DEĞİŞEN DÜNYADAN BİHABER

loading
4 Haziran, Perşembe
£

8.47

7.57

$

6.75

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

DEĞİŞEN DÜNYADAN BİHABER


Geçen gün eski yazılarımı karıştırırken, elime 24.8.1989'da Yeni Düzen'de yayınlanmış bir yazım geçti... Demişim ki: "Önümüzdeki yirmi yıl içinde, Yunanistan, Kıbrıs ve Türkiye AET (o zamanki adı buydu) üyesi olup, beraberce ABD (Avrupa Birleşik Devletleri)'ni kurmak üzere yola çıkacaklar. Siz kimi TAKSİM ediyorsunuz, kiminle ENOSİS olacak diye korkuyorsunuz, allahasanız?"

Aslında bu görüşü, bir yıldan daha uzun bir zaman önce o zaman yazdığım Kıbrıs Postası'nda da yazmıştım da sayın Denktaş bana çok kızdıydı! "Ne ortak devleti, işte tekstil falan satacağız biraz!" dediği buydu! Aslına bakarsanız, Rauf bey'in dünya ile ilişkisi, kendi tarihinin başından beri, biraz mutazaralıdır! Kıbrıslı Türkler'i, KATAK günlerinden alıp; KKTC aşamasında gençlere teslim edeceği doğrudur da; (elbette bu arada kendi elleri ile bizi esir edip de gidecek vakti bulursa, o başka!) 1954'te Makarios dünyada sömürge imparatorluklarının çözüldüğünü ve halkların self determinasyon'dan yana olduğunu farkedip, Kıbrıs Meselesi'ni BM çatısı altına taşırken, selefi Dr. Küçük'le birlikte burada müftüyü yemekle uğraşmakta oldukları da bir gerçektir! Değişen dünyanın farkında değildiler... Ufukları Girne Kapısı'nda başlayıp, Lokmacı Barikatı'nda bitiyordu... 1961'de Makarios Bağlantısızlar'ın dört liderinden biri olmak üzere (ötekiler, Tito, Nehru ve Kastro'dur) Bandug Konferansına giderken, Türkiye hariciyesinin aklına uyup, konferansı bir "komünist taktiği" olarak ilan edip karşı çıkarak, BM'de bir daha iflah olmamamıza neden olduğu da bunun gibi bir gerçektir; 1968'de nedamet getirip, "Değişen dünyadan bihaber" bir siyaset yaptığını itiraf edip, Ankara'da bunu ilan eden bir kitap yazıp, kendi parasıyla bastırdığı da!

1991'de yazdığım Kıbrıs'ta Ulusal Sorun'da da "Taksim de öldü, ENOSİS de... Başka kapıya..." diye koca bir bölüm yazmıştım.. (s.92-94) 1996'da, hem de Yeni Demokrat gazetesinde, 29 Mayıs/5 Haziran tarihleri arasında bir dizi yazı yayınladım; ve dedim ki " çözüm ancak ulusötesi değerlerle olur! Bulunacak çözüm, ulusötesi bir devlet olmalıdır"! Ses seda çıkmadı! Tuttum, 30 Ekim tarihinda ayni gazetede, ayni iddiayı bir daha ileri sürdüm.. Kimseden hiçbir yanıt alamayınca, Neler Oluyor Hayatta adlı kitabıma da o makaleleri aldım, Kıbrıslı Türkler'in Tarihi'nin son cildinin son bölümünü de bu konuya ayırdım ve ulusötesi değerleri savundum! Kıbrıslı Türk Kimliği'nin Oluşması isimli kitabımın son bölümünü de olduğu gibi bu konuya ayırdım. Yıl: 1999 idi...Ya hazret bizi ciddiye almıyor, ya da duymuyordu!

Bu son süreçte ortaya çıktı ki yine bir "dünya beni alâkadar etmez" moduna girdi ve gerçeklerle ilişkisini, kopardı!

