Kalbimiz Soma'da yanıyor her akşam...

loading
5 Haziran, Cuma
£

8.55

7.69

$

6.76

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Kalbimiz Soma'da yanıyor her akşam...

Geçmiş zaman, şimdi ayrıntılarını unuttum ama büyük Marmara depreminden sonra bir Yunan gazetesi, "Dayan Komşu Yettik…" diye bir başlık atmıştı… Gerçekten de Yunan Yardım Heyeti, KKTC Heyetinden önce; Türkiye'de idi… O yazının altındaki makalede, Atinalı yazar, "Ege adalarını mahvedeceğinden korktuğumuz donanma, Gölcük'ten denize açılırken, biz neden gözyaşlarımızı tutamadık?" demekteydi…

Adapazarı'nda yıkıntıların altından çıkardığı küçük kızın hayatta olduğunu görünce, hıçkıra hıçkıra ağlayan o Yunanlı delikanlıyı da ben, hiç unutmadım…

O zamanlar yazdığım gazetede, "bunlar, iki halkın en derindeki duygularının dışa vurumudur" diye yorumlamıştım bu durumu…

O vakitler, Kıbrıs'tan böyle sesler yükselmediydi… Çünkü buradaki durumlar, her zamanki gibi "allangirli"ydi.

Dün Anastasiadis'in, mesajını; Politis'in Türkçe manşetini (Acınızı paylaşıyoruz), AKEL'in ve hele PEO'nun mesajlarını okurken, aklıma gene o çok eski yorumum geldi: İki halkın, en derin duygularıdır bunlar… Nitekim onların da uçağı düşüp, çocuklar öldüğünde, ayni matemi onlarla biz de paylaştık…

Çünkü bu iki halk, bin sene beraber yaşadı… Alâettin Keykubat'ın annesi, Rum'du… Hayatının bir kısmını Bizans sarayında geçirdi… Sonradan Selçuklu veziri yaptığı, Konya'da medresesi bulunan Karatay, dayısı idi… Bir Rum… Bu daha Selçuklu… Osmanlı'ya hiç girmeyelim… 10. Yy'dan, 20.yy'ın ilk çeyreğine kadar, bu iki halk beraber yaşadı…

Onun için şimdi ikide bir kavgaya tutuşuyoruz: Kahve senin miydi, benim mi? Baklava senin mi, benim mi? Dolma kimindir? Hepimizin idi… Hep beraber…

Şimdilik Türkler ve Rumlar arasında politikacıların sebep olduğu korkular yüzünden gizlenen, derine itilen derin duyguları bir yana bırakıyorum…

Bugün, Kıbrıs meselesi yazmıyorum… Çünkü nerdeyse bir madende verilen zayiat; Kıbrıs savaşındakini geçiyor…

Bütün dünyada, çıkarılan bir ton kömürün maliyeti 700 dolar iken, Türkiye'de 128 dolar imiş… Haberiniz var mıydı? Gene bütün dünyada, bir kömür madeni işçisinin ayık kazancı 17bin TL'ye eşit gelirmiş! Türkiye'de özelleştirmelerden sonra 700 liraymış, ortalaması…

Bir maden kasabasında büyüdüm… Babam da evin bütçesini denkleştirebilmek için, fırıncılığın yanında, maden işçiliği de yapıyordu… Bu derdin, hiç de yabancısı değilim yani… Onca yılda benim hatırladığım, Lefke madeninde kaybettiğimiz bir tek işçi var! Daha da varsa, aklımdan çıkmış…

Galerilere temiz hava veren sistem çökerse, içerdeki herkes ölür…

Bu nasıl alternatifi olmayan bir trafodur ki patlar? (Ki maden trafolarının patlaması mümkün değildir, diyordu dün akşam bir mühendis!) Ve hade patlar da nasıl ve neden bir alternatifi bulunmaz? Yani peşinen, "Trafo'da bir kaza olursa, içerdekiler ölür" hükmü mü verilmiş? Evet… Öyle olmuş! Niçin? Dünyada 700 dolara mal edileni, 120 dolara mal etmek için, masrafları kısmak lâzım!

Peki, hadi işletme insafsız, utanmaz, gaddar… Denetçi denilen godoşlar ne iş yapıyorlarmış?

Ölüler üstünden siyaset yapılmaz ama kimdi o birkaç gün evvel, bir iki beribderosu vardır diye kendini patron, iş adamı, burjuva falan filan zannedip fetva veren: "Artık sömürü kalmadı!" İnsanların canlarını sömürüyorlar… Hass…

Bir de sormak isterim: "Sosyalizm B plânı değilmiş, biz yanıldık…" diyen M.Ali Talât'a:

"Beğendin mi usta senin A plânı'nı?" Taziye mesajını görmedim… Utandığından mı? Yoksa bana mı öyle geldi?

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.