Yerellik - Evrensellik

loading
7 Haziran, Pazar
£

8.57

7.64

$

6.77

KÖR GÖZE PARMAK

Doç. Dr. N. BERATLI
nazim.beratli@kibrispostasi.com
Doç. Dr. N. BERATLI
A- A A+

Yerellik - Evrensellik


1986 yılı sonlarıydı sanırım... İhtisasımı tamamlayıp adaya dönmüş ve o zamanki Sağlık Bakanımız'ın partilerine katılma çağrısına uymadığım için, işsiz kalmış; Güzelyurt'ta özel bir klinik kurmaya çalışıyordum... Bir yandan da memleketin fikir dünyasını, siyasetinin doğasını kavramak üzere, beni tanıyanların bildiği okuma nöbetlerimden birini yaşamaktaydım. O dönem gördüğüm bir özellik, önceleri gazetelere "konuk yazar" olarak, sonra da "gadimici" köşe yazıları yazmamın da nedenini oluşturdu! Sözünü ettiğim özellik, kavramların alabildiğine "özgürce" kullanılması idi! İnsanlar, birinden hazzetmelerine ya da hazzetmemelerine bağlı olarak, övgü ya da sövgü zanneyledikleri birtakım kavramları, gelişigüzel sıralarken, aslında o kavramın gerçekten tanımladığı, çerçevesini çizdiği düşünceden ne kadar habersiz olduklarını ortaya koyduklarını da farkedemiyorlardı! Örneğin adamın biri kalkıp; rahatça ve gönül ferahlığı ile "Yunan Emperyalizmi"nden dem vurabiliyor; emperyalizm kavramı ile ilgili hiçbirşey bilmediğini ortaya koyarken, eleştirildiği takdirde size de "Urumcu" deyip, işin içinden çıkıveriyordu! Eğer kalkar da "Merkantilizm, kolonyalizm, emperyalizm nedir, ne değildir? Hangi sömürü biçimi nasıl tanımlanır, irredentizm (yayılmacılık) ile emperyalizm arasında dağlar kadar fark var" falan filan diye meseleyi aydınlatmaya girişirseniz, bu kez de alnınızın tam şakkına yiyeceğiniz damga, "entel, şinik, kendini beğenmiş, karierist" falan türünden, yeni bir küfür dalgası oluverirdi! Ya da bu defa da tartışma ortasında "Faşist Makarios" diye bir laf geçer, siz de "dur be birader, ulusçuluk ile faşistlik de farklı şeylerdir" falan demeye kalkar, tartışmanın düzeyi karşısında hastalar olurdunuz!

Uzun lâfın kısası, dünyanın her yerinde bir konuyu iyi araştırıp, o konuda bilgi birikimi sağlamadan konuşanlar yadırganırken, bizde bir konuyu iyi bilenler; bilmeyenler tarafından, "e bizim de fikrimiz yok mu?" diyerek yadırganmaktaydı...

Aslına bakarsanız, yıllar sonra farkettiğim gerçek, yerellik ile evrensellik arasındaki çekişmenin, bize yansıyan yanıydı. Burayı bir tür "taşra, kenar mahalle v.s." olarak kabullenip, o "kenar mahalle"de kendi yetersizliği ile başbaşa kendine bir yer edinmeye, evrensel meseleleri de metropolde yaşayanlara terketmiş olanlarımızla; kendini evrensel değerlere adapte edip, burayı da evrenin herhangi bir parçası olarak algılayıp, hiçbir metropolde doğmuş olmayı, evrensel meselelerde bizden daha fazla söz söyleme hakkını, hiçkimseye vermemiş olduğunu düşünenlerimiz arasındaki zihniyet farkıydı, yaşanmakta olan! Uzun yıllar, sömürge aydını (bu özel bir tanımdır, kendi tarifi olan bir kavramdır, kimseyi aşağılamaya yönelik değildir) olarak yaşamış olmaktan gelen bir ruh hali, "büyük" meselelerin çözümünü metropollerde doğmuş olanlara havale edip, kendini "yerel" sorunları için "zırıldamakla" sınırlandırmakta; evrensel kavramları da kendi yerelliğinde, yeri geldikçe eksik-aksak kullanmaktan yüksünmemmekteydi. Bu zihniyet, ideolojilerle de bağımlı olmayıp, sağımız yüzyıl kadar bu gibi meseleleri Britanya'ya havale ettikten sonra, elli yıldan beri Türkiye'ye bırakıyorken, solumuz da Moskova, Pekin ya da Tiran'dan medet ummayı ve kendi yerelliğinin sınırları içinde, kendi kendine yetmeyi,yeğlemekteydi! Türkiye'den gelen üçüncü sınıf üniversite "hocaları"nın fetvalarını huşu içinde dinleyen sağcılarımızın karşısında; salak Rus diplomatların ya da üçüncü sınıf Rus parti "aparatçik"lerinin yazdığı, beşinci sınıf risaleler karşısında secdeye varan solcularımız da eksik değildi!

