Başkan mı seçilmiş kral mı?

loading
6 Haziran, Cumartesi
£

8.57

7.64

$

6.77

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Başkan mı seçilmiş kral mı?

Bu satırlar yazılırken, henüz sonuç çıkmamıştı ama Türkiye'deki cumhurbaşkanlığı seçimlerini Başbakan Recep Tyyip Erdoğan'ın kazanacağı bir sır değil… Birinci turda, açık arayla…

RTE'ın cumhurbaşkanlığını halk oyuyla kazanması, öteden beri dillendirilen Başkanlık Sistemi tartışmalarının yeniden alevlenmesine elbette ki yol açacaktır. Hükümet partisinden daha çok oy almış hiç kimse, orada dekoratif bir süs olarak, oturmaz. Zaten otursa, seçmeninin yüzüne bakamaz…

En az yirmi yıldır, başkanlık sisteminin bu yürürlükte olan sözde partiler demokrasinden daha verimli olduğunu düşünüp söyleyen biri olduğum, biliniyor… Önceleri beni Rauf Denktaş'ı savunmakla suçladıydılar… Talât'ın cumhurbaşkanlığı esnasında da aynı şeyi savundum… Şimdi de iddiamda ısrarlıyım…

İngiltere gibi bin yıllık gelenekleriniz yoksa, yürütmenin yasamayı kontrol etmesi, denetim mekanizmasını katledip, demokrasinin ırzına geçiyor…

Yalnız, Başkanlık Sistemi derken; can alıcı nokta, yasama ve denetleme demek olan mecliste, yürütmenin sulta kurmasına engel olacak bariyerleri kurmaktan ibarettir… Yürütme, yasamayı kendi sultasında tutarsa, o da "sadre şifa" değildir…

Çünkü, yasama yetkilerini partisel, ideolojik şu ya da bu saikle, başkanın kullandığı veya etkili olduğu başkanlık sistemleri, diktatörlüğe dönüşmektedirler. Örnek, Irak, Suriye, Mısır v.b. Nasır gitti, Sedat geldi, o gitti, Mübarek geldi… Değişen bir şey yok! Kral Faruk bile bunlar kadar muktedir değildi… Kişilerle ilgili değil, sistem bunu doğuruyor. Güney Amerika'dakilerin durumu da daha parlak değildir aslında… Örnek vermeye kalksak, bu sütun yetmez… "El Turco"sundan, Peron'una ve hatta Chavez'inden Castro'suna…

Başkanlık Sistemi'nin başarı ile uygulandığı tek yer, gerçekten de ABD'dir… Bunun tarihsel sebepleri var. "Birleşik Devletler" İngiltere'ye karşı kurulurken, "kurucu koloniler" dedikleri eyaletleri ve o süreci incelemeden anlaşılmaz bunun nedeni. O zaman da neden bu sistemin ABD'de demokrasi, diğer bazı ülkelerde ve hele Orta Doğu'da diktatörlük yarattığı, anlaşılamaz. Birey hakları üzerine bina edilmemiş herhangi bir toplumsal düzende, başkanlık sistemi diktatörlük doğuruyor.

ABD'de sistemin temelini, yürütme ile yasama arasında tam bir ayrışma oluşturur. Yürütme, Başkan'a bağlıdır ve bütün sorumluluk, başkanındır. Ama bunun karşısında, yasama da yasa yapma ve denetlemeden ibaret olan görevini, tam anlamıyla yerine getirir. Başkan'ın parti aidiyeti dolayısıyla, yürütmeyi de kontrol etmesi, fiilen imkânsızdır. Bunun, koşulları da nerdeyse fiziksel anlamda oluşturulmuştur. Örneğin, seçim sistemi değil başkanın, parti yönetimlerinin bile müdahale edemeyecekleri bir düzen altında yapılır. Her şeyden önce, Dar Bölge'ye çok benzeyen bir sistemle yapılır seçimler. Her seçim bölgesinden, bir vekil ya da senatör seçilir. Böylece seçilenler, herkesten önce veya çok, seçmenlerine karşı borçlandırılırlar. Zira, ön seçimler bile, bütün halkın katılımı ile ve yargı denetiminde yapılır. Olmaya ki herhangi bir seçilen, partiden birilerinin "işini yapmadı" diye, "kesilsin"! Karar halkındır… Milletvekilleri ve senatörler, seçilmek için parti merkezlerinin, delegelerinin ve hatta üyelerinin değil; halkın genel oyuna muhtaçtırlar. Temsilciler Meclisinde, "grup kararı" diye bir mekanizma yoktur. Ayni partiden seçilmiş başkanın getirdiği bir yasa önerisini, ayni partiden bir milletvekili veya senatör, reddedebilir. Parti disiplini diye bir kavram kullanmak, ayıptır. Birey hakları, herhangi bir aidiyetin sorumluluklarının önünde geldiğinden, seçilmiş bir vekilin kararını da parti aidiyeti değil; kendisi verir. Hesabı da parti değil, o öder… Yürütme, kendi yetkilerini; Yasama'nın çizdiği çerçevede kullanır ve önce ona hesap verir. Yasama tarafından denetlenir… Ama asıl sorumluluk paylaşımı, elbette ki halkın karşısında olur. Başkan, bütün yürütme yetkilerini kullanır, ve halka hesabını kendi verir. Parti'nin hesaplarını ise tek tek seçilmişler öderler kendi seçim bölgelerinde… O sistemde Yürütme ile Yasama, erkin farklı iki başıdırlar ve dikkatle birbirlerinden ayrılmıştırlar. Ve bu durum, yerel yönetimler düzeyinde de korunur… Emniyet müdürü seçimle gelir, yargıç seçimle gelir, savcı seçimle gelir, defterdar seçimle gelir… Her eyaletin kendi meclisi aynı sistemle seçilir… Dolayısıyla parti kumpası ile ne başkan ketempereye getirilebilir ne de halk…

Gelelim bize ve Türkiye'ye:

İş buraya gelince, önce seçim sisteminizi değiştirmeniz gerekecek… Sonra seçim kanunlarınızın tümünü… Sonra Siyasi Partiler Yasası'nı… Sonra? Meclis İç Tüzüğü'nü… Bütün parti tüzüklerini… Hepsinden önce zihniyeti… Ve bütün siyasal alışkanlıklarınızı… Zaten Ekmel bey daha bunu bile anlayamadığından "yadırgandı"!

"Parti disiplini" denilen kavram, siyasi hayatınızdan silinip çıkarılmadan, o sistem diktatörlüğe dönüşmeden uygulanamaz… Kanıtı etrafımızda cirit atıyor… Saddam, Esad, Mübarek…

Başkan mı seçeceksiniz? Seçilmiş kral mı?

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.