Ölmeye yer arayan güvercin…

loading
6 Haziran, Cumartesi
£

8.57

7.64

$

6.77

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Ölmeye yer arayan güvercin…

Bazı şeyleri yazmanın, galiba zamanı geldi… Sosyal medyadaki saçmalardan seçmeler, bazı konuları genel kamuoyunun gündeminde de tartışmayı, zorunlu kılıyor… Süreç henüz devam ettiğinden, bazı isimleri açıkça yazmayacağım. Okur beni affetsin…

Zamanın birinde, parti bana bir görev verdi… Bir başka milletvekili arkadaş ile birlikte, kadın örgütümüzden bir heyetle, AKEL kadınları ile bir yemek yiyecektik… Otobüse bindik, gittik… Öğle yemeğinin yenileceği salonun girişinin sağ yanındaki uzun bir masa, bize ayrılmıştı, oturduk. Birkaç kişi, hoş geldiniz demeye geldi… Selamlaştık! Derken, salon hareketlendi… Şimdiki genel sekreter ile birlikte "dost" partinin istihbarat sorumlusu olduğunu bildiğim Katsuridis, (adını yanlış yazabilirim, hiç mesele değil. Zaten önemsiz bir adamdır…) Romanos Diagenos havasında salona girip, gidip baş köşedeki bir masaya kuruldular. Masadaki çiçeklerden, orasının protokol masası olduğunu, anladık. Biz kendi halkımızla kapı girişinde, oturuyoruz… Hazret, ne" yasu" ne "galosu", yüzümüze bile bakmadan, kürsüye çıktı, bir nutuk irad eylemeye başladı… Anlamadan dinliyor ve zannediyorum ki "iki toplumlu bir etkinlik" olduğuna göre, "kardeş parti" bize de söz verecek… Ne gezer?

Bizim "yoldaş", kürsüden indi, masasına kuruldu ve yemek servisi başladı… Ona ha! Bize değil… Bize de dendi ki: " Yemek self servistir, buyurun sıraya girin…"!

Kalktım, protokol masasına gittim… Bir sandalye çekip, oturdum. "Yoldaş"ıma dedim ki: " Ben hiç makam meraklısı değilim… Kendi halkım arasında oturmaktan da gurur duyarım. Ancak, sen parti yöneticisi isen, ben de parti yöneticisiyim… Sen milletvekili isen, ben de milletvekiliyim. Sen beni hakaret etmek için mi davet ettin? Bu nasıl iki toplumluluk? Bu nasıl eşitlik?"

Cevabı ne oldu biliyor musunuz?

"Sen psödo milletvekilisin!" Evet… Bu şimdiki genel sekreter Kiprianu da yanında, dinliyor! Yanıtım?

" Asıl sensin psödo! Kıbrıs Cumhuriyeti'ni 1963'te çaldın ama kendinin olduğunu iddia ettiğin toprağa egemen değilsin! Bana hiç değilsin… Egemen'miş gibi yapıyorsun sadece… Yalancılık varsa, benim durumumda değil, senin durumunda vardır… Ben, seçmenlerimi temsil ediyorum, başka da iddiam yok! Ama sen beni temsil edemediğin halde, edermiş gibi yapıyorsun… "

Dışarı çıktım… Aramızdaki bazıları, "Vaz geç yahu! Burada da sorun çıkarma" dediler… O masada oturmakta olan bir Rum hanım da geldi: " Lütfen içeri dönün, yoldaşımıza az söylediniz! Daha da çok şeyi işitmesi lâzım…" dedi…

Döndüm… O masaya oturdum… Ama yemek yemedim… Eksik bıraktıklarımı da söyleyip, ayrıldım… Bu ilk örnek…

İkincisi:

Uluslar arası bir toplantıya gidiyoruz. İktidar partisi milletvekili olarak, grubun lideri benim. İstanbul'da fark ettik ki bir milletvekilimiz, TC pasaportunu yanına almamış. Yeşilköy'den çıkması yasak… Çünkü tanınmayan bir pasaportla seyahat etmeye izin veren de suçlu oluyor… Getirtebilir miyiz, getirtemez miyiz derken, getirtemeyeceğimiz meydana çıktı. "Tamam" dedim, arkadaşıma… "Sen geri gidiyorsun, ben yalnız gidecem!" Bu konuşmayı duyan rahmetli İnal Batu, yanıma geld… Sorunun ne olduğunu sordu… Anlattım… "Ben" dedi, "bir halkın temsilcisini, seyahat belgesi sorunu var diye Kıbrıs'ın kuzeyine hapsedeceksem, yuh olsun benim diplomatlığıma da TBMM üyeliğime de…" Yeşilköy'deki meseleyi çözdü… Doğrudan Dışişleri Bakanı'nı arayarak! Çıktık… Gideceğimiz ülkede, uçak inince, benden beş dakika izin istedi! O ülkenin meclis başkanı ile görüştü bu defa da… Beş dakika sonra, o meclis başkanı yanıma geldi: " Seçilmiş bir milletvekilini ülkemize sokmamak saygısızlığını gösteremeyiz! Ancak sizden küçük bir ricam olacak. Bunu açıklayıp, başımıza iş açmayın! Sizin Rumlar'ı hiç çekemem…" dedi… Girdik… O kadar… Çıktım, nutuk da attım konferansta…

Dün bir arkadaş, İmmanuel Kant'ın bir sözünü hatırlattı:

" Güvercin, havayı kullanarak uçar ama devamlı olarak da havanın direncinden şikâyet eder. Ve sanır ki hava olmasa, çok daha rahat uçacak! Bu yanlış bir sanıdır…"

Dostum da buna, "tersine sağduyu" dedi…

Saçma bir "tersine sağduyu" içinde yüzen bir çevre var! Uyarmakla iflah olmazlar ama hiç değilse başkalarını da hasta etmelerine, engel olmak lâzım…

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.