İşte tam da o zamanda ortaya çıkıp, Fransızların çok sevdiği o deyimle "i"lerin noktalarını yerine koymaya, tartışmalarımızı evrensel ölçeklerde, kavramsal düzeye taşımaya kalkanlar, iki camii arasında beynamaza döndüler!

Şimdi sınırların aralanmasıyla, ellili yaşlara ayak bastıktan sonra tanımaya başladığımız komşumuz Kıbrıslı Rumlar arasında da elde edilen onca zenginliğe karşın kafa yapısının ayni sınırlamanın burgacında kıvranmakta olduğunu, yerellikle evrensellik arasında, ince bir denge üzerinde salnınan bir sarkacın, yavaş yavaş salınmakta olduğunu farkediyoruz!

Kıbrıs'ta kavramlar, gerçek içeriğinden bağımsızlaştırılıp, yerel kaygıların verdiği güdülenmelerle, içerikleri yeni baştan oluşturularak yeniden üretiliyorlar ve ondan sonra o kavram artık dünyanın tanıdığı, bildiği kavram olmaktan çıkarken, aslında evrenselliğini de yitiriyor! Burada, yeniden üretilen kavramlar, artık ayni adı taşısa da evrenselin ötesinde, yerel anlamları tarif ediyorlar ama bu durumun doğal sonucu da adadaki düşünce yapısının da soyut, yabancılaşmış, yerel bir düşünce yapısı haline gelmesi oluyor! Zira düşüncenin alt yapısını kavramlar oluşturur ve farklı kavramlarla düşünmek, farklı bir zihniyet; farklı bir ideoloji, farklı bir kültür ve farklı bir yaşam oluşturmanıza, yol açar!

Yerel sorunları, evrensel kavramlarla düşünmek ile bu; birbirlerine taban tabana zıt şeylerdir. Yerel sorunları evrensel kavramlarla düşünmek; yani yerel sorununuzu evrensel ölçeğe vurmak; onu çözmenize yol açar! Oysa bizdeki, Orta Doğu kurnazlığımızla belki de evrensel ölçüleri, endek göndekle çarpıtıp, adını muhafaza ederken içine bizim sakat doğrularımızı doldurarak; yerel sorunlarımızı bunlara (yani aslında "gerçek" olmayan, olsaydı bunca sorunu yaratmayacak olan, bu bakımdan "yanlış" olan değerlere) vurmaya ve her sorunu böylece daha da çetrefil hale getirmeye yol açıyor! Güney Kıbrıs'ta AKEL/Papadopulos takımının; kuzeyde ise Denktaş ekürisinin içinde kıvrandıkları tuzak, işte budur!

Rauf Bey, dünyanın bugün ulaştığı aşamada, kendisine soğuk savaş yıllarında tanınan fırsatların artık verilemeyeceğini, anlayamıyor! Kendi kurduğu düzenin Kıbrıslı Türkleri yok etmeye doğru götürdüğünü kavrayamıyor ve "Kıbrıslı" Türkler olmadan; ne Türkiye'nin ne de kendi kafadarlarının bir "Kıbrıs Sorunu" olamayacağını bir türlü realize edemiyor! I. Dünya Savaşı sonrası koşulları ile 11 Eylül sonrası koşullarını birbirine karıştırıyor! Ve dünyanın kendi zihnine göre yeniden şekillenebileceğini sandığını göstererek, "olmaz"a doğru yelken açıyor! Elli yıldır yönettiği gemiyi, kendisinin "davası"nı, akıntılar değil bir buzdağına; dimdik kayalara doğru hızla sürüklerken, "tam yol" diye bağırmayı, hedefe doğru tutarlı bir yürüyüş sanıyor! Neden?

