Yumurta mı? Tavuk mu? değil bu...

loading
4 Haziran, Perşembe
£

8.49

7.62

$

6.76

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Yumurta mı? Tavuk mu? değil bu...

Osmanlı günlerinden beri, bizim memlekete siyaseti ile hukuk ilişkisi, tarsine anlaşılmaktadır. Önce Tanzimat (1839) ve sonra da Islahat (1856) Fermanları ile bu adada kurulan Meclis-i İdare'lerde, memleketin "Müslüman" ve "gayri Müslim" "milletleri", eşit temsil edilmekte idiler.

İngilizin ilk valisi Sir Wolsley, Londra'ya yazdığı ilk raporlarda, "adadaki Osmanlı yönetiminin, İsviçre kadar demokratik" olduğunu kaydeder! (Hayalleriniz yıkıldı, değil mi?) Bütün Arabistan'ı Osmanlı'nın elinden alan Kahire'deki Arap Bürosu'nun başından, Filistin Valiliği'ne oradan da Lefkoşa'ya gelmiş bulunan, Elenofil'liği ile ünlü Sir Ronald Storrs da anılarında, Kıbrıs'ın Osmanlı günleri için, "Bir kâfir idaresi idi ama son derecede demokratikti" diye yazar bu eşitlikten bahisle!

Zurnanın zırt dediği yer, 1882'de İngiltere'nin adaya yeni bir anayasa yapmaya girişmesidir. Kurulacak Kavanin Meclisi'nde, adalı halkların, nüfus oranlarına göre temsil edilmesi esasını getiren bu yeni anayasaya, Kıbrıslı Türkler, daha o zamandan itiraz ederler! Seçimleri ve meclisi boykot edeceklerini bildirirler. Osmanlı Dışişleri Bakanı Kara Todori Paşa, yazdığı protesto notasını, Londra büyükelçisi Muzurus Paşa eliyle, İngiliz Dışişleri bakanına iletir ve Kıbrıs'ta halklar arasında "eşitlik" ister… (Evet, yanılmadınız! İkisi de Rum! İmparatorluk nasıl olunur sanıyorsunuz?) İngiliz sözünden dönmez, bizimkiler de boykot tehdidini ileri götürmez! Kıbrıslı sadrazam Kâmil Paşa, dedelerimizi ikna eder ki böyle boykot moykot gibi sıra dışı yöntemlerle sonuç alınamayacaktır, İngiliz'e meydan okumak, iyi bir şey değildir… Ve bizimkiler seçime katılıp, 1882 Anayasası'nın; mecliste halkların eşit değil de nüfus oranına göre temsil edildiği o metnin, hem hayata geçmesine neden olurlar ve hem de teyid edilmesine!

O günden itibaren İngiliz dönemi, sürekli bir anayasa hukuku kavgasının sahnesi haline gelir… Her sene meclisin açıldığı ilk gün, Rum temsilciler ENOSİS isterler; Türk temsilciler ise temsiliyette eşitlik! Bütün sömürge dönemi boyunca, gelen giden onca "plân" (ki çoğunu Türkler kabul etmiştirler) "self government" önerileri, şunlar bunlar ve en sonunda Zürih sürecinde yapılan 1960 Anayasası ve hatta son Annan Planı görüşmeleri sırasında yapılan yüzlerce komite toplantısında görüşülen meselelerin tümü bu hukuksal kavganın parçalarıdırlar. Taa o 1882 Anayasası ile bozulan, Osmanlı'nın Tanzimat düzenlemeleriyle sağladığı eşitlik kavramına, bir daha ulaşılmaz.

Yılını unuttum ama Denktaş-Kliridis görüşmeleri, devam etmekteydi; kapılar henüz kapalı! AB bir work shop düzenledi Pile'de… Her partiden de temsilci davet ettiler… Ben de Serdar Denktaş'ın danışmanı sıfatıyla katıldıydım. Adamlar, İtalya Aşağı Tirol'den bir hayli profesör getirdiler, bize AB içinde azınlık olmanın, hiç de fena bir şey olmadığını anlatıyorlar! Sözünü ettiğim "akademisyenler"in hepsi de hukukçu! Konuştukları hukuksal İngilizce'yi anlamak, çok zor! Siz, ilk cümlede "ne demek istedi be bu adam" diyene kadar, o beş cümle daha söylüyor! Yanımdaki Keti Kliridis'e döndüm, "Ben bunları anlamıyorum! Yazılı versinler de okuyup gelelim" dedim… O da gülümseyerek, "Ben avukatım, ben de zor anlıyorum, bırak konuşsunlar da en sonunda anlaşacak olanlar, biziz… Biz birbirimizi anlarız…" dedi…

Huyum kurusun, dilimi tutamam bilirsiniz… Sonunda söz aldım ve dedim ki: " Bize burada AB'nin azınlık hukukuna anlatıyorsunuz ama boşuna gayret! Burada azınlık olduğunu kabul eden biri yok! Ve ayrıca, bizim Kıbrıs Sorunu belâmız, hukuksal değil, siyasi bir meseledir… İtalya'da yaşayan Alman'lar için yapılmış düzenlemeler, Kıbrıslı Türkler'i ilgilendirmiyor!"

Sanırım adımı o gün çizdiydiler ama bülbülün de çektiği, dili belâsı…

Bizim, yazının başından beri anlatmaya çalıştığım süreç dolayısıyla, siyaset mahkeme kararları ile yapılır zanneden başının üzerinde yürümeye çalışan anlayışımızı onlar da fark etmiş, hukuksal olarak bizi ikna edince, Kıbrıs Sorunu'nu çözebileceklerini ummaktaydılar…

Oysa, siyaset hukuka tabi değildir… Tam tersidir! Hukuku siyaset yapıyor…

  1. Dünya Savaşı'nı Hitler kazansaydı, bu şimdi bazılarımızın nerdeyse önünde secdeye vardıkları uluslar arası hukuk, böyle mi olacaktı? Veya soruyu başka türlü sorayım: Bu önünde huşu içinde eğildiğiniz "uluslar arası hukuk"u, Roosvelt, Churchill ve Stalin'in topları ile tanklarının yaptığının farkında değil misiniz?

Gökten mi geldi sanıyorsunuz?

Yoksa, 2. Dünya Savaşı'nı mahkeme kararı ile mi kazandı müttefikler? AİHM öyle mi karar verdi?

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.