Paradigma'nın sonu

loading
31 Mayıs, Pazar
£

8.42

7.57

$

6.82

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Paradigma'nın sonu

Paradigma, kısaca herhangi bir alanda yerleşik yazılı ve yazılı olmayan tüm kurallara ve uygulamalar bütününe verilen bir isimdir. Paradigma bir başka deyişle bir modelin, bir bakış açısının, kavrayış ve anlayışın adıdır. ( Dr. Çetiner.) http://www.searchqu.com/web?q=paradigma nedir&hl=tr&page=1&lr=0&src=hmp

Ciddi bir felsefik ve teorik zorlanma olmadan, bir paradigmanın içinde yaşayıp da onun değerlerini reddetmeniz mümkün değildir. Farklı ideolojilere sahip olup, ayni paradigma içinde bulunmak, olasıdır .

Hiç bir paradigma, sonsuza kadar yaşamaz. Her tarihsel dönem, insanların zihniyetinde yazılı ve yazılı olmayan kuralları ile bir düşünce biçimi geliştirir. İnsanlar, o düşünce doğrultusunda davranışlarına ortak bir eksen bina ederler ve o şekilde davranırlar. Sonra gün gelir, değişen koşullar, yaşamın koşullarını başkalaştırır. Paradigma ölür. Oysa eski koşullara göre şekillenmiş insan zihninde, paradigma bir süre daha yaşamaya devam eder. Çünkü tecrübe ile oluşturulmuştur, doğruluğundan hiç şüphe duyulmamaktadır ve ortalama insanın güvenlik ihtiyacının cevabıdır. Ta ki yeni yaşamın gerçeği, balyoz gibi tepelerine insin. İnsanlar, yıllar içinde oluşturdukları düşünce biçiminin "artık" yanlış olduğunu fark edince, kendilerini güvenlik içinde hissetmezler, gelecek kaygısından paniğe düşerler.

Bizim egemen paradigmamızın ölümü, ta bankalar krizinde başladı, Annan Planı günlerinden gelişti. Ve sanıldı ki "statüko" Denktaş ile UBP'dir Ne var ki sınıflı toplumda, egemen olan bir paradigmaya paralel olarak, bir de Alternatif Paradigma vardır. O toplum düzenine karşı olanların, kendi alt paradigmaları! Kendi "karşıtlıkları"nın onlarda yarattığı bir düşünce ve davranışlar bütünü. Bizim adına ister "sol" diyelim, ister "alternatif" paradigmamız da deyim yerinde ise"cızlamı çekmiştir"! Toplumda olduğu gibi sol içinde de Lenin'in ünlü deyişi ile "yönetenler eskisi gibi yönetemediği gibi, yönetilenler de eskiden olduğu gibi yönetilmeyi istememektedirler." Ortalama insan, düşüncelerini yaşadığı deneyimlerle kendi tecrübesinden üretir. Oysa sol hareketler, ilericilik iddialarına uygun olarak, kendi konumlarının üstüne çıkıp, durumu kuşbakışı irdeleyip, dünya bilgi birikiminin süzgecinden geçirdiği yerel koşulları yorumlayarak, her gün yeni düşünceler, politikalar, ideoloji üretemezse, bunu her gün yeniden yapamazsa, zaten sol olmaktan çıkar, başka bir şey olur. Sol da paradigmasını, 1970'lerde oluşturduğu için, şimdi hem dünyanın, hem Türkiye'nin, hem de adamızın "başkalaşmış" koşullarında, "yabancılaşıyor"!

Yeni sağ paradigmayı, orta sınıflar bu oluşmakta olan yeni koşullar içinde deneyip yanılma yoluyla oluşturacaklardır. Hayatın içinde…

Yeni sol paradigma ise yaratılmaya muhtaçtır, çünkü yaşadığımız düzen sol bir yaşam biçimi değildir ki kendiliğinden oluşsun! Öte yandan, sağ bir paradigma ile de solcu olunamıyor… Bence sol cenahta, asıl şimdi konuşulması, tartışılması ve üretilmesi gereken budur… Solda yapılması gereken, yeni politikalar, yeni bir ideoloji ve giderek yeni bir alternatif paradigma üretmektir. Marx'tan başlayarak, Lenin'den, sosyal demokrat önderlerden, Troçki'den, Gramsci'den geçip, Althusser'de biten bir dizi teorik argüman gösterebilirim. Frankfurt Okulu'na dalıp, Eleştirel Teori'nin kıvrımlarına dalabilirim… Ama nereye gidersem gideyim, okur bilmelidir ki iş, "solcu olmak için, sol teori sahibi olmak ve bunu her gün yeniden üretmekten geçer"… İster Marx'ın Alman İdeolojisi'ne bakınız, ister Lenin'in Ne Yapmalı'sına… Keyfiniz isterse Devlet'in İdeolojik Aygıtları'nı hatmediniz, beğenmezseniz Gramsci'nin Mapusane Mektupları'nı okuyunuz… Eleştirel Teori'ye dalınız yahut da… Hepsinin de dediği, "sol olmak, teori üretmek ve yeniden üretmektir"! Her gün… Sorun, belli bir paradigma içinde sunulan bir karşıt politik projenin, o paradigmanın ölmesi sonucu, anlamsızlaşmasından ibarettir.

Zor mu? Evet zordur… Ancak, sadece adalet talebi, Spartaküs'ten, İran'daki Mazdek Ayaklanmalarından, Osmanlı'daki Şeyh Bedrettin İsyanı'ndan beri bilinir ama her zaman yenilmeye mahkûmdur.

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.