"AB istiyorlar ama daha AB'ın ne olduğunu bilmiyorlar" diyor ama, aslında kendi dünyadan tamamıyla bihaber zira bütün evrensel kavramlara, son elli yılda burada kendi yeni içerikler uydura uydura ve sadece onlarla düşüne düşüne, evrensellik karşısında yabancılaştı; kendi yerelliğine önce taptı, şimdi de kurban oluyor! Eşitlik, egemenlik, federasyon, garanti, devlet, ulus, ulusçuluk ve daha niceleri! Bunların evrensel içerikleri ile Rauf Bey'in zihnindeki anlamları farklı!

Öte taraftan, güya evrenselliği yakaladığını sanan AKEL/ Papadopulos takımı da Rauf Bey'den farklı değiller. Onlar da AB'nin gün gele Türkiye'yi buradan zorla çıkarabileceğini, ya da Türkiye'yi yönetenlerin gün gele AB'a girmek için buradaki askerinin tümünü, gönderdiği bunca göçmenin tümünü tamamıyla geri çekmek zorunda kalacaklarını sanıyorlar! İstese bile, hiçbir Türk hükümetinin gücünün buna yetmeyeceğini akledemiyorlar. Onlar da kendi yerelliklerine tutsak! Demokrasi, kimlik, insan hakları, federasyon, globalizm kavramlarının evrensel anlamları ile bunların kafalarındaki kendi ürettikleri içerik denk düşmüyor ve onlar bunun farkında değil! Uzun yıllar demokrasiyi çoğunluk diktatörlüğü, kimliği çoğunluğa biat etme, insan haklarını sadece kendileri acı çektiğinde başvurulacak bir silah, federasyonu, çoğunlukla azınlığın oransal işbirliği (yani çoğunluğun hükmetmesi); globalizmi de Türkiye'ye karşı kullanabilecekleri bir avantaj olarak düşüne düşüne onlar da dünyadan yabancılaşmış yerel bir zihniyetin tutsakları haline gelmişler ama söylemleri kendilerini ele vermiyordu, bunca yıl! Şimdi takke düştü, kel göründü!

Kıbrıs Sorunu'nu 2004 Mayıs ayına kadar çözeceğiz! Rauf bey ve güneyde Annan Planı'na karşı olmak konusundaki müttefikleri istedikleri kadar dirensinler! Ama önümüzdeki bu kısa süreçte, yapmamız gereken bir yığın iş arasında, kavramları evrensel içerikleri ile de öğrenmek ve yerelliği reddedip, buranın da evrenin herhangi bir parçası olduğu; hiçbir yerin taşrası olmadığı ve bizim de hem Kıbrıslılar ve hem de bireyler olarak hiç kimsenin yardımına muhtaç, kenarın insanları değil; evrensel kültürün eşit yaratıcılarından olduğumuzu kavramamız da var! Devlet, ulus, ulusçuluk, ulusötesi değerler, globalizm, sağ/sol, liberalizm - neoliberalizm, marxizm-neomarxizm, kimlik, egemenlik, ortaklık, federasyon, insan hakları, yerellik, evrensellik, eşitlik, emperyalizm, sosyalizm... Ve daha yığınla kavram... Bunların evrensel anlamlarını hatmetmenin, özümsemenin, yaşamın her anında evrensel bir mahlûk gibi davranıp, öyle düşünmenin zamanı geldi! Obür türlüsü, ya bizim adımıza düşünenin kölesi olmaktır; ya da yerelliğe teslim olup, evrensel değerlerle yabancılaşa yabancılaşa, yok olmak!

Taşralı sömürge insanı olduktan sonra, kimin taşrası olduğunuzun hiç önemi yok! İster Londra'nın, ister Ankara ya da Atina'nın, isterseniz de Brüksel'in taşrası olun! Taşralı sömürge insanı olduktan sonra, nicelik farkıdır geriye kalan! Ve globalizm hakkında birçok görüş vardır ama bence en doğru olanı, bunun insanlığın ürettiği bütün değerleri tek tipleştirmesine izin vermenin, tarihin yarattığı bütün değerleri ortadan kaldırarak, insanları tek tipleştirmesine izin verilmesinin, sonunda demokrasiyi de ortadan kaldırabileceğine yol açabileceğine ilişkin kaygıdır! Mao'nun katıldığım bir sözünü anımsatmak zorunda hissediyorum kendimi:

"Bırakınız yüz çiçek açsın, bin fikir yarışsın!"

Ot değil, çiçek olmak lâzım!

banner

Yorumlar

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.