Annan Planı'nı beğenmeyip; bir görüşe göre " bu vartayı da bir atlatalım, bir daha bu moda girmek yirmi yıl alır; o güne kadar kim öle, kim kala... Bakarsın o güne kadar biz, Pekin'e kadar yürümüş oluruz!" dedi, bir başka görüşe göre, " AB bizim neyimize, bir de savaş çıkarıp Türkiye'nin de girişini engellersek, yeme de yanına yat" diye düşündü... Ve nihayet, son görüşe göre de " Bu işi sallayarak, Türkiye'nin AB'dan müzakere tarihini, Kıbrıslı Türkler'i rehin tutarak sağlayalım da gerisini bit yesin!" taktiği güttü...Ama hangisi olursa olsun, bir kez daha "değişen dünyadan bihaber" olduğunu ortaya koydu!

Ben, Rauf Denktaş'ın mücadele gücüne, davasına inanmışlığına, kendi inanmasa da Kıbrıslı Türkler'in egemenliği diye tutturup, bir halk haline gelmemize neden olmasına büyük saygı duyar, ve sinirli olmadığı zamanlardaki halini, severim de... Neticede, farklı ideallere de olsa, inanmış insanlar birbirini tanırlar, zira ayni kumaştandırlar... Örneğin Şeyh Nazım-i Kıbrısî ile sohbet etmeye de bayılırım... Muhteşem bir zekâdır ama inançlarımız farklı!Şeyh, nihayet öteki dünyayı düzenlemeye çalışıyor, bu dünya üzerinde onu dinleyen yok! Ama Rauf bey, dünyadan kopup kopup, burada kendi aklına uygun bir başka dünya kurmaya çalışıyor! Lefke'deki birkaç evlik dergâh; Şeyh Nazım'a yetiyor. Aklının ve inancının gereğini, orada tatbik ediyor. Beğenen ve ona katılan da gidip biat ediyor! Ama Rauf bey, memleketi dergâhına çevirdi! Şimdi Türkiye'yi de "mürid" yazmaya uğraşıyor! Güzelliğnan ya da "medozori"! Hepimizi gerçek dünyada değil; kendinin aklının kestiğinde yaşamaya zorluyor! Önceleri, yalnız Kıbrıslı Türkler'di elinde oyun kartı olarak gördükleri! Sonra, Kıbrıs Rumları da katıldı buna, sonra, Türkiye Türkleri! Şimdi Yunanistan'dan geçerek, bütün Avrupa'nın da kendi keyfine göre düzenlenmesini ister oldu! Yaşamı, kafasına uydurmaya çalışıyor! İşte tam da bu noktada, idealizminin etik idealizmi çoktan aştığını ve artık felsefi bir idealizmin içine gömüldüğünü görüyoruz! Sanıyor ki: "Annan Planı, öldü" deyince ölür! "BM de kim oluyor?" deyince gerçekten de kendisi dünyanın en önemli ülkesinin cumhurbaşkanı olur, KKTC de ABDnin gücüne kavuşur! "AB bu işe karışmasın" deyince; onlar da "Amman Rauf bey kızmasın!" diye korkar, vaz geçer... "Türkiye AB'a girmesin, uzak doğuya yönelsin" buyurunca, ticaretinin %70'ini AB ülkeleri ile yapan Türkiye'nin kendine kulak assalar aç kalacak olan milyonlarını, sanal ekmek doyuracak!

"Değişen dünyadan bihaber!"... Önüne gelene, sövüp sayıyor! En son, Boğaziçi Üniversitesi'nin düzenlediği bir konferansta, "Annan Planı'ndan başka çözüm yoktur ve görüşmeler hemen başlamalıdır" diyen TUSİAD Başkanı Tuncay Özilhan'ı da "Rumcu" olmakla suçladı; Türkiye'nin saygın diplomatları eski Dışişleri Bakanı İlter Türkmen, Yalım Eralp ve bir yığın akademisyeni de! Çok iyi... Belki böylece 1960'ta buradaki TC Büyükelçisi için söyledikleri de anımsanır! Kendisininkinden başka hiçbir düşünceye saygı göstermiyor! Hiç kimsenin, kendinden farklı birşey söylemesine tahammülü yok! Yaşlı, bir ayağı çukurda bir adam olduğunun da farkında değil; herkesi tehdit ediyor! Her ikide birde "Kendimi işgal İstanbul'unda hissediyorum" deyip, duruyor! "Damat Ferit'in yerinde mi? Vahdettinin mi?" deseniz, yine küplere binecek! Öyle ya 1919'da haline bakmadan çulunu yırtmaya kalkarak, "Devleti yıktırtmam! Statüko iyidir!" diye tutturan, herhalde Mustafa Kemal değildi! Kendinden ve kendi satınladıklarından başka herkesin satıldığını iddia eden de o değil; karşıtları idiler... "Bolşeviklere satılmakla" suçlanan da Mustafa Kemal'di... Demedim ama ha! Meselâ! Mahkemelerde uğraşacak ne halim var, ne de param! İkide birde emekli olamıyoruz biz!

Sanıyor ki o öyle istiyor diye, bu iş de böyle ilelebet sürecek! Birgün "Maraşı vereyim" diyecek, ertesi gün "Maraş vakıftır ata toprağıdır, namustur" diyecek, devrisi gün dönüp "Maraş'ı iskâna açacağım" diyecek; obürsü gün "vereyim da hava alanını açın" diyecek! Bir gün "güneyden pasaport alan vatan hainidir" diyecek; ertesi gün "bu sizin hakkınızdır, gidin alın" diyecek, "devrisi gün, "güneyden pasaport alan oy kullanamaz" diyecek! Aklına estikçe, bunca yıldır hatırlamadığı dişardaki Kıbrıslı Türkler için "oy versinler onlar da!" diyecek; sonra "olmaya da bana vermezler" diye düşünüp, ertesi gün "askerlik yapan, vergi veren oy kullanabilir" buyuracak! E bunca zaman bu adamlar askerlik yapmıyorlar mıydı? Neden oy kullandırılmadılar? Ve sonra başka ülkede yaşayan adam sana ne vergisi verecek? Neyin vergisini? Aç bırakılıp da baba toprağından kovulmanın mükâfatını mı? Ne vergisi? Ne? Allah lillah aşkına, vatanından kovulmuş, "giden de Türk gelen de" diyerek İngiliz tabağı yıkamaya mahkûm edilmiş insanlardan bir de vergi mi isteniyor? Gelir vergisi desen olamaz; tüketim vergisi desen olamaz; katma değer desen değil! Ne bu? Haraç mı? Deli Dumrul vergisi mi? Bir dediği, bir dediğini tutmuyor! Ve bu durum da sonsuza kadar devam edecek sanıyor!

"Bu planda eşitlik yok"dedi... Var! "İki bölgelilik yok" dedi, var! "Egemenlik yok" dedi, var! "Türkiye'nin garantisi yok" dedi, katmerlisi var!

Değişen dünyadan bihaber, kendi sesine aşık, esip gürlüyor... Tarihsel olarak bitmiş bir iddiayı, bizi tarihin ve dünyanın dışında bir paranteze alıp, sürdürmeye uğraşıyor!

Peki, bizim AB karşısında, ve AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti içindeki konumumuz ne olacak? Tek tek vatandaşlık hakları ile mi yetineceğiz? Ve dahası, ne öneriyor?

Hiç!

"Dayanın" diyor; "bu kapişari meselesi devam etsin! " Tarihin gündeminden düştü, farkında değil! Bir kasaba avukatı gibi, ha bire davayı erteletmeyi, kazanç sayıyor!

Siyasi hayatını korkunç bir bozgunla, kendisini tüketerek kapatmaya hazırlanıyor! Zira kendinin dünyada yaşadığından habersiz, uzun egemenlik yılları sonucunda dünyanın kendinde yaşadığını sanmaya başladı... Kendi dar çevresinde herşeye egemen olmakla, yaşama da egemen olabileceği kuruntusuna kapıldı... Bunca yıldır var sanılan bütün nitelikleri, meğer bir kuru inatçılıkmış! O kadar...



banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.