Kazan'da, Bakü'de, Aşkabat'ta halâ vardır… Başka bir yerde, "curnata" der… Neymiş curnata? Bıldırcın akını… Eli silah tutan her erkeğin üzerine kayıtlı bir av tüfeğinin olduğu bu memlekette unutulmaması lâzım gelmez miydi? Unutmuşuz… "Evvel" der, "ahır" der… Hayvan barınağı anlamında değil, "sonra" anlamında… "Kûrun-u vusta"der, "ilk çağ" anlamında! Nâzım Hikmet de derdi… "Ümmi" der, "kara cahil" de der… İkisini de kullanır! Zaten ustalık, hangisini nerede kullanacağını bilmesinde… "Kuşatma" da der, "muhasara" da…

Kendinin önder olduğu Türkçecilik akımının aldığı hal karşısında, "Osmanlıca'dan din değiştirmiş, şeref-i Türkiyetle müşerref olarak Uyanış adını takınmıştı" der, Servet-i Fünun dergisini anlatırken! "Her deneme namına ne acaiplikler yapmıştık?... Vakit gazetesinin adının da Acun mu, Macun mu, öyle bir şey olması gibi" diyerek, dalga geçer…

Bugün, elimizde o 97 bin lâkırdıdan, 3 bin tane "sözcük" kaldıysa, mutlu olmalıyız…

Milliyetçilik adına, kendi dilini budayan bu anlayış, ibretle incelenmelidir